Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Binali Yıldırım’ın kardeşinin kaydı da kaydırılmış!
Aydınlık:
ABD pusuda, içeride kargaşa, dışarıda teslimiyet
Milli gazete:
Pazar yangın yeri!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Özcan Yeniçeri, 15 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçimi değil zihniyetinizi yenileyin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyaset bir iddia, tez, ideal sahibi insanların uhdesinde halk yararına işleyen bir araç haline gelir. Kamu yararına anlatacağı hikâyesi olmayanların yapacağı bir iş değildir, siyaset. Siyaset ayıran eylemi, buyuran söylemi, tepeden bakan tutumu olanların yapacağı bir iş de değildir. Kötümserlik, bozgunculuk ya da felaket tellallığı yapmak da siyaset değildir.Kamplaştırmaya değil kucaklaştırmaya, ayrıştırmaya değil birleştirmeye, ötekileştirmeye değil içselleştirmeye katkı sağlayan siyasetler katma değer yaratır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İyimserlik, umut ve güven telkin ettiği ölçüde topluma katkı sağlar.Seçim meydanlarında övünmek, dövünmek ve aşağılamak siyaset değildir. Asarım, keserim, içeri tıkarım, haddini bildiririm ise siyasetin üslubu değildir.Muhalif ittifakını dörtlü çete, zillet ittifakı, illet gibi olumsuz kavramlarla tarif etmek siyaset değil sosyolojik anlamda cinayettir. Birliğin, bütünlüğün, bir araya gelmenin ve beraberliğin ortadan kaldırılması demektir. Ötekileştirme, kamplaştırma, cepheleştirme ise doğrudan doğruya halkın bir kısmını diğerine karşı kuşkulu yapar.
31 Mart seçimlerini iktidar, yerel yönetim seçimleri olmaktan çıkardı bir milletin hak/batıl arası tercihi, hain/kahraman savaşı, olmak ya da olmamak mücadelesine dönüştürdü.Hep iktidar konuştu muhalefet ise lütfen izin verildiği ölçüde konuştu.Kısacası 31 Mart yerel seçimlerinde olmaması gereken ne varsa o oldu, olması gereken ne varsa da o da olmadı. Halk da bunu gördü.Sonuçta seçimler yapıldı. Büyük şehirlerde muhalefet küçük şehirlerde iktidar, kentlerde muhalefet, köylerde iktidar, batıda muhalefet doğuda iktidar kazandı. Bu sonuçlardan alınacak dersler olmalıdır!İktidarın on yedi yıllık icraatları sonunda halkın itirazıyla karşılaştı. Halk nezdinde iktidarın yaptığı hatalardan bazıları şunlar:"Metal Yorgunu" diyerek seçilmiş belediye başkanlarını görevden aldı. Ancak görevden aldığı eski başkanların gönlünü almadı! Gönüllerini kırdığı insanlarla gönül belediyeciliği yapmaya kalktı.AK Parti'nin müzmin iktidar elitlerinden eski bir başbakanı İstanbul'a, eski bir bakanı İzmir'e, yeni bir milletvekilini Ankara'ya büyük şehir belediye başkanlığına aday olarak gösterdi!Hemşerisini başkan yapmayı düşünen hemşerilere her şehirli adaylar dayatıldı.Halk bu duruma hem merkezi yönetimde hem de yerel yönetimde hep mi bu iktidar seçkinleri dayatılacak? Sorusunu seçimlerde sormuş oldu.
…***
Faruk Çakır, 15 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Adalet ve ekonomi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adalet ve ekonomi sıkıntılar yaşanan sahalarımızın başında geliyor.Adalet sisteminin arzu edilen seviyede olmadığı hususunda adalet bakanları da, iktidar mensubu siyasetçiler de, hukukçular da, eğitimciler de velhasıl herkes müttefik.Aynı ittifakın ekonomideki sıkıntılar hususunda da geçerli olduğunu söylemek mümkün.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Siyasetçi olsun ya da olmasın herkes Türkiye’nin ciddî ekonomik sıkıntıları olduğu hususunda ortak kanaat taşıyor. Sadece bu sıkıntıların sebepleri noktasında ihtilâf var. İktidar mensupları bu sıkıntıların ‘dış mihrak’lar neticesi yaşandığını ifade ederken, muhalefet ya da başka sivil toplum kuruluşları bu noktada idarecileri sorumlu tutuyor. Kim sorumlu olursa olsun ortada inkâr edilemez bir gerçek var: Türkiye hem adalet hem de ekonomi noktasında ciddî dertlerle karşı karşıya.
Elbette dertlerin tesbit ve teşhis edilmiş olması çok önemlidir, ama bir o kadar önemli olan şey de bu dertlerin hangi yollarla tedavi edileceğidir. Kimileri bu dertlere karşı ‘pansuman’ tedavisi tavsiye ederken, kimileri de haklı olarak ‘ameliyat’ tavsiye ediyor. Peki, bir kanser hastasının pansuman tedbirlerle tedavisi mümkün olur mu? Türkiye’nin içinde bulunduğu dertler basit ‘diş ağrısı’ safhasını çoktan aşmış durumdadır. Bu bakımdan köklü bir ‘hak, hukuk, demokrasi tedavisi’ne ihtiyaç vardır.
Bu noktada, TÜGİAD Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Denetleme Kurulu Başkanı Avukat Osman Ertürk Özel’in “Adalet sistemine olan güven yeniden temin edilmeli” tesbiti önemli.
Avukat Osman Ertürk Özel, ‘MAG Business’e verdiği röportajda şu tesbitlerde bulunmuş: “Asıl olan adalet sistemine karşı güvenin yeniden temin edilmesi. Bu güveni temin edebilmek için de adalet sistemi içerisinde görev yapan herkesin büyük bir farkındalıkla hareket etmesi gerekiyor. Daha sonrasında ise avukatlık mesleğinin itibarını arttıracak hamlelere ihtiyaç var. Avukatlık sınavı bunlardan biri. Prestijli hukuk fakülteleri ve tam donanımlı hukuk fakültesi mezunları ise diğer olmazsa olmazlar.”
Dertlerimizden biri de ekonomideki sıkıntılar olduğuna göre bu mesele de hafife alınamaz. Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Av. Osman Ertürk Özel’in ‘ekonomi için de adalet’ hatırlatması önemli: “Tüketici güven endeksi rakamlarına bakılırsa insanlar mevcut Türk ekonomisini güvenilir bulmuyor. Seçim neticesi ne olursa olsun uzun bir seçimsiz dönem bizi bekliyor. Bu ciddî bir avantaj. Bu süreçte kalıcı birtakım hamleler ile piyasadaki tüm oyunculara güven verilmeli. Özellikle de yabancı yatırımcıların özendirilmesi gerekiyor. Bunun ilk şartı da hukukî güvenilirliği yüksek, demokrat, özgür ve dışa dönük bir Türkiye portresi yapmak. Bu daha önce başarıldı, yine başarılabilir. Ümit etmekten geri durma lüksümüz yok. Çok çalışmalı, çok üretmeli ve iyi pazarlamalıyız.” (Basın Bülteni, 13 Nisan 2019)
Kim ne derse desin, “Hukukî güvenilirliği yüksek, demokrat, özgür ve dışa dönük bir Türkiye portresi”ni ortaya koymadan ekonomi sıkıntılarımızı aşmamız mümkün olmaz.
…***
Mustafa Karaalioğlu, 15 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “31 Mart’ın sisteme sunduğu fırsat”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyasal istikrar arayışları bizim gibi uzlaşma ve empati kültürü zayıf ülkelerde öncelikli meseledir. Böyle olduğundan koalisyon iktidarları bir türlü itibar kazanamamıştır. Önce ANAP ardından da nihayet AK Partili yıllarla düzenli ve sürekli tek parti idaresinin gerçekleşmesiyle yakalanan ekonomik kalkınma da “istikrar” kavramının kıymetini artırmıştır. O kadar ki, 7 Haziran 2015 seçiminde kaybedilen iktidar çoğunluğunun ömrü 1 Kasım’a kadar süren kısa bir parantezden ibaret kalmıştır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Toplumun siyasal istikrara ilgisi ve ihtiyacı aşikardır. Hatta, AK Parti’nin her seçimdeki açık üstünlüğüne rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan tarihi bir hamleyle ülkeyi başkanlık sistemine de taşıyarak siyasal istikrarı kalıcı hale getirmeyi başarmıştır. Bundan sonra merkezi iktidarda ittifaklar belki kaçınılmaz olacak ama en azından klasik koalisyon modeli yaşanmayacaktır. Öyle de oluyor…
31 Mart mahalli seçimlerinde muhalefetin büyükşehirlerdeki başarısına rağmen neticede iktidar değişmeyecek, değişmediği gibi Erdoğan yönetiminde 4 yıldan daha fazla yoluna devam edebilecektir. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan da seçim gecesi yaşanan kafa karışıklığı içinde önce bu gerçeği hatırlatma gereği duymuş ve önümüzdeki dönem iktidarın kendisinde olduğunun altını kalınca çizmiştir. Bu yaklaşımıyla bir açıdan da ittifak ortağı MHP lideri Bahçeli’nin seçim öncesinde dile getirdiği “İstanbul ve Ankara belediyeleri giderse Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tartışılır” tezini de geçersiz kılmıştır. Bu tez doğru değildir ve 24 Haziran zaferinin dumanı üzerinde tüterken merkezi iktidarın tartışılması söz konusu olmayacaktır. Üstelik de Cumhur ittifakının oyu hala yüzde 50 bandının üzerinde seyretmeye devam ederken… Bilakis, mahalli seçimlerin ortaya çıkardığı tablo; yani merkezde Erdoğan ve Ak Parti iktidarı büyükşehirlerde CHP ve genel olarak da mahalli idarelerde parçalı yapı sistemin kalitesi, gücü ve sürekliliği için bir fırsattır. Ülkede çoktandır zayıflamış olan çoğulculuğun tesisi seçmen eliyle sağlanmıştır ve iktidarın bu çoğulcu tabloda icraat yapması demokratik bir tecrübe olacaktır. Farklı sesleri dikkate alarak, merkez üzerindeki seçmen denetiminin gücünü hissederek ve en nihayet büyükşehir yönetimlerinin bilgi ve becerisini de bir yolla sisteme dahil ederek başkanlık modelinin gelişmesini sağlayabilir. İtiraz etmek ve reddetmek bir yana, merkezde “ittifak” sayesinde başarıyla tesis edilen modelin, yerelde de siyasi farklıklarla birlikte çalışmasının temini gereklidir. Bu bir zarurettir.