Nisan 27, 2019 09:12 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Her 6 saatte 1 işçi ölüyor

Cumhuriyet:

AKP'den YSK Başkanı'na dikkat çeken ziyaret

Yenişafak:

Çalışanları sendika değiştirmeye zorlayan belediyeler protesto edildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Takan, 26 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bahçeli erken seçim çağrısı yapar mı?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP'nin içi cadı kazanı gibi kaynıyor. Bir yanda Türkiye'yi stratejik çukurluğa gömen Ahmet Davutoğlu diğer yanda Abdullah Gül'ün İngiltere'de özel yetiştirip ülke siyasetine monte ettiği, Kemal Derviş'e uzunca bir süre akıl danışan Ali Babacan harıl harıl çalışıyor. R. Erdoğan'ın şu andaki muhaliflerinin partileşme gayretleri aslında 16 Nisan 2017 referandumu öncesi başlamıştı. Beklediler de beklediler... Siyasi kulislerde konuşulanlara göre. Ramazan bayramından sonra, Haziran ayı içinde daha da hareketlenecekler. Ali Babacan İngiltere'de bazı görüşmeler yapıp döndü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

İstanbul'da bir grup sanayici ile de kapalı bir toplantı yaptığını işittim. İddia o ki; "ilk etapta, ekonomik kriz bahane edilerek AKP içinden 30'a yakın milletvekili istifa ettirilecek. Ardından Hükümetin meşruiyeti sorgulanacak. Sonra, AKP içinden kopartılacak milletvekili sayısı 50/55'e yükseltilecek". Bu iddialara inanır veya inanmazsınız... Ancak, matematiksel bir gerçek var; yeni kurulacak bir siyasi partinin dengeleri değiştirmesi için TBMM aritmetiğine etki etmesi gerekiyor. Yani, AKP'nin Meclis çoğunluğunu kaybetmesi lazım....R. Erdoğan'ın ilk kez Twitter hesabından duyurduğu "Türkiye İttifakı"na en sert tepkinin MHP Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli'den geldiğini tekrarlayalım. Tabanının kaydığını gören Erdoğan, bu çağrıyı boşa yapmadı!.. İMF ile yapılacak görüşmelerden önce elini daha sağlama almak için hiç güvenmediği Bahçeli'nin yerine daha güçlü ortak/ortaklar bulma arayışında.İstanbul seçimi yenilenir mi yenilenmez mi?.. YSK verdiği ara kararlar ile kapı arkasında süren pazarlıklara süre tanıdı. 3-4 gün için dahi olsa soluklanma süreci... "Türkiye İttifakı" çalışmaları olumlu yönde devam ederse YSK'dan iptal kararı çıkmayacağı konusunda siyasi kulislerde uzlaşı var. Hatta, "YSK kararını verdikten sonra  Erdoğan partili Cumhurbaşkanlığından istifa eder. AKP Genel Başkanlığını Binali Yıldırım'a tekrar bırakır" diyenler bile mevcut. Saray içinde konuşulanlara, yazdırılanlara bakılırsa Erdoğan'ın tek şartının, "ülke liderliğinin kabul edilmesi" olduğu görünüyor. Siyasi kulislerde, "Bakanlık sayısının arttırılabileceği, CHP'ye 5-6, İYİ Partiye 2-3 Bakanlık verilebileceği" konuşuluyor.Önümüzde seçimlere daha 4,5 yıl var.  Erdoğan, bu süre içinde partisiz ülke lideri olarak kalabilir mi?.. Bugüne kadar seyreden gidişata bakılırsa olumlu bir yanıt verilmesi de çok zor!..Şahsi düşüncem, Türkiye'nin içinde bulunduğu büyük zorlukları aşması için en akılcı yol 82 milyonu kuşatacak bir formül bulunması. Yani, gerçek manada bir Türkiye İttifakı'nın gerçekleştirilmesi. Bu ittifakın içinde CHP ve İYİ Parti'nin bulunması şart. O zaman Türkiye akılcı yönde gider. Totaliter rejimden kurtulmamızın tek yolu da bu!.. Bu akılcı yola gereken zemin sağlanırsa Devlet Bahçeli ne yapar?.. Son günlerdeki kaotik çıkışlarına devam eder. Babacangillerle dirsek temasına geçer. Pat diye bir erken seçim çağrısı yapar. Türkiye'yi 2020 yılının ilk altı ayı içinde bir erken seçime zorlar. Türkiye'nin  sorunlarını içinden  daha çıkılmaz hale getirir.

…***

Ali Sirmen, 26 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sokağa icbar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son seçimlerde, Türkiye nüfusunun yüzde 45’ini, üretiminin üçte ikisini oluşturan büyük kentlerde sandıkta öne geçen muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan organize saldırının sonrasında, gelişmeler 21 Nisan’da yeni bir dönemin başladığı izlenimini güçlendiriyor. Tweet atan ellerin yargı yoluyla kırıldığı Türkiye’de yumruk atan eller AKP’liler tarafından öpülüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidarı ellerinde tutanlar ile çevresindekiler, yeni kışkırtmaları caydırmanın en etkili yolu olan, olayı kesin ve sert biçimde kınamaktan ve benzeri girişimleri önlemeye kararlı olduklarını belirtecek davranışlardan kaçınıyorlar.

