Nisan 17, 2019 09:18 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Seçim inadı TL'yi eritti

Milli gazete:

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: FETÖ tipi bir kumpasla karşı karşıyayız

Aydınlık:

Yıllık bütçe 3 ayda tükendi, seçim bütçeyi yedi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Sedat Ergin, 16 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “31 Mart seçimi ve SP’nin özgül ağırlığı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son yerel seçimlerin kendi ölçeğinde en kârlı çıkan siyasi aktörlerinden birinin Saadet Partisi (SP) olduğuna kuşku yok. 2001 yılında Prof. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde siyasi hayatına başlayan SP, bu seçimde 18 yıllık tarihinin en yüksek oy oranını yakalayarak Türkiye genelinde yüzde 2.71’e çıkmıştır. Aynı zamanda 1 milyon eşiğini ilk kez geçerek oy miktarında 1 milyon 257 bine gelmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

SP, bundan önceki serüveninde 1 Kasım 2015 seçiminde sert bir şekilde 325 bine düşerek yüzde 1 oranının da altına inmişti. Geçen 24 Haziran 2018 genel seçiminde durumunu kısmen toparlayıp 660 bin oyla yüzde 1.33 oranına çıksa da yine de ‘butik parti’ hüviyetini aşamamıştı.

Bu seçimde 30 büyükşehirde ‘ilçe belediye meclisi’, 51 ilde ‘il genel meclisi’ oyları toplamındaki ‘Türkiye geneli’nde, SP’nin oyunu 24 Haziran seçimine kıyasla neredeyse iki katına yakın (yüzde 90) arttırarak kendi ölçülerinde anlamlı bir yükseliş yakaladığını belirtmek gerekir. Ülke genelinde dokuz ayda 600 bin oya yakın bir artış SP’nin özgüvenini arttıracak bir sonuçtur.

Temel Karamollaoğlu’nun liderliğindeki SP’nin en dikkat çekici artışı kaydettiği yerlerden biri İstanbul’dur. Türkiye’nin en büyük metropolünde 24 Haziran 2018 seçiminde yaklaşık 137 bin kişi SP’ye oy verirken, 31 Mart’ta ilçe belediye meclislerinde SP tercihi kullananların sayısı bu kez 224 bindir. Yaklaşık 87 binlik bir artış söz konusudur.

Altı çizilmesi gereken bir durum, parti tercihinin ağır bastığı ‘ilçe belediye meclisi’ sandıklarında SP oylarının SP’li belediye başkan adayları için kullanılan oylardan genellikle fazla olmasıdır.

Örneğin, İstanbul ilçe belediye meclislerinde SP’ye 224 bin oy çıkarken (yüzde 2.63) bu partinin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı Necdet Gökçınar ancak 103 bin oy (yüzde 1.21) alabilmiştir. Demek ki 100 binden fazla SP seçmeni belediye başkanlığı sandığında farklı tercih kullanmıştır.

Bunun gibi örnekler arttırılabilir. Bu farklardan anlaşılan, SP seçmenlerinin kendi adaylarının nasıl olsa seçilemeyeceği düşüncesiyle başka adaylara yöneldiğidir. Tabanda SP ile AK Parti arasındaki ‘geçişkenlik’ göz önünde bulundurulduğunda, bu düşüncedeki SP’li seçmenlerin belli bir bölümünün AK Partili adaylara oy vermiş olması muhtemeldir. Ancak SP’lilerin yerine göre belli oranlarda ‘millet ittifakı’ adaylarına, örneğin İstanbul’da Ekrem İmamoğlu ve Ankara’da Mansur Yavaş’a da yönelmiş olmaları da ihtimal dışı değildir.

…***

Ali Sirmen, 16 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yerelden başlayarak”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel yönetimlerin demokrasinin beşiği olduğu yaygın söylencesi, tarihsel gerçeklere uymaz. Demokrasilerin gelişme süreci tarihte merkezi yönetimler çevresinde oluşmuştur. Türkiye gibi, tabanında üretim artışı olmadan kırsal kesimden göçün, kentlilik bilincinin oluşmasını engellediği, kentlerin köyleştiği, köylüleştiği ülkelerde yerel yönetimlerden demokrasi çıkmasını bekleyenler, orada yeni bir rant ve talan odağı oluşması gerçeğiyle burun buruna gelince büyük hüsrana uğramışlardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sosyo ekonomik çarpıklık, patenti Anavatan’ın olan “işbitirici-köşe dönücü” belediyecilik kavramını egemen kılarak, yerel yönetimlerin yeni rant paylaşım odağı olması olgusunu pekiştirip de sosyal demokrat partiler de bu modelin doğrultusuna girince,1989’da SHP’nin yüzde 28.69 oy oranı ile İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 39 ilin belediye başkanlığını kazanmasıyla doğan fırsat sosyal demokratlar tarafından kullanılamadı. Bunun bedeli de sonraki yerel seçimlerde ödendi.

Sosyal demokratların İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir, Antalya, Mersin gibi Türkiye’nin üretiminin çok büyük bir bölümünü gerçekleştiren kentleri aldığı, Bursa’yı zorladığı 31 Mart 2019 yerel seçimleri de bir kez daha yerel yönetimlerin demokrasinin odağı olacağı bir modelin yaşama geçmesi sürecinin temelinde yer alması olanağını doğurmuştur. Demokrasiyi ve insanı yerel yönetimlerin odağına oturtan kampanyalarıyla CHP’li adaylar elden alınan demokrasiyi önce yerel yönetimlerden başlayarak tekrar geri alma sürecini başlatma fırsatını yakalamışlardır.

