Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Dilipak'tan uyarı: Yolsuzluklar ortaya çıkar AKP’nin başına bela olur
Aydınlık:
Türkiye ittifakına muhalefetten destek
Yenişafak:
BAE'nin Türkiye karşıtı faaliyetleri
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esin Ergenç, 19 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “Kazan kazan”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet ne zaman paraya sıkışsa kıdem tazminatı aklına geliyor. Her defasında da hazırladığı plan elinde kalıyor. Son dönemde ekonomide yaşanan olumsuz gidişat gündemin rotasını kıdem tazminatına doğru çevirtti. Hükümetin her kıdem tazminatı atışında işçi cephesinden gelen net yanıt, bu saldırıyı püskürtse de tam anlamıyla ortadan da kaldırtamadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hükümet belli ki iyice sıkıştı ve kıdem tazminatını fona çevirterek kullanmayı iyiden iyiye kafasına koydu. Bakan Albayrak işe el attı ve işçilere “merak etmeyin herkes kazanacak” dedi. Öyle bir sistem kuracaklarmış ki, işçi de, işveren de, hükümet de kazanacakmış. Kıdem tazminatıyla birlikte, bireysel emeklilik sistemini bir fon altında toplamak herkesin kazanması değil, işçiye ait parayı hükümet, işveren ve bankaların kullanması demektir. Kıdem tazminatının fona devredilmesiyle birlikte bankalara yeni bir gelir musluğu açılmış olacak. Bu fonlardan ise hesabına para yatırılan işçinin istediği zaman faydalanması mümkün olmayacak. Emeklilikte Yaşa Takılanlardan sonra Kıdem Tazminatı Fonuna Takılanlar eylemlere başlayacak.
Hükümetin kuracağı sistemle tarafların hepsinin kazanması mümkün değil. Kapitalist sistemde sadece sistemin yöneticileri kazanır; diğerleri hep kazandırır. Bakan Albayrak da hükümetin tüm unsurları da işçinin parasıyla kumar oynamaya çalışıyor. Ama kazın ayağı bu sefer öyle değil. Kumarhane kapitalizmi kıdem tazminatı duvarına bir kere daha toslar.
Aydınlık Gazetesi’nde köşe yazarlığımın yanısıra bir sendikanın da Eğitim Müdürlüğünü yapıyorum. Sendikamızın web sayfasında günlük gazetelerde çıkan emek haberlerinden bazılarını seçerek veriyoruz. Haberleri takip eden ve okuyan çok üyemiz oluyor ama ne zaman ki, kıdem tazminatına dair bir paylaşım yapıyoruz, o gün en fazla okunan ve yorum yapılan haber oluyor. Bu çok önemli bir gösterge. Eminim bu sadece benim çalıştığım sendikada değil, tüm sendikalarda da böyledir. İşçi sınıfı uzun yıllardır örgütlenmeden böyle net ve ortak tepki vermemişti. AKP hükümeti her kıdem tazminatı dediğinde aynı tepki gösteriliyorsa bence bu işi ne kadar süsledikleri hiç önemli değil, yine başaramayacaklar.
İşçi sınıfı kıdem tazminatında tek ses, ancak örgütlerinde hâlâ arada çatlak sesler var. Kıdem tazminatında işveren cephesi 3 yıl şartını koşuyor. İnsafsızca bu isteğe verilecek tek yanıt, 1 yılda kalması olmamalı. Kıdem Tazminatı işçi için değişecekse 1 yılda hak kazanma durumu 1 aya indirilmeli, hatta tamamen kaldırılmalı. Ancak bazı işçi örgütleri kelime oyunu yaparak sanki karşıymış gibi konuşuyor. Sendikalar, kıdem tazminatında her türlü hak kaybına sebep olacak müdahalenin karşısında olmalı.
…***
Sedat Ergin, 19 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “İstanbul seçiminin gerisindeki dinamikler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart’ta İstanbul’da belediye başkanlığı dışında ilçe belediye meclisleri için kullanılan oylara baktığımızda AK Parti’nin 3 milyon 889 bin, MHP’nin de 184 bin 51 oy aldığını görüyoruz. MHP, ittifak çerçevesinde İstanbul’un 3 ilçesinde (Maltepe, Silivri, Beşiktaş) kendisi aday çıkartmış, kalan 36 ilçede AK Partili adayları desteklemiştir. Dolayısıyla ilçelerde MHP oylarının önemli bir bölümünün AK Parti’nin toplamı içinde yer aldığını kabul etmemiz gerekir. İlçe belediye meclislerindeki AKP+MHP toplamı 4 milyon 74 bine geliyor. Bu rakam Binali Yıldırım’ın belediye başkanlığı için İstanbul’da aldığı oyun (4 milyon 156 bin) 83 bin kadar altındadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu noktada İstanbul denklemindeki kritik bir ayrıntıya dikkat çekelim. Büyük Birlik Partisi (BBP) büyükşehirlerde belediyelerde ‘cumhur ittifakı’nı desteklemiştir. Dolayısıyla Binali Yıldırım’ın aldığı oy toplamı içinde BBP’den gelen oyların da bulunması akla yatkındır. BBP, büyükşehirde Yıldırım’ı desteklemekle birlikte, 39 ilçeden 32’sinde belediye meclislerine aday çıkartarak kendi gücünü de ortaya koymuştur. BBP’nin İstanbul’da ilçe belediyelerinde aldığı oy toplamı 98 bin civarındadır. Kaldı ki, Yıldırım’a pekâlâ SP’den ve ayrıca diğer küçük partilerden de belli miktarlarda oy gelmiş olması muhtemeldir.
