Nisan 16, 2016 09:24 Europe/Istanbul

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Yanlışa itiraz etmek kabahat mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dünya, hükmen tersine dönmüş vaziyette. Çoğu zaman ‘iyi’ler yerine ‘kötü’ler tercih edildiği gibi, yanlışa itiraz edenler de kınanabiliyor. Bir zamanlar “dünya dönüyor” diyenlerin de kınandığı gibi.Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimiz ve onların eğitimi de önemli tartışmalara sebep oluyor. Türkiye’yi idare edenler ya da kısaca ‘devlet’ dediğimiz sistem, bu konuda ‘tek yetkili’ olarak kendisini ilân etmiş durumda. Eğitim sisteminin hemen her yıl değişmesi bunun bir delili değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Millete, velilere sorulmadan yapılan uygulamalardan biri de ‘karma eğitim’ meselesidir. Çocuğunuzu okula gönderirsiniz, ama sizin fikriniz sorulmadan kız erkek aynı sıraya oturturlar. İtiraz edersiniz, bu defa da hemen ‘mürteci’ damgasını yersiniz. Onlara göre insanlar, ‘doğuştan’ itibaren karma eğitim almak üzere yaratılmışlar! “Kızlar ayrı, erkekler ayrı sıralarda, sınıflarda, okullarda otursun, okusun” dediğinizde ‘ayıp’ etmiş olursunuz!
Peki niçin? Bu ‘ölçü’yü kim, kime sorarak koymuş? Bu da ‘değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez’ bir uygulama mıdır? Eğitimin kalitesini arttıran, Türkiye’ye uçuran bir sistem midir? Son zamanlarda ayrı sınıf, ayrı okul uygulamaları kısmen başlamıştır ve tebrik ve takdir edilmesi gerekir. İlk adım; veliye, yaşına göre öğrenciye bu uygulama ile ilgili tercihlerin sorulması gerektiğidir.
Medyada yer alan bir haber, bu tartışmayı yeniden gündeme taşımış oldu. Habere göre bir lisede yönetici olan öğretmen, sosyal medya hasaplarında kız ve erkek öğrencilerin birlikte ‘halk oyunu’ oynamasını eleştirmiş. Haberlere göre bu eleştiri, bazı velilerin ve siyasilerin protestosuna maruz kalmış. Yönetici de yazdığı notu ‘sanal âlem’den kaldırmış.
Üslûbu ve ifadeleri bir yana bırakılacak olursa, bir lise öğretmeni ya da yöneticisinin, ya da başka bir ismin; bir şekilde uygulanan ‘yanlış’a itiraz etmesi, dikkat çekmesi acaba tepki mi çekmeliydi? Kız ve erkek öğrenciler arasındaki ‘denge’nin çok iyi kurulması icâb etmez mi? “Bunlar daha çocuk” demekle işin içinden çıkabilir miyiz? Hem, gerek siyasetçi ve gerekse bazı ‘öğrenci velileri’nin itiraz etmesi; sosyolojik gerçekleri değiştirebilir mi? Bu noktada hiç değilse öğrenci ve velilerin fikrinin sorulması icâb etmez mi? Bazı öğrenci ve velilerin ‘karma halk oyunu’ oynama hakkı ve isteği kabul görüyorsa, bazılarının da ‘istememe’ hakkı ve telebi olamaz mı? Bu hadisede olduğu gibi, bazı veliler ve siyasetçiler bu tesbitleri yapan öğretmen ya da yöneticiye tepki gösteriyorsa, bazı veliler de tebrik ve destek vermiş olamaz mı? ‘Tepki’ hak da, ‘tebrik’ hak değil mi? ‘Halk oyunları’nı ayrı ayrı icra etmek mümkün değil mi? ‘Karma oyun’da bunca ısrarın bir anlamı var mı?
Muhtemelen ‘karma oyun’a itiraz eden öğretmen ve yöneticiye itiraz edildiği gibi; ‘karma eğitim ve karma halk oyunu’na itiraz eden ‘gazeteci’ olarak bizler de kınanabiliriz. Ne var ki kınamakla sosyolojik ve pedagojik gerçekler tersine dönmüyor. Bu mesele çok hassas bir konudur. Daha fazla itiraz edenin haklı olacağı bir mesele de değildir. Gerçekleri görelim. Sonraki yıllarda ağır bedeller ödemek istemiyorsak fıtrata aykırı uygulamalarda ısrar etmeyelim.
…***
Emin Çölaşan, Sözcü gazetesinde, “Bu rezaletin sorumluları nerede?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sevgili okuyucularım, ülkemizde yaşanan terör olaylarını ve kanlı sonuçlarını hep birlikte, içimiz kan ağlayarak izliyoruz.Her gün Türkiye’nin dört bir yanında cenazeler kaldırılıyor.Duyarsız toplumda teröre karşı en ufak bir tepki bile yok!Sadece cenaze namazları kalabalık oluyor, her cenazeye binlerce kişi katlıyor ama sonra her şey unutulup gidiyor.Ülkeyi yönetenler sorumsuz, duyarsız…İşin sonunun nereye varacağını onlar da bilmiyor. Bir de yaralılar var. Çoğu Ankara’da GATA’ya getiriliyor. GATA ameliyathaneleri tam kapasite çalışıyor, tıklım tıklım yaralı dolu.Medyada sadece cenazeler konu ediliyor. Oysa toplum yaralılar konusunda hiçbir bilgiye sahip değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Güneydoğu harabeye döndü. Güneydoğu savaş alanı… İki taraf da dünyanın en seçme silahlarını kullanıyor ama devletin çok büyük bir avantajı var…
Toplar, tanklar, helikopter ve uçaklar.
Kentlerin ortasında binalara tanklarla ateş ediliyor.
Edilmeyecek mi?.. Elbette edilecek ama gerçekleri görelim.
İşte bu yüzden kentler harabeye dönmüş durumda.
Bu olaylarda üzerinde durulması ve hesabının mutlaka
sorulması gereken birkaç konu var.Bu iktidar döneminde Güneydoğu’daki kent merkezleri PKK tarafından kazıldı, siperler ve barikatlar yapıldı, tüneller açıldı.Hem de öyle tüneller ki, vur kazmayı Sur’dan, çık Yüksekova’dan!.
Toplamı yüzlerce kilometreden oluşan tüneller, siperler ve barikatlar.Bunlar birdenbire olmadı.Hazırlanması yıllar boyu sürdü. Amaç, savaş başladığında askerin ve polisin o bölgelere girmesine engel olmaktı… Zira adına çözüm süreci denilen ve AKP’nin yüz kızartıcı kararıyla oluşan mekanizma devreye sokulmuştu.
Askere ve polise emir verildi:
“Karşı taraf size ateş etmedikçe karışmayın, görmezden gelin!..”
Harekat ve operasyon başlatma yetkisi komutanlardan alınıp bölgedeki badem bıyıklı AKP valilerine, başka bir deyişle hükümete devredildi.
Kentlerdeki o siperlerin ve tünellerin kazılıp hazırlanması aylarca sürdü. Özellikle okul binaları örgüt tarafından işgal edilip karargah yapıldı.Bunların yapımında binlerce kişi kazma kürek ve iş makineleri ile çalıştırıldı.Bunları bölgede yaşayan herkes görüyor ama kimse ses çıkaramıyordu. Devlet derseniz her şeyi biliyor ve görüyordu ama görmezden geliyordu!..Ne de olsa çözüm süreci  başlatılmıştı.
…***
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Terörle mücadelede hata üstüne hata”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir özel harekâtçı polisin kamuoyunda büyük yankı uyandıran tespitlerine hükümetten yalanlama gelmedi. Diyor ki özel harekât polisi:“Mesela Sur... Harekât iki taburla başlamış, bir an önce bitirilsin talimatıyla 18 tabura kadar çıkmış ve 14 taburla bitirilmiştir. Nerede 4 tabur? Gerçi ziyarete gider misiniz oralara bilmiyorum ama... Her gün kararlılıkla eksilmeye devam ediyoruz.”Bir mahalleyi kurtarmak için 4 tabur zayiat veren bir Türkiye! Önce iki taburla başlıyor operasyon. Sonra tabur miktarı artıyor. Üç,dört, beş…on, on dört oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Demek ki Genelkurmay, Sur’da operasyona başlarken hangi büyüklükte bir askerle mücadele edeceğine karar vermemiş. Her geçen gün sayı artmış. On dört tabura kadar ulaşmış. Askerin de polisin de şehir savaşına karşı özel eğitim gören birimleri sınırlı sayıda. O halde bu kadar büyük birlikler neden cepheye gönderildi?Şimdi ise PKK’nın hendek kazarak konuşlandığı mahallelere 100-200 kişilik eğitimli birliklerle girileceği söyleniyor.İyi de madem bu savaş, az sayıda eğitimli kadrolarla verilebiliyordu, on dört taburu, binlerce asker-polisi daracık mahallelere neden yığdık?Terörle mücadele, deneme tahtası mı?Bazı siyasetçiler, taş sütünde taş koymayalım, evleri yerle bir edelim diyor.Siyasetçiler çok biliyorsalar buyursunlar gitsin kendileri savaşsın.
Terörle mücadelede daha işin başında belirli bir taktik ortaya koyamazsanız ve “deneme yanılma metoduyla” yüksek zayiat oranını görüp, başka bir mücadele konseptine geçerseniz karşınıza çıkan gerçek şu olur:
İnsanların canı, deneme tahtası değildir.
Görülüyor ki, büyük şehirlerde olduğu kadar Güneydoğuda da en büyük sorun istihbarat zafiyeti. PKK’nın ne zaman nerede hangi yığınağı ya da hangi eylemi yapacağına dair çok ciddi istihbarat eksiği var. Bu eksiklik zayiatı artırıyor.
Başka birkonu “terörle mücadelenin sadece baş üstüne baş, taş üstüne taş koymama” politikasıyla olamayacağını idrak etmek. 1980’li yıllardan bugüne PKK on binlerce zayiat vermesine rağmen hala “on binlerle” ifade edilen bir militan kadrosu var. Yani eksilenin yerine yenisi geliyor.
Devletin insanları terörden uzak tutacak, ekonomik ve sosyal yönden devletle barıştıracak bir sürece girmesi lazım. Devletin sadece Güneydoğuda operasyon yapan, terörist öldüren bir yapı olmadığını halka anlatmasını sağlayacak propaganda ağının döşenmesi için çok geç kalındı.Sanki bundan ısrarla kaçınılıyor!