Nisan 06, 2019 09:12 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İtiraz tek AKP'ye hak

Aydınlık:

Gıda fiyatları dünyada yüzde 3 düştü, bizde yüzde 50 arttı

Yenişafak:

F-35’ler İsrail’i panikletti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Emre Kongar 5 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçimler âdil ortamda yapılmadı ki...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçimler ne yazık ki yine adil ve eşit bir propaganda ortamında yapılamadı:Bu nedenle belediye başkanı seçilen bütün muhalefet adaylarının, özellikle de Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın başarıları, normal koşullarda yapılan seçimlerin sonuçlarına göre çok daha önemlidir.Seçimler sanki ortalık güllük gülistanlık iken, her şey kuralına göre uygulanmış ve son derece âdil ve demokratik bir ortamda gerçekleştirilmiş gibi çözümlemeler, irdelemeler, tartışmalar yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Oysa seçim gecesi yazıp gazeteye yetiştirdiğim 1 Nisan tarihli yazımda da belirttiğim gibi, Türkiye’de seçimler, 12 Eylül 2010 Halkoylaması’ndan beri âdil ve eşit koşullarda yapılmıyor, yapılamıyor:

1) Çünkü seçimler, Anayasa’ya göre yargı denetiminde yapılır ama yargı 2010’dan beri iktidarın siyasal etkisine açık hale getirilmiştir.

2) Üstelik, Olağanüstü Hal, OHAL koşullarında yapılan Halkoylamaları ile Anayasa değiştirilip yetkiler icranın başındaki tek kişinin eline verilince, farklı partilerin/görüşlerin bazı propaganda olanakları bile, vali ve kaymakamların iznine bağlanmıştır.

3) Bırakınız iktidarın medyanın tümüne yakın kısmını doğrudan kontrol ederek kendi halkla ilişkiler bülteni gibi kullanmasını, demokratik devletin tarafsızlık ilkesine uygun davranması gereken ve halkın vergileriyle finanse edilen TRT ve Anadolu Ajansı bile doğrudan iktidar taraftarı olarak hareket etmişlerdir.

4) Tarafsızlık yemini etmiş olan Cumhurbaşkanı, doğrudan propaganda etkinliklerine çok yoğun ve en sert biçimde liderlik etmiş, bununla da yetinmemiş, muhalefet adaylarını doğrudan muhatap almış ve eleştirmiştir.

5) Bazı partilere ve adaylara “ihanet” ve “terör” suçlamaları yöneltilmiştir.

6) İktidarın İstanbul adayı, Meclis Başkanlığı’ndan ayrılmadan makamının bütün olanaklarıyla kampanyaya başlamış, “Seçim siyasal faaliyet değildir” diyerek bu tavrını meşrulaştırmaya çalışmış, bunun hukuken olanaklı olmadığını anlayınca, ancak adaylığı resmen onaylandıktan sonra görevinden istifa etmiştir.

7) Üstelik 2019 seçimleri, iktidarın değişmeyeceği, seçilecek belediye başkanlarının ise bu iktidarla çalışmak zorunda olduğu, dolayısıyla zaten iktidarın avantajlı olarak girdiği seçimlerdi.

İktidar bundan önceki seçimleri de:

1) Açıkça eşitsiz ve adaletsiz koşullarda...

2) YSK’nin mevcut yasalara açıkça aykırı olan bazı kararlarıyla...

3) Çeşitli şaibe iddialarıyla...

4) Üstelik de bazılarını OHAL baskıları altında...

Yaptırdı ve sonuçlara olan itirazları da “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diye alaya aldı. Bu açıdan iktidarın tamamen kendi denetimi ve egemenliği altında yapılan bu seçimlerin sonuçlarına, kaybettiği yerlerde yaptığı itirazları ve bu sonuçların, dalkavuk medya tarafın­dan “darbe” diye nitelenmesini nasıl yorumlamalı bilmiyorum...

…***

Rıza Zelyut, 5 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “Türk kışı olur”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP, İstanbul seçimini yitirince “Yandaş Medya” denilen demokrasi düşmanı medya, darbe çığlıkları attı. Çarşamba günü Star denilen gazete, “Sandıkta darbeyi Kim örgütledi?” diye açıkça darbe çığlıkları attı. Aynı demokrasi düşmanı kervanın elemanlarından Yenişafak gazetesi de AKP’nin seçimi yitirmesini, “Çokuluslu müdahale” diye niteliyor; FETÖ ve PKK işi gösteriyordu.Bu kara propagandacılar, Marmara Denizi’nin kıpkızıl olacağını bile söyleyebildiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hatırlatalım ki bu kirli adamlar Türkiye’yi iç çatışmaya sürükleyerek Amerika’nın ülkemize müdahalede bulunması için çalışan ajanlardır.

Bu seçimi liderler açısından değerlendirirsek: Yitiren, açık ara Tayyip Erdoğan’dır.

Kazanan ise CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. Çünkü, büyük şehirlerdeki Tayyip Erdoğan egemenliğine son vermiştir. Böylece de genel başkan basamağından lider basamağına yükselmiştir.

Bu seçim, Türkiye’ye yeni bir siyasal lider hediye etti: Ekrem İmamoğlu...

Sürecin başında bizim de pek tanımadığımız ve az şans verdiğimiz Sayın İmamoğlu, tam da “Yumuşak Güç” denilen tipten bir politikacı olduğunu gösterdi...