İstanbul seçimini tam olarak anlamak istiyorsak, katılım oranındaki düşüşü muhakkak hesaba katmalıyız. 24 Haziran 2018 seçiminde İstanbul’da 10 milyon 573 bin kayıtlı seçmenden 9 milyon 304 bini sandığa gitmişti. Bu seçimde ise seçmen sayısı 10 milyon 570 bine düşmüş, yani neredeyse sabit kalmış, buna karşılık 8 milyon 865 bin kişi sandığa gitmiştir. Oy vermeye gitmeyenlerin sayısı 24 Haziran’a kıyasla yaklaşık 439 bindir.
Bu, neresinden bakılırsa bakılsın çok yüksek bir miktardır ve katılım oranını da yüzde 87.9’dan 83.86’ya doğru tam 4.13 puan aşağı çekmiştir. Binali Yıldırım’ın kaybetmesinde sandığa gitmeyen AK Parti seçmeninin de önemli bir faktör olduğunu kabul etmeliyiz.
Bunun gibi İstanbul’da ‘geçersiz’ oyların 24 Haziran’da 149 bin dolayındayken, bu kez 315 bine çıkması üzerinde durulması gereken durumlardan biridir. Bu artışta kısmen tavrını geçersiz oy kullanarak gösteren bir seçmen kitlesinin rol oynamış olması da muhtemeldir.
Sonucu aynı yöntemle Ekrem İmamoğlu açısından analiz ettiğimizde şu tespitleri yapabiliriz: ‘Millet ittifakı’ bileşenleri CHP ile İYİ Parti’nin 24 Haziran seçiminde sandıktaki oylarının toplamı 3 milyon 192 bin eşiğindedir. İmamoğlu, 31 Mart’ta 4 milyon 169 bin oy almıştır. HDP’nin 24 Haziran’da İstanbul’da 1 milyon 146 bin dolayında oy aldığı bu çerçevede hatırlatılabilir. Ancak katılma oranının düşmesinin belli ölçülerde bu üç partiyi de etkilemiş olduğunu düşünmeliyiz.
O zaman sonucu ilçe belediye meclislerinde kullanılan oylar üzerinden okumaya çalışalım. İlçe belediye meclislerinde CHP’ye 3 milyon 286 bin, İYİ Parti’ye ise 296 bin oy çıkmıştır. Bu iki parti bazı ilçelerde ittifak yapmış, bazı ilçelerde ise yarışmıştır. CHP’nin oy toplamı içinde İYİ Parti oyu da var.
Her halükârda iki partinin oylarını topladığımızda 3 milyon 582 bin ediyor. Buna ilçe belediye meclislerinde HDP’ye verilen 342 bin oyu eklediğimizde ancak 3 milyon 923 bine geliyoruz. Bu rakam İmamoğlu’nun belediye başkanlığında aldığı 4 milyon 169 bin oyun 246 bin kadar altında kalıyor. Bundan İmamoğlu’na söz konusu üç parti dışında kalan partilerden de anlamlı oy geçişleri olduğunu anlamalıyız.
Nihai bir gözlem olarak seçime katılım oranının düşmesinin İstanbul’daki seçim sonucunun bindelik bir farkla belli olmasında belirleyici bir etki yaptığını belirtmeliyiz.
…***
Emre kongar, 19 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Murdar’ seçim ‘Helâl’ mazbata”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidar kendi kurduğu sisteme göre, hem de bizzat kendisinin yöneterek ve denetleyerek yaptığı seçimlerin, İstanbul üzerinden “murdar” olduğunu ilan etti... Böylece kendi döneminde gerçekleştirilmiş olan bütün seçimlerin zaten kayıtlara geçmiş bulunan itirazlarla belirlenmiş olan güvenilmezliklerini yeniden gündeme getirdi. Bir seçimi “murdar” etmek çok kolay bir iş değildir... Esas olarak bir seçim üç ayrı aşamada “murdar” edilebilir;”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Birinci aşama, seçimi yönetecek, seçim sonuçlarını onaylayacak olan heyet mensuplarının yandaşlar arasından belirlenmesiyle gerçekleştirilir: Bu heyet mensupları, tercihen açığı olanlar, çekinecek, gocunacak yarası bulunanlar arasından seçilmelidir. Bir kez seçilip, sadakatleri, yasalara bile aykırı kararlarla ispatlandıktan sonra, görev süreleri ömürlerinin sonuna kadar uzatılmalıdır.
İkinci aşama, seçimden önce, propaganda adaleti ve şeffaflığı bozularak gerçekleştirilir: Bütün medya denetime alınır, bütün devlet olanakları tek parti ve onun müttefikleri için kullanılır. Bu da yetmiyorsa, bazı adaylar hapse atılır. Böylece seçim daha en baştan “murdar” edilir. Üçüncü aşama, doğrudan oy vermeyle ilgili olarak gerçekleştirilir. Seçmen listelerinin hazırlanması yetkisi bağımsız yargıdan alınıp, bürokratlara verilir; bu listelerle istenildiği gibi oynanır. Bu kurullara başkan olarak memurlar atanır, güvenlikleri de emir kulu güvenlik güçlerine verilir.