Türkiye'den köşe yazarları
Star: Milli Muharip Uçak Avrupa'ya damga vurdu!
Cumhuriyet:
Bütçede ipin ucu kaçtı
Milli gazete:
AKP'de dikkat çeken senaryo: 50-60 milletvekili istifa edecek..!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***Ahmet Gürsoy, 17 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İstanbul seçimleri ders verecek mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.“İstanbul seçimlerinde sonuç İmamoğlu lehine sonuçlanacaktır. Anketler bunu söylüyor. Zaten kazanılmış bir seçimdi. Şimdi bir hakkın sahibine iadesiyle sonuçlanacaktır.İstanbul seçimlerinde İmamoğlu'nun kazanması, Türk seçim tarihine birçok not düşecektir. Bunlardan birincisi, hiç şüphesiz, YSK'nın kendi kararları ile çelişmesidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:...***İkincisi, iktidar gücü karşısında adaletin gücünü ezdirerek geri adım atmasıdır. Üçüncüsü, Demokrasinin gördüğü zarardır. Dördüncü, her ikisini bir arada tutan seçim güvenliği ve seçim adaletine getirilen zarardır. Şimdi? Türk milleti, kendisine verilen yetkiye sahip çıkacaktır.Seçimin iptali demek, milletin verdiği yetkinin, millete rağmen geri alınması demektir. Halk bunu kabullenmeyecektir. Hâlbuki YSK dâhil tüm adalet mekanizmaları, egemen gücün (o da millettir) adına işlem yapar. Mahkemelerin; millet (egemenliğin sahibi) adına değil de başka güce itaat etmesi (mesela siyasi iktidar), rejimin niteliğini zedeler. Hatta rejime zarar verir.İşte son referandum olan 16 Nisan oylamasında YSK'nın mühürsüz oyları sayması örneğinde olduğu gibi bizzat rejimin değişmesine neden olur. YSK, rejimin değişmesine aldığı kararlarla ile (-ki daha önce mühürsüz oyları geçersiz saymıştı) onay verirken aslında kendi güvenliğine ve özgürlüğüne de zarar verdi. Rejim değişince kuvvetler ayrılığı kuvvetler toplamına dönüştü ve iktidar gücünün etki sahası genişledi. Böylece YSK'nın kendisi de son İstanbul seçimