Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İstanbul için gözler YSK'de
Aydınlık:
1 Mayıs'ın gündemi kıdem tazminatı: 40 milyonun hakkını yedirmeyiz
Yurt:
Gül’e Saray sansürü: Açıklamaları kaldırıldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 28 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sandık tekmelemek, 4 yıl kargaşa ve gayri meşruluk demek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“YSK’nin Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı iptal etme ve seçimleri yenileme olasılığı var mı?Yüzde 99 yok. Yazdım, YSK yasaya hukuka uygun davranırsa, hükümetçe başına bir şey gelmez. Bu konuda rahat olsun kurul üyeleri. AKP ve liderleri kaybettiklerini biliyorlar. Bunu da kabul etmiş durumdalar, her ne kadar kabul etmemiş görüntüsü verseler de.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
YSK, önceki kararlarına, kurallara aykırı olarak kendisine yapılan başvurular hakkında inceleme kararı verse de, (mesela Maltepe, MHP başvurusu!), sonuçta hukuki davranacak ve başvuruları “titizlikle” inceledikten sonra reddedecek veya reddetme durumunda kalacak.
İncelemesi, uzatması konuyu, iktidarın üzerindeki baskılar nedeniyledir. “Neden başvurularımızı ayrıntılarıyla incelemedin” baskısını boşa çıkarmak durumundadır. En sonunda kendisini bağlayan yasalar var ve bunlara dayanarak hükümler verdiğini açıklayabilir.
Yüzde 1 olasılık işin içine hurufilerin karışmasıdır. Ancak böyle bir durumun yaratacağı toplumsal ve ekonomik kaosu bence iktidar bile istemeyecektir.
İstanbul’un tüm kaosa değebileceğini düşünen, şüphesiz ki AKP odakları vardır. Ama politik akıl, bugünkü koşullarda İstanbul kaybını sineye çekmesini gerektirmektedir veya dayatmaktadır.
Unutmayın ki AKP 17 yıl boyunca bugüne kadarki en zayıf zamanında bulunuyor.
Ekonomik krizin büyük dalgalarının henüz önümüzde durduğunu, giderek yükseldiğini, bu yılın şiddetli dalgalarının AKP iktidarında yarıklar açma olasılığının çok yüksek olduğunu görüyoruz.
Ekonominin başındaki zat, pembe masallar anlatıyor.
En son masalı da İstanbul’un “finans merkezi” olacağı masalıdır.
Bu masalı 10 yıldan beri dinliyoruz, Ataşehir’de birtakım binalar inşa edilmiştir, edilmektedir.
Fakat “finans merkezi” olayının “bina inşa etmekle” ilgisinin bulunmadığını bilmezler mi, belki de.. İstanbul’un Türkiye’de “paranın” merkezi, ekonomiye, projelere para pompalayacak merkez olabilmesi, Türkiye’nin para içinde yüzmesiyle ilgilidir.
Oysa ülke borç içinde yüzüyor; işsizlik içinde, ekonomik kriz içinde, iflaslar içinde yüzüyor.
Türkiye, dışarıdan “para transferi” yapan bir ülke iken ve bu durumun değişmesi için en küçük bir işaret ortalıkta yokken, kendi para stokunuz eksi 60 milyarlardayken (normal faaliyetteki cari açık; borçlar bir kenara), iktidarın “finans merkezi olacağız” masalı acaba kimler içindir?
Bu koşullarda “demokrasi bakın işliyor, işte kazandılar devrettik” görüntüsü, içinde bulunduğumuz aşamada kendilerine çok gereklidir. Tersi bir durum, demokrasi görüntüsü olarak ortada tek kalan sandığın da tekmelenmesi anlamına gelir... Bunu ne kadar isterler doğrusu bilmiyorum.
İktidarda şu söylem hâkim mi? “Nasılsa iktidar bizde, 4 yıl daha ülkeyi şekillendireceğiz, yöneteceğiz; sandığı tekmelersek şimdi, önümüzdeki 4 yılın toplumsal ve ekonomik kaosla geçmesini önleyemeyiz...” Ayrıca, sandığı tekmelerlerse, daha iktidardayken, gayri meşru duruma düşerler, ki bunun politik akıl, mantık, yarar ile ilişkisi koskoca sıfırdır. İkinci ve daha büyük bir tehlike, yenilenecek bir seçimin iktidara politik, ekonomik ve sosyal maliyetinin daha büyük olarak kesilmesidir; ki işte böyle bir durum iktidarın varlığını tartışma konusu yapar.
…***
Esfender Korkmaz, 28 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İç ve dış güveni artırmalıyız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçimler nedeniyle, tüketiciler dayanıklı ve yarı dayanıklı tüketim malları alımlarını seçim sonrasına ertelemişti. Seçim bitti. Tüketici güven endeksi bir önceki aya göre yüzde 6.9 oranında arttı. Paralel olarak hanenin maddi durum beklentisi ve genel ekonomik durum beklentisi de yine bir önceki aya göre arttı.Tüketici Güven endeksi, Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası iş birliği ile ve Tüketicilerle anket yapılarak hazırlanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu Endeks tüketicilerin kişisel mali durumları ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerini gösteren bir endekstir. Endeks sonuçları yıllık olarak, geçen yılın Nisan ayına göre hâlâ çok düşüktür ve fakat seçim sonrasında artması, ekonominin canlanması için bir umut kaynağıdır. Şimdi, bu umut kaynağına bilerek veya bilmeyerek bozulmasına fırsat vermemek gerekir. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi de bir hukuki meseledir ve fakat ekonomik anlamda muhtemelen tüketicide yeni bir güven sorunu yaratacaktır.İş yeri eğilim istatistikleri kapsamında hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde sektörlerin mevcut durumunu ve beklentilerini gösteren anketler de yapılmaktadır. Bir anlamda bu sektörler reel sektörün genel durumu için de bir kriter oluşturmaktadır. Sektörel endekslerde, hizmet ve inşaat sektöründe bir önceki aya göre kıpırdama var. Ancak tamamı bir yıl öncesine göre hâlâ çok düşük seviyededir.Üretici ve tüketici güveninin düşük olması, beklentileri de kötüleştiriyor. Bu nedenle istikrar politikasının inandırıcı olması, üretici ve tüketiciye moral vermesi gerekir.
…***
Mehmet Kara, 28 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Çalışanları rahatsız etmeyin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçimlerin sona ermesi ile birlikte yeni belediye başkanlarının birçoğu (KHK ile görevlerine son verilenler hariç) görevlerine başladı.Göreve başlayan belediye başkanları öncelikle geçmiş dönemin hesaplarını kontrol ederken, personel durumuna bakıyorlar. Bu safhada belediyede çalışmadan maaş alandan tutun da, başka görevlerde çalışılmasına kadar iddialar ortaya atılıyor. Büyükşehirlerde 25 yıl sonra iktidar partisinin kaybetmesiyle bu iddialar daha da artıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yeni seçilen belediye başkanları bunları incelerken, görev değişimlerini yapıyorlar. Bunu yaparken de, geçmişte yapılan hataları yapmaya başlayan belediye başkanlarına da rastlanıyor. Bazı belediyelerde personel üzerindeki baskıların seçimlerin üzerinden bir ay geçmeden başladığı haberleri duyulmaya başladı.
Sendikal kıyım mı yapılıyor?
Belediyelerde yetkili memur sendikası olan Bem-Bir-Sen Genel Başkanı Levent Uslu buna dikkat çekiyor. Birçok belediyede üyelerine baskı yapıldığını, istifaya zorlandığını, “sendikal kıyım” yapıldığını söylüyor.
Uslu, il ve ilçe ismi vererek açıkladığı baskılara dikkat çekerken, bazı belediyelerin cumhur ittifakının kazandığı iller olması da enteresan. Mesela, Bayburt ve Çankırı MHP’nin kazandığı iller bunlardan yalnızca ikisi…
Uslu’nun bu açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “Şu anda bakıyoruz bazı yerlerde seçimlerde falan hemen anında sendika değiştirmek falan herkes bir yere savrulmaya başladı. Bu dâvâ adamı olmak demek değil. Böyle olur mu?” demesi de gözlerin bu tarafa çevrilmesine sebep oldu.
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da üyelerinin istifaya zorlandığını, bunun ahlâkî ve hukukî olmadığını söylüyor. Arslan bunu yapan belediye başkanlarını partilerinin genel başkanlarına şikâyet ediyor…
Belediye başkanları yakın çalışma arkadaşlarını elbette değiştirebilirler. Yardımcısını, genel müdürünü, daire başkanını değiştirebilir, ama eğer çalışan liyakatli ise parti gözetilmesi de yanlıştır. İşini yapan, ekmeğini kazanma telâşında olan alt kademe memurları işten atmak ya da “sürmek” gibi bir yola başvurulması son derece yanlıştır. Özellikle bu belediyelerde çalışan memur ve işçiler için sıkıntılı bir süreç yaşanmasına sebep oluyorsa...
Eğer memur hür iradesiyle sendikasını değiştiriyorsa da buna kimse bir şey diyemez.Yeni seçilen belediye başkanlarının da personel seçiminde, adalet, ehliyet, liyakat, hakkaniyet ve tecrübeye değer vermesi beklenir, eğer vermezse de ileride başka sıkıntılara, ciddî kırılmalara sebep olur. Bu atamalarda, “Sen yaptın ben de yapıyorum” mantığı son derece yanlıştır ve en temel haklara aykırıdır. Hiç kimsenin çalışanlarını sendika değiştirmeye zorlamaya hakkı yoktur.