Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: İtiraf üstüne itiraf, F-35 programı çuvalladı
Yenişafak:
Yatırımcılar gençlerin hayallerini gerçeğe dönüştürmek için bir araya geldi
Karar:
Erdoğan'dan Cumhurla devam mesajı
Şimdi ise hafta içi köşe yazları:
...***
Faruk Çakır, 27 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Refomlar için geç mi kalındı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi yönetiminde sıkıntılar olduğunu idareciler de kabul ediyor. “Dip noktasını gördük, artık yükselme devrine girdik” demek suretiyle gelecek için vaadlerde bulunmaktan başka bir şey de yapabildiklerini söylemek mümkün değil.Koç Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Kamil Yılmaz da yaptığı bir değerlendirmede gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda enflasyonun çok daha yukarılara çıkacağı yönünde ikazını dile getirmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Prof. Dr. Kamil Yılmaz, mahallî seçimlerin ekonomiyi etkilemesi konusundaki bir soru üzerine şöyle demiş:
“(Seçim) Bu sürecin uzaması var olan belirsizliği daha da arttırdı. Belirsizlik bir binaya dökülmüş benzin gibidir. Sadece bir kıvılcıma ihtiyaç duyar, büyük bir yangına dönüşmek ve binaya büyük hasar vermek için. 2001’deki krizde kıvılcım Anayasa kitapçığının atılmasıydı. (...) ABD Başkanı Trump’ın Rahip Brunson konusunda attığı tehdit tviti bir kıvılcımdı. Bunların sonunda TL aşırı şekilde değer kaybetti. TL’nin değer kaybı enflasyon olarak geri dönüyor. Şimdi S-400’ler konusunda yine Trump bir tvit atsa alın size bir yangın daha. O yangını söndürmek yine yoksulun sofrasında sabit gelirlinin sofrasındaki aşını etkiliyor.”
“Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunu nedir?” sorusunun cevabı da şöyle olmuş: “İşsizlik ve yüksek enflasyon. Ne yazık ki, üzerinden 20 yıl geçmeden 2001 krizi benzeri bir malî krizle ve onun yol açtığı ekonomik daralmayla karşı karşıyayız. Ocak 2018’den Ocak 2019’a işsiz sayısı 3.4 milyondan 4.7 milyona çıktı. Genç işsizlik oranı yüzde 27’ye yaklaştı. (...) İşsizliğin daha da artacağını öngörmek yanlış olmaz. (...) Acil olarak atılması gereken adımlar kesinlikle sıkı para politikası ve maliye politikalarıyla enflasyonun gelecek yıl tekrar yüzde 10’un altına çekilmesi sağlanmalı.
Başta pek çok uzmanın dikkat çektiği gibi Prof. Dr. Kamil Yılmaz da ‘yapısal reformlar’a dikkat çekip şöyle bir tablo çizmiş: “Türkiye’nin yapması gereken yapısal reformların arasında eğitim, vergi, emek piyasası gibi alanlarda alınacak kapsamlı önlemler bulunmaktadır. Ancak yapısal reformlar mutlaka toplumun farklı kesimlerini olumsuz etkileyecek. O yüzden yapısal reformları peyderpey uygulamak yerine, farklı kesimlerden farklı özveriler isteyebileceğiniz toplumsal bir seferberlik şeklinde uygulamak en doğrusu olacak. Bu arada ülkeyi yönetenlerin de kendilerinin de özveride bulunması bu reformların başarılı olması için zorunluluk arz etmekte. 12 yıl önce siz kıdem tazminatı reformunu yapmış olsaydınız bugün kıdem tazminatı engel olarak durmayacaktı. (...) Asgarî ücretlinin ücretinin artık vergi dışına çıkarılması lâzım. Devletin toplandığı bizim toplam bireysel gelir vergisinin yarısını asgarî ücretli ödüyor. Bu adaletli değil. Eğitim reformunu 2006’da yapsaydınız bugüne 13 yılda belki ilk mezunları görmeye başlayacaktık.
…***
Yıldırım Koç, 27 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “İşçi sınıfı niçin önemli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kapitalizm ve emperyalizm, insanın insanı sömürdüğü düzenlerdir. Kapitalist düzen içinde de insanların yaşam standartları yükselebilir; ancak insan emeğinin eriştiği üretkenlik düzeyinde, daha yüksek yaşam standardı ve daha iyi çalışma koşulları mümkündür.Ayrıca, kapitalizm insanlar arasındaki ilişkileri yıpratır; bencillik, bireycilik, gemisini kurtaran kaptandır anlayışı, başkalarının başlarına basa basa yükselme çabası ağır basar ve insanlar yalnızlaşır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kapitalizm, gösterişçi tüketimi teşvik ederek doğanın tahrip edilmesine, kullanılabilen ürünlerin atılmasıyla insan emeğinin israfına yol açar.
Kapitalizm, aynı zamanda savaşların da en önemli nedenidir; insanlar, insanların yarattığı değerler ve doğa, savaşlar nedeniyle de büyük zarar görür. Emperyalizm ise birçok ülkenin bağımsızlığını yok eder, bu ülkelerin halklarına hükmetmeye çalışır.
Kapitalizmin ve emperyalizmin insanlık açısından yarattığı olumsuzluklara karşı verilecek mücadelede temel güç, işçi sınıfıdır.
