Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Türkiye ve Suriye yıllar sonra aynı masada
Cumhuriyet:
Demokrasiye linç
Milli gazete:
Devlet Bahçeli'den "Türkiye İttifakı”na itiraz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Orhan Bursalı, 21 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bahçeli’nin 18.81 hesabı doğru mu? AKP’nin kaybı büyük”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bahçeli, İstanbul halkının gönlünü alın teriyle kazanan Ekrem İmamoğlu için ağzına geleni söylemiş.. Ayıp etmiş, Erdoğan ve Binali Bey bile böyle şeyler söylemedi. Çünkü bu tür konuşmalar İstanbul’un iradesine karşı çıkmak olur ve nasıl kazanırım derdi olan bir parti bunu yapmaz. Ama Bahçeli’nin politikası, AKP kaybedecek MHP kazanacak üzerine kurulu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Önceki günkü demecinde belediye seçimlerinde MHP’nin İl Genel Meclisi oyları yüzde 18.81 dedi, ama bunu yaparken sanki Türkiye genelindeki oy oranı gibi bir algı yarattı. Evet doğruya yakın bir rakam bu, ama Türkiye geneli için değil, sadece büyükşehir olmayan ve ittifak yapmadıkları 51 ildeki sonuçlarla ilgilidir.
Okurum, mühendis Serdar Karsu’nun yaptığı ve yine uzman başka mühendislerin de doğru bulduğu hesaplar:
AKP % 36.32; MHP ise % 15.32 = Toplam oyları yüzde 51.64
Yani AKP’nin son yerel seçimlerde oy oranı yüzde 37’nin altına geriledi. Kaybettiği oyların çoğu MHP’ye kaydı. Bu hesaplar, 2018 milletvekili seçimleriyle kıyaslamalı olarak gerçekleştirildi, üstelik 2014 seçimleriyle de sonuçlar karşılaştırıldı ve yanılma payı yüzde 1’in altında değerlendirildi. Doğruluk payı artı eksi yüzde 1.
Serdar Karsu diyor ki: 24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde, söz konusu 51 ildeki AKP ve MHP’nin oy oranları şöyleydi:
AKP: % 45.8; MHP: % 13.2. Toplamları % 59
Türkiye geneli sonuçları ise:
AKP: % 42.56; MHP: %11.10. Toplamı: % 53.66
2019 yerel seçimlerine gelelim: İttifak yapılmayan 51 ildeki İl Genel Meclisi seçimlerinde AKP ve MHP’nin oy oranları şöyle gerçekleşti:
AKP: % 41.6; MHP: % 18.81 (Toplam: % 60.42)
AKP, büyükşehir olmayan 51 ilde, 2018’e göre 2019’da 4.19 puan geriledi.
MHP ise 5.61 puan arttı. İki partinin toplam oyları içindeki AKP payı % 68.86, MHP payı ise % 31.14 oldu.
Görüldüğü gibi AKP’nin ittifak oyları içindeki payı düşerken MHP’ninki yükseldi. Yani, AKP’nin, MHP’ye göre, 51 ilde % 11.28 oranında oy gerilemesi olmuş.
Son seçimlerin sonucunu yeniden yazalım: 2018 seçim verilerinden yola çıkılarak yapılan yaklaşık hesaplamada, 2019 seçimlerinde AKP’nin (MHP oylarından arındırılmış) oy oranı % 36.32
MHP’nin oy oranı ise 51.64 - 36.32 = % 15.32 olmaktadır.AKP yetkilileri ise liderliğe ve seçmenlerine yanlış bilgi aktardı ve yerel seçimlerde AKP’nin oyunu yüzde 44 ve MHP’nin oyunu ise yüzde 7.4 olarak gösterdi. Bahçeli’nin yüzde 18.81 vurgusu AKP’nin bu manipülasyonuna yönelik kabul edilebilir.
…***
Ahmet Takan, 21 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Binali Yıldırım affını istedi...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İstanbul'da oy sayımı ile yattık oy sayımı ile kalktık. Ekrem İmamoğlu, hak ettiği mazbatayı aldı. Şimdi gözümüz kulağımız YSK'da... Papatya falına bakıyoruz; YSK, seçimi iptal eder mi etmez mi?.. Kapalı kapılar arkasında çok ilginç gelişmeler yaşanıyor, köprüler kuruluyor... AKP, kabak gibi ortadan ikiye yarıldı. İptalciler, iptale karşı olanlar... Tartışma, İstanbul seçimi ekseninde yürüyor gibi görünüyor ama öyle değil. O, işin kamuflajı!.. Bir tarafta tahtı ele geçirme kavgası diğer tarafta tahtı kurtarma çabası var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tahtın kurtulması için partili başkanlık sisteminden vazgeçilmesi, Cumhurbaşkanı'nın parti genel başkanlığını bırakması pazarlıkları, ekonomi yönetiminin el değiştirmesi konuşuluyor. R. Erdoğan "Türkiye ittifakı" çağrısını durduk yere yapmadı. Havayı yumuşatalım diye yapılmış bir çağrı değil. Arka kanallardan yapılan görüşmelerden süzülüp geldi. Yeterli bulunmadı. İkna edilmesi gereken deve dişi gibi siyasiler daha fazla somut adım atılmasını istiyor. 31 Mart gecesi iyice şiddetlendi iktidardaki taht kavgası. İstanbul'da oylar tekrar tekrar sayılırken, AKP'de adeta kan gövdeyi götürüyordu. Ekrem İmamoğlu mazbatayı aldıktan sonra AKP'de R. Erdoğan'a çok yakın bir kurmaydan şu sözleri işittim; "Berat Albayrak Tayyip beye bayrak açtı. Ailenin önemli isimlerinden de destek aldı"..İnanılması güç değil mi?.. Saltanat içinde çok önemli o isim "Pargalı İbrahim" olma yolunda mı gidiyor?.. Fotoğrafa bir daha bakmakta yarar var!.. Damat Berat Albayrak'ın, ABD Başkanı Trump ile Beyaz Saray'da çektirdiği sonra da medyaya servis ettiği o fotoğrafa. Trump'ın karşısına sandalyede oturarak biblo gibi dizilmiş 3 isme bir daha dikkatlice bakın. Ortada Berat Albayrak, bir yanında Hazine Bakanı Steve Mnuchin diğer yanda Trump'ın damadı ve kıdemli başdanışmanı Jared Kushner... Berat Albayrak'ın yanına oturtulan 2 ABD'linin ortak özelliği Yahudi olması. Bu husus AKP içinde günün en önemli tartışma konusu ve birçok komplo senaryosunu da beraberinde getiriyor. Her ne kadar, Albayrak'ın fotoğrafı, Türkiye'ye, "Tarihte ilk defa bir Bakan ABD Başkanı tarafından kabul edildi", "Albayrak, Trump'ın Erdoğan'a duyduğu muhabbetten dolayı elçi olarak kabul edildi" diye servis edilse de kazın ayağı öyle değil!.. Amerikan tarafında bile, "Erdoğan'a burada derin bir mesaj var. Bak damadını en üst seviyede ağılıyoruz. Erdoğan'a dikkat et mesajı verildi" yorumları yapılıyor. Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını geciktirme tezgâhlarında "pelikancılar" denen lobinin ne kadar etkili olduğunu cümle alem biliyor. Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık'tan azledilmesi sürecinde çok etkin rol oynayan "pelikancılar"dan AKP içinde de çok büyük rahatsızlık oluşmuş durumda. Erdoğan, "Türkiye ittifakı" çağrısını neden yaptı?.. AKP içinde oluşan havadan elde ettiğim izlenime göre şöyle yorumlayabilirim:1- "Pelikancılar"ı yok edecek. 2- Damat Berat Albayrak'ı Dişişleri Bakanlığına kaydırarak bol bol seyahat ettirecek. 3- Ekonomi yönetiminde uzlaşılacak bir isimle, ekonomide yazılacak acı reçetelerin faturasını muhalefete yıkacak.
YSK, İstanbul seçimlerini yenileme kararı alır mı?.. Sorunun cevabı devam eden pazarlıkların sonucuna göre şekillenecek. Binali Yıldırım'a çok yakın bir kaynak söyledi;"Binali bey, Erdoğan'a İstanbul seçimlerinin yenilenmesi halinde tekrar aday olmak istemediğini söyledi. 'Ben yoruldum. Başka bir arkadaşla devam ederseniz sevinirim' dedi.
…***
İsmet Özçelik 21 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “Tarımı kurtarmaz, çökertir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adı "Tarımda Milli Birlik Projesi". İlk bakışta güzel. Ama ayrıntıya girince iş değişiyor. Türk tarımı bir holdinge emanet ediliyor.Semerat Holding. Yüzde 50'si özel sektöre. Alanlarında tekel konumda olan şirketler. 2023'e kadar tüm çiftçiler bu kooperatife üye yapılacakmış. Projeyi hazırlayanı merak ettim. Tarım ve Orman Bakanlığı hazırlamış. Hani şu AKP'lilerin bile "hemen görevden alınmalı" dediği Bekir Pakdemirli'nin bakanlığı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye'nin 25-30 yıllık yol haritası çiziliyormuş. Kulislere yansıyan bilgi daha da vahim. Proje daha önce hazırlanmış, saçmasapan diye geri çevrilmiş. Geri çevrilen proje yeni bakana sunulmuş.Çok beğenmiş.Türkiye tarım ülkesi. Belli bir birikimi oluştu. Çok sayıda çiftçi örgütü var. Bu kuruluşların yetkilileri ile konuştum. Görüş bile sorulmamış. "Biz de yeni duyduk, ayrıntıları öğrenmeye çalışıyoruz" dediler.
Projeyi uzmanlara sordum. Ciddiyetsiz buldular. "Rakamlar çelişkilerle dolu. Hedefler komik. Türkiye'nin ihtiyaçları ile uyumlu değil. Türk tarımını ve sorunlarını bilmeyenlerin masa başı çalışması" dediler. Genelde "dış akıl" ve Dünya Bankası'nı işaret ettiler. Tarımı iyice çökertmek için "altın vuruş" olarak nitelediler.
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör tepkili.
Lafı fazla uzatmadı: "Bu proje gerçekleştirilirse vay üreticinin, tüketicinin haline..! Bugünleri de ararız."
Yıllarca Tarım Satış Kooperatiflerinin bağlı olduğu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nda üst düzey görevlerde bulundu. Müsteşarlık yaptı. Projeyi "tartışmaya değmez" buldu. Uygulanmasına ihtimal vermedi. Projenin tarımda sorunları çözmeyeceğini, artıracağını söyledi. Hukuki ve teknik sıkıntılara dikkat çekti. Cumhuriyet döneminde 1936'da kurulan Tarım Satış Kooperatiflerine vurgu yaptı. Tarımın sorunlarının Tarım Satış Kooperatifleri üzerinden çözülmesinin daha doğru olacağını bildirdi.