Artık, Tayyip Erdoğan’ın karşısında ondan çok daha güçlü ve kapsayıcı bir lider var. Bu, tıkanan Türkiye için gerçekten de bir şanstır. Bu seçimlerin bir de ideolojik boyutu var: AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı yitirmesiyle Ortaçağ sona ermekte, Cumhuriyet Çağı yeniden başlamaktadır. Bir başka deyişle “Cumhuriyet’in reklamarası AKP(2002-2019)” bitecektir.

Sonrası mı? İşte ondan korkarak bu seçimleri “Darbe yapıldı!” yalanı ile iptal ettirmeye çalışıyorlar ya...

Bu öyle bir zihniyettir ki: Üç gün önce, “Dünyanın en güvenli seçimleri bizde!” diye övünür ve kazandıkları seçimleri kutsar... Üç gün sonra yitirince, “Bu seçim dünyanın en güvenilmez seçimi!” diyerek tükürdüğünü yalar.

…***

Mehmet Faraç, 5 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “31 Mart’ın perde arkası, sandık kaosunun asıl nedeni”başlıklı yazıısnı okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye, toplumun sosyo-ekonomik olarak derin bir girdapta çırpındığı bir dönemde gitti 31 Mart seçimlerine...Bırakın son 17 yıllık siyasal sarsıntının her alanda dayattığı vahim sonuçları; özellikle son 2 yıldır yaşanan ekonomik sıkıntılar, tarımda- sanayide- ihracatta çöküşe, işsizlikte, geçim sıkıntısında ve sosyolojik vakalarda artışa yolaçmasına rağmen, toplum gerekli "refleks"i gösterdi mi acaba?..Türk halkı, siyasetten kaynaklanan kendi sorunlarının üzerine gitti mi, yarınlarına sahip çıktı mı, ülkenin gidişatıyla ilgili duyarlı davrandı mı, bu konuda "sandık"ta yeterince görevini yaptı mı?..”diyen yazar, yazısınınn devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Toplum; ülkeyi 17 yıldır adeta kasıp kavuran yandaşlık ve yolsuzluk pervasızlığıyla, memleketi toplumsal çatışmaya sürükleyen bir siyasal anlayışla ilgili gereğini yapabildi mi?..Şüphesiz bu sorunun onlarca yanıtı olabilir... Örneğin, muhalefet cephesinden bakıldığında ortada gerçekten bir zafer var ama bu bile yeterli mi yukarıdaki soruların yanıtı için?..AKP'yi var eden ve 17 yıldır ayakta tutan, İstanbul ve Ankara gibi iki kentin CHP safına geçmesi bile yukarıdaki sorular için umut verici bir yanıt mı?..Evet; başta CHP olmak üzere muhalefetin önemli bölümü belki 1989 yerel seçimleri sonrasında görülmemiş bir dirençle çabaladılar ve hem sandığa sahip çıkılması hem de şaibelerin önlenmesi konusunda müthiş bir performans gösterdiler...Yalnızca sandık kurullarındaki hakimiyet değil, son günlerde özellikle İstanbul'da seçim kurullarının kuşatılarak "hile"nin önlenmesi konusunda da CHP milletvekillerinin ve İstanbul örgütünün yürüttüğü mücadele gerçekten dikkat çekicidir...11 milyon oy heba oldu...Ancak asıl mesele muhalefetin hep olması gereken direncinin 31 Mart seçimlerinde ilk kez zirve yapması değil, asıl sorun ülkeyi sosyo- ekonomik alanda esaret altında tutan AKP'ye karşı toplumun tamamı görevini yapabildi mi?..Bu soru demokrasinin tamamen yerleşmesi konusunda en önemli unsur olsa da, aslında toplum görevini tamamen yapmış olsaydı bugün İstanbul'da sandık krizi de yaşanmamış olacaktı... İşte bu yüzden gelelim asıl meseleye:Türkiye genelinde 194 bin 678 sandıkta oy kullanması gereken 57 milyon 93 bin 410 seçmen var...İşte bu seçmenlerden 9 milyondan fazlası ne yazık ki sandığa gitmedi...Ülkenin neredeyse ezici bir çoğunluğu AKP'nin artık gitmesini beklerken, 9 milyondan fazla insan sorumsuz davrandı ve demokrasiye, ülkenin gidişatına katkı sunmak varken oyunu kullanmaktan kaçındı...Sorun yalnızca sandığa gitmeyenlerde değil, oyunu -bilinçli ya da bilinçsiz olarak- doğru kullanmayan seçmenler de İstanbul'da ve diğer bazı kentlerde yaşanan karmaşaya katkı sundular!..Çünkü 48 milyon 340 bin kişinin oy kullandığı Türkiye genelindeki seçimlerde ne yazık ki 2 milyondan fazla oy geçersiz sayıldı...Evet; sandığa gitmemek kadar, sandıkta doğru davranmamak da demokrasinin tam yerleşmesine engel oldu...31 Mart; sandığı "protesto" eden ya da gitmeyen 9 milyonu aşkın seçmenin yanı sıra, oyunu doğru kullanamayan ya da bir şekilde "geçersiz" hale getirenler yüzünden de 2 milyonu aşkın oyun heba edildiği bir seçim olarak tarihe geçti...Velhasıl, 11 milyondan fazla oy boşa gittiği için Türkiye halen seçim karmaşası yaşıyor.