Öyle açıklamalar yapılıyor ki, neredeyse Sayın Kılıçdaroğlu’nun saldırganın sinirini bozduğu için özür dilemesi istenecek.

Saldırının hoş görüldüğünü ihsas eden bu tavır ve davranışların yarın öbür gün durumdan vazife çıkarmak için alesta bekleyenlerde ne gibi hevesler doğuracağını kestirmek hiç de güç değildir.

Üstelik saldırı olayı, AKP’nin “benden yana olmayan irade milli irade değil, fesattır” tavrıyla “kutsal sandık” kavramını bir yana fırlatıp attığı bir döneme rastlıyor.

Bir zamanlar, demokrasinin zorunlu koşulu olduğu halde aynı zamanda tek başına yeterli koşulu olmayan sandığı özgürlüğün tek güvencesi olarak göstermeye çalışan AKP, artık seçimi de tanımamak aşamasına gelmiş görünüyor.

Kuvvetler ayrılığının reddi, yargı bağımsızlığının ilgasıyla adil yargının iptali yolunu tutmuş olan AKP, demokrasinin bütün kurum ve kavramlarını yıkarak, siyaseti sokağa teslim aşamasına girmiş bulunuyor.

Türkiye’de siyasetin bütün temel taşlarını teker teker ortadan kaldıran AKP’nin hakkını arayanı sokağa icbar eden (mecbur bırakan) bu tutumu herkes için tehlikelidir.

Sokağa icbar edilen bir ülkede kimse “devletin yasama yürütme ve yargı erkleri elimin altında, ordu kayıtsız şartsız yanımda, hazır bindirilmiş kıtalarım ve paralel güçlerim de var; bu durumda bana bir şey olmaz!” diye düşünmemelidir.

Devleti ilgilendiren konularda iş bir kez ayağa düştü mü, ne olacağı hiç belli değildir.

Kuralların belli olmadığı, demokrasinin esamisinin okunmadığı toplumlarda sağlam ekonomik yapı kurmak, hele hele dışarıdan kaynak akışını sağlamak mümkün değildir.

Sokağa mecbur edilen toplumda, ne ekonomik, ne sosyal, ne politik ve de diplomatik alanda istikrar ve dengeden söz edilebilir.

Olayın en güç yanı da, iktidarın sorumsuzluğu karşısında, oyunu demokrasinin çerçevesi içinde tutma çabası muhalefete düşmesidir. Zira oyunun kurallarını belirleyen erk onun değil iktidarın elindedir. Yine de siyaseti sokağa icbar edenlere karşı demokratik direniş tüm demokratların görevidir.

…***

Taha Akyol, 26 Nisan tarihli Milli gazetesinde, “Medya böyle giderse”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Medyada muhalefetin sesini kısmak, eleştirenleri aşağılamak, medyanın büyük kısmını iktidar yanlısı haline getirmek iyi mi sonuç verir, kötü mü?Bir süre için iktidarların lehine oluyor. Fakat bir süre sonra bumerang etkisi yapıyor, ülkeye de iktidara da zarar veriyor.Medyanın çoğunlukla görmediği ya da küçülttüğü şu iki habere bakın lütfen:19 Kasım 2016: TUSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes ‘endişeli’ olduklarını söyledi. “Son iki haftadır yükselen döviz kurunun, enflasyona ve uzun vadeli faizlere yapacağı etkilerden endişe duyuyoruz” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

25 Aralık 2018: Rahmi Koç Bilim Madalyası’nı kazanan ünlü iktisatçı Daron Acemoğlu “Ekonomide yavaşlama riski çok yüksek. Türkiye’de 2018 ve 2019’da kriz riski var” dedi.

Özgürlük neye yarar?

Bu uyarılar zamanında ciddiye alınsaydı, çağırılıp görüşmeler yapılsaydı... Medya iktidarı tedbirler almaya yöneltmek üzere özgür tartışma programları yapmak suretiyle kamuoyu oluştursaydı...

Büyük bir ihtimalle, kriz en azından daha yumuşak olurdu. Ama öyle olmadı; iktidar yanlısı medya toz pembe tablolar çizdi. Dahası, sorunlar düşman saldırısı gibi gösterildi. Eleştirenlerin şahıslarına, kurumlarına hakaret edildi...

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, manşetlerde “faiz lobisinin kaos planını” uygulamakla suçlandı! Özgür ortamda alınabilecek tedbirler böyle bir siyasi iklimde alınmadı, hatta ekonomi daha da ısıtıldı...Geldiğimiz durumu hep beraber yaşıyoruz; enflasyon, döviz ve faiz sorunları büyümüş, bunlar da faizi tırmandırmış durumda.Gelişmiş demokrasilerde fikir ve ifade hürriyetinin çok önemli olmasının sebebi, sadece hürriyet inancı değildir. Sorunların zamanında görülebilmesi ve ortak akıl geliştirilebilmesi için  fikir ve ifade hürriyeti, medyada çoğulculuk şarttır.