Bunun için yapılması gereken, bir rant paylaşım odağı haline getirilmiş olan yerel yönetimleri, insana ve emeğe öncelik veren, kimseyi dışlamayan, kucaklayıcı, üretici, özgürlükçü, katılımcı birer demokrasi beşiği haline getirmek ve sonra bunu yerelden ulusal politik platforma taşımaktı.

Burada 25 yıl içinde yeryüzünün tarih, kültür ve doğa talanının megapolü haline getirilmiş olan İstanbul’un çok özel bir yeri olması kaçınılmazdı.

İstanbul rantından vazgeçemeyen AKP ise, bu talan odağının katılımcı demokrasi laboratuvarına dönüşmesine asla göz yumamazdı.  İstanbul kavgasının altında yatan gerçek işte budur.

…***

İbrahim Kiraz, 16 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “Sandıkta yolsuzluk mu algı mı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul seçimleri hakkında Binali Yıldırım’ın “murdar oldu” tespitine katılmamak zor maalesef. Gelinen nokta Türkiye’nin demokrasi tecrübesine ve birikimine yakışmayan bir tablo oluşturuyor. Ama gelinen noktayı yalnızca iktidar partisinin iddiaları doğrultusunda açıklamak yanlış olur. Her iki tarafın da bu süreçte neler yaptığını, hangi hususlarda haklı ve hangi hususlarda haksız göründüklerine objektif bir gözle bakalım ki bundan sonraki sürecin daha sağlıklı yürüyebilmesinin neye bağlı olduğu da belli olsun.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Baştan başlarsak, AK Parti tabanında “CHP sandıkta hile yaparak kazandı” iddiasını inandırıcı bulan çok kişi var. Çünkü ortada birtakım somut rakamlarla, somut belgelerle desteklenen iddialar mevcut gibi görünüyor. Ama toplumun geneli açısından devlet kurumları hükümetin elindeyken, üstelik seçim gecesi yapılanlar hatırdayken buna inanmak kolay görünmüyor. Devletin resmî kurumlarından biri olan Anadolu Ajansı tarafından seçim akşamı açıklanan sonuç tablosu bilhassa unutulmuyor. Çünkü ilk saatlerden itibaren iktidar partisinin oylarının en yüksek seviyelerde açıklanıp sonra aradaki farkın giderek kapanması her seçimde görülen tablodan çok farklıydı. Anadolu Ajansı’nın önce iktidar adaylarının yüksek oy aldığı sandıkların sonuçlarını açıklayıp diğer sandıkları sonraya bırakması tuhaf bir tablo ortaya çıkardı.

Sadece İstanbul ve Ankara’da değil, İzmir’de bile AK Parti’nin -yüzde 68 oy oranıyla- önde gösterilerek sonuçların açıklanmaya başlaması yalnızca AA’nın değil, bir bütün olarak devletin tarafsızlığı konusunda şaibe oluşturdu zihinlerde. Olayın sonraki safhası daha da nahoş oldu. İstanbul’da CHP adayının oyları sürekli artarak AK parti adayının oylarına yetişecek gibi olduğunda A.A. veri akışını kesti. O saatten sonra da hiçbir yeni veri yayınlamadı.

Bu sırada Binali Yıldırım televizyon kameralarının önüne geçip seçimi kazandığını açıkladı. Oysa bu esnada AK Parti oyları üç bin küsur fazla görünüyordu ve henüz açıklanmamış yaklaşık elli bin oy kalmıştı. Üstelik açıklanması en sona bırakılan sandıklar da Beşiktaş, Bakırköy, Kadıköy gibi CHP seçmeninin ağırlıkta olduğu bölgelerde yer almaktaydı. Nitekim ertesi sabah YSK başkanı ortaya çıkıp Ekrem İmamoğlu’nun aldığı oyun Binali Yıldırım’ın oylarından daha fazla olduğunu duyurdu. “Anadolu Ajansı açıkladığı verileri bizden almıyor, nereden aldığını da bilmiyorum.” dedi ayrıca…

İktidar partisinin şu anda ileri sürdüğü iddiaların gücünü azaltan bir diğer faktör de YSK başkanının açıkladığı sonuca ilk başta itiraz edilmeyişi ama birkaç gün sonra “YSK oyları yeniden sayma kararı aldı” ve “30 sandık başkanı tutuklandı” gibi haberlerin birden bire gündeme gelmesiydi. Bu haberler ilgili kurumlar tarafından hemen yalanlandı ama iktidar partisinin seçim sonuçlarına ilişkin tavrı bundan sonra yavaş yavaş değişti. Önce “fazla sayıda geçersiz oy var, bunların yeniden değerlendirilmesi gerekir” talepleri, daha sonra ise “oy tutanaklarında hatalar olduğu” iddiası savunulmaya başlandı.

Buna mukabil kazanmış görünen adaya mazbatasının verilmesinin geciktirilmesi ise muhalefet tabanında tepki oluşturdu. Bunun üzerine iktidar kanadının dili ve üslubu daha da sertleşti. “CHP tarafından sandıklarda organize yolsuzluk yapıldı” denmeye başladı.