Türkiye’de günümüzde gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 70’i işçi veya memurdur. Sayıları 19 milyonu aşan bu büyük kitleye, Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK anketlerinde emekli, öğrenci, ev kadını, vb. biçiminde sınıflandırılan ve ancak gerçekte kaçak çalışan veya evinde eve-iş-verme sistemi içinde işçilik yapan insanlar eklenmelidir.
Bunların dışında, işçi olmaya çalışan ve ancak iş bulamayan 6 milyonu aşkın bir kitle de gerçekte işçi sınıfının parçasıdır.
Diğer bir deyişle, Türk milletinin veya Türkiye halkının neredeyse yüzde 80’i işçiler, memurlar ve bunların ailelerinden oluşur.
Buna göre, işçi sınıfının güvenini ve desteğini kazanamayan hiçbir siyasal hareketin başarı şansı yoktur.
İşçi sınıfının önemli olmasının ikinci nedeni, birlikte davranma geleneği ve zorunluluğudur. Binlerce işçinin çalıştığı bir işyerinde insanların, hayat zorladığında aralarındaki farklılıkları kenara koyarak, birlikte davranması doğaldır. Organize sanayi bölgelerinde ve serbest bölgelerde de işçilerin bazı gelişmelere birlikte tepki göstermesi söz konusu olabilir. Halbuki, kırsal bölgelerdeki köylülerde veya kentlerdeki esnaf-sanatkar arasında böyle bir birlikte davranma geleneği ve eğilimi çok zayıftır.
İşçi sınıfının önemli olmasının üçüncü nedeni, uzun vadeli çıkarlarının, bağımsız ve demokratik bir Türkiye ve sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya olmasıdır. Köylüler de, esnaf-sanatkar da, işverenlerin bir bölümü de bağımsız ve demokratik bir Türkiye’den yana olabilir; ancak onların uzun vadeli sınıf çıkarları, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyadan yana değildir. İşçi sınıfının uzun vadeli çıkarları, emperyalizmin ve kapitalizmin tüm olumsuzluklarının sona erdirilmesini gerektirir.
…***
Soner Yalçın 27 Nisan tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP-CHP ittifakı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet Bahçeli sahiden “ekonomi doktorasını” yaptı mı? Ülke iktisadi krizden kurtulma mücadelesi verirken sanki Bahçeli hiç oralı değil gibi konuşmuyor mu? Tek yaptığının “siyasi kriz çıkarmak” olduğunu düşünüyorsunuz. Ülkenin büyük çoğunluğu ekonomik istikrar beklentisi içinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Erdoğan da iktisadi sorunların farkında ve bu nedenle “Türkiye İttifakı” arayışı içine girdi. Dedi ki: “Seçim atmosferinde yükselen siyasi rekabet, toplumumuzun hem sosyolojisinde hem ekonomisinde gerilimlere sebep olmaktadır. Hamdolsun milletimiz sandıkların kapanmasıyla beraber bu dönemi geride bırakmıştır. Seçim döneminde yaşanan tartışmalar artık sona ermiş, herkes günlük hayatına yönelmiş, evine, işine, gücüne yoğunlaşmıştır… Türkiye'nin bekası vatandaşlarımızın birlik ve beraberliği her türlü politik hesabın üstündedir. İçinde bulunulan hassas dönemde siyasetçilerin sorumluluk duygusuyla hareket etmesi önemli. Ülkemizin önünde dört buçuk yıllık kesintisiz bir icraat dönemi bulunuyor. Seçim tartışmalarını geride bırakarak ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şart. Dönem, kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir…” Cumhur'un ortağı Devlet Bahçeli bu sözlere neden uyum sağlamıyor? Niçin ısrarla kutuplaştırıcı bir dil kullanıyor? Hesabı ne? Bunu çözmek zorundayız… Bahçeli özellikle 31 Mart'tan sonra öyle yüksekten konuşuyor ki, sanırsınız seçimin galibi! Oysa… Ülke genelinde MHP, 3 milyon 394 bin oy aldı. Yahu CHP sadece İstanbul'da 4 milyon 170 bin oy aldı. MHP'nin kazandığı illerdeki toplam oy, sadece Ankara'da Mansur Yavaş'ın aldığı oy kadar bile değil! Önce Mersin'i sonra Adana'yı kaybetti MHP. Ve buna rağmen… Bahçeli'nin politik afra tafrasını/ fiyakasını anlamak zor! Şu olabilir mi: Erdoğan'ın “Türkiye İttifakı” arayışı önümüzdeki siyasal sürecin ana gündemi olacağa benziyor. Bu ittifakın amacının, yurtseverlik temelinde AKP-CHP ittifakını sağlamak olduğunu düşünüyorum! İlk bakışta ittifak zor gibi görünse de ittifak metninin buna işaret ettiğini görmemek için kör olmak lazım! Kısa bir süre sonra seçim alevi sönünce AKP iktidarı ile CHP belediyeler arasındaki ittifakın bunun ilk somut adımı olacağını sanıyorum. Türkiye'yi “düzlüğe çıkarmak” için Erdoğan'ın, altını oyan MHP'ye değil, CHP'ye ihtiyacı olduğunu kavradığını sanıyorum.