Nisan 24, 2019 09:25 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Nihai karar YSK'nın

Sözcü:

Ülke tarımına ihanet projesi

Hürriyet:

Erdoğan: Sipariş üzerine kabine değişikliğine gitmem

Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Acet, 24 Nisan tarihli Yenişafak gazetesinde, " Yumruk saymayı bıraksak iyi olacak sanki"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"1 Kasım 2015 seçimleri yapıldıktan sonra, artık bir süre “Evli evine köylü köyüne” denilen bir ortamda, Suriye sınırında bir Rus jetinin düşürülmesiyle memleketin ağız tadı kaçmıştı.Rusya ile yaşanan kriz uzun sayılmayacak bir dönem içinde suhulet yoluna girmesine rağmen, o arada yaşanılanlar önemli bir maliyet üretti.Halbuki 1 Kasım, onun aşağı yukarı 5 ay öncesinde yapılan ve siyasi belirsizlik ürettiği için terör örgütlerini inlerinden çıkaran 7 Haziran seçimlerinin güvensiz ortamına esaslı bir neşter vurmuştu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

24 Haziran seçimleri de “Artık 5 yıl seçim yok, herkes işine gücüne baksın” denilen bir ortamda sonuçlanmış ama 1,5 ay sonra Rahip Brunson krizi nedeniyle piyasaların ağır bir travma geçirmesi yüzünden memleketin tadı bir kere daha kaçmıştı.

31 Mart seçimleri ise, çıkarılması gereken dersler, düzeltilmesi gereken işler anlamında güçlü mesajlar içerse de, Erdoğan yönetimine dönük net bir güvensizlik tablosu ortaya çıkarmadı.

Sandıktan çıkanı bir tür “Yoluna devam et ama muhasebeni de yap” mesajı olarak okumak yanlış olmasa gerek.

24 Haziran itibarıyla 5 yıl olan süreden geriye 4 yıl 2 aylık bir vakit kaldı.

Tabii, ekonomiden demokrasiye, hukuktan güvenlik politikalarına kadar memleketin temel meselelerine eğilme anlamında bu da çok uzun bir süre sayılır.

Seçimler bittikten sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın“Kızgın demiri soğutma” ve “Türkiye ittifakı” gibi iki güçlü ve değerli kavram üzerinden mesajlar verdiği bir ortamda Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan yumruklu saldırı ortamı yeniden gerginleştirdi.

Bir döngü var ki, buna kısır döngü deniyor, sürekli bir şekilde kendisini tekrarlayıp ülkenin enerjisini tüketiyor.

Siyasi anlamda önce bir ortaklaşma, dayanışma mesajları veriliyor, aklıselim telkin ediliyor, sonra herkes bulunduğu yerden okları fırlatmaya başlıyor.

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıdan sonra, “Devletin yetkili kurumları koruyamıyorsa, bu saatten itibaren, İstanbul örgütü halkımız ile birlikte genel başkanımızı koruyacaktır. Siyasi rant bekleyen zehirli dil ve zehirli dilin sahipleri bu hain saldırıda pay sahibidir”denildi.Rakiplerini “Siyasi rant beklemekle” suçlarken meseleyi siyasi ranta dönüştürme çabası değil midir bu? Halbuki devlet dediği güvenlik birimleri pazar günü Çubuk’ta kendi üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getirerek Kılıçdaroğlu’nu güvenli bir şekilde oradan çıkarmayı başardı.

...***

Yavuz Alogan, 24 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, "Kızgın demir" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her ne kadar soğutalım deniyorsa da kızgın demirin önümüzdeki aylarda hatta günlerde daha da kızgınlaşarak akkor hâline geleceği ve tutanın eline yapışacağı açıkça görülüyor.Yerel seçimler Türkiye’nin parti başkanı, cumhurbaşkanı, hükümet başkanı, hatta genel kurmay başkanı olan tek bir kişi tarafından, o kişinin getirdiği rejim altında bile yönetilemeyeceğini gösterdi; AKP’nin siyasî hâkimiyetini ve ideolojik hegemonyasını sarstı fakat aynı zamanda tehlikeli bir cepheleşme yarattı"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Millet İttifakı, PKK/HDP ve FETÖ tabanını eteklerinde toplayarak büyük şehirlerin belediyelerini aldı; AKP’nin ekonomi politikalarından ve ideolojik hegemonyasından bunalan ancak siyasî bakımdan türdeş olmayan çok geniş bir kesimin umudu hâline gelerek bir tür “demokrasi cephesi” izlenimi yarattı.

Bu türden geniş ve gevşek cephelerde örgütlü ve kararlı olan gruplar cepheyi yönetenlere kendi taleplerini dayatarak inisiyatifi ele geçirir. İmamoğlu gibi bir unsurun hiçbir programı olamaz, kulaktan dolma bir tip; fakat onun açtığı şemsiyenin altında toplanan örgütlü ve programatik unsurlar bir tür tanımsız “demokrasi” isteyen kitleleri yönlendirebilirler.

Söylemin ardındaki niyeti görmek gerekir. Her seçim öncesi “hepimiz demokrasi fidanının güller açmış dalıyız” derken, seçimlerden sonra “biz sırtımızı YPG’ye, YPJ’ye vs. dayıyoruz” diyen HDP’nin ikiyüzlü söylemi asla unutulmamalıdır.

Fakat bu cephenin içindeki bütün unsurları aynı torbanın içine doldurarak, üzerine “turuncu, bölücü, işbirlikçi” etiketi yapıştırmak haksızlık olur. Siyasî partilerin (bütün partilerin) yönetimleri ile tabanları arasında çok ciddi algı ve görüş farklılıkları var. İçinde bulunduğumuz dönemin özelliği budur; 12 Eylül’ün Siyasî Partiler Kanunu’nu kanundur diye sineye çekmenin bedelidir. Partililerin resmî görüşleri ile gerçek görüşleri her olayda ayrışmaktadır. İmamoğlu gibi tiplerin yarattığı yanılsamayla mücadele etmek, özellikle CHP ve İYİP içindeki yurtseverlere düşer. Demokrasi mücadelesi olacaksa, bunun önce siyasî partilerin içinde başlaması gerekir. Genel başkanın bağlantılarına, gizli ve açık niyetlerine, günübirlik değişen kararlarına ve ruh hâline göre yönetilen parti, tekkeden başka bir şey değildir. Kişilere değil ilkelere sadakat gösterilir.

AKP seçimlerde ağır yara aldı. Fakat MHP güçlenerek çıktı. AKP’den MHP’ye oy akışı ve Sayın Bahçeli’nin 1881 (yüzde 18.81) metaforu Cumhur İttifakı içinde bilek güreşinin başladığını gösterdi. Bu mecburi izdivaç konjonktüre bağlı olarak sürecektir. Muhtemelen iki parti birlikte yeni yasalar çıkararak CHP/HDP’nin eline geçen belediyelerin bütçelerini ve kararlarını denetim altına alacaklar ve YSK’ya İstanbul seçiminin yenilenmesi için baskı yapacaklar.

...***

Ahmet Takan, 24 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Akkuzulu'dan yeni bir ittifak çıkar mı?..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ankara/Çubuk Akkuzulu köyü...  tatsız bir şekilde adını tüm Türkiye duydu. Gerek  CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gerekse köylülerin açıklamalarına bakılırsa, Pazar günü yaşanan tatsız olayda köy sakinlerinin bir günahı yok. Dışarıdan getirilen gruplar var... Cami avlusuna  ustaca yerleştirilmiş bindirilmiş kıtalar var. Zaten, medyaya yansıyan video görüntülerine bakılınca Kılıçdaroğlu'na düzenlenen linç girişiminin  önceden planlanmış  organize bir eylem olduğu kolayca görülüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir noktanın altını kırmızı kalemle çizmekte fayda var. Seçim öncesi Cumhur İttifakı'nın paydaşlarının söylemleri yüzünden ve 31 Marttan sonra anlamsızca tekrarlanan   İstanbul'daki oy sayımları ile devam eden gergin  hava R. Erdoğan'ın geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı "Türkiye İttifakı" çağrısı ile bir nebze de olsa yumuşamıştı. Gelgelelim, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin geçtiğimiz Cumartesi ve Pazar günleri yaptığı hakaretler de içeren konuşmaları, ülkede siyasi tansiyonun düşmesine müsaade etmeyeceğini apaçık gösteriyordu. Hele, "ülke bazlı ittifak olmaz" diyen Bahçeli'nin, "Türkiye İttifakı'ndan bahsetmek kafamızdaki soru işaretlerini çoğaltmıştır" demesi siyaset kulislerini allak bullak etmişti. Bahçeli'nin bu sözlerinin ne anlama geldiği, nereye konulacağı  tartışma konusu haline gelirken  Pazar günü öğleden sonra Akkuzulu'da meydana gelen linç girişimi ile Türkiye allak bullak oluyordu.

"Beka", "beka" diyenler acaba "Türkiye İttifakı"na neden karşı çıkıyordu?.. Pelikancılar tasfiye edilmesin diye mi?.. Türkiye ekonomik krizden çıkmasın diye mi?.. Türkiye'ye fayda getirmeyeceği çok net anlaşılan partili başkanlık sisteminden geri dönüş olmasın diye mi?.. Yargı tekrar bağımsızlığına kavuşmasın diye mi?.. Ülkenin kaderinin bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlı kalmasına devam etmek için mi?.. Parlamenter rejimin hak ettiği güce kavuşmasını engellemek için mi?.. Hukuk devletine dönüşün bir daha asla mümkün olmaması için mi?.. Yamultulan anayasanın düzeltilmesine fırsat tanınmasına izin vermemek için mi?.. Devlette liyakat sistemine bir daha asla geri dönüş olmasın diye mi?.. İnsan hakları, fikir ve ifade özgürlüğü bir daha kimsenin aklına gelmesin diye mi?...Yoksa!.. Hiçbir sorumluluk taşımadan iktidar ortağı olunan bu çarpık düzen devam etsin, küçük koltuklarımızda rahat rahat oturalım diye mi?...Kemal Kılıçdaroğlu'nun o tatsız olayda yaşadığı ve bizleri aktardığı anekdotu köşeye taşıdım. O, Akkuzulu köyünün fakir evinde kurulan denge neden tüm Türkiye'ye örnek olmasın?.. Bence, Kılıçdaroğlu, bunu bilinçli olarak kamuoyu ile paylaştı. Sağduyu ve tüm siyasi hesaplardan uzak durarak hareket etti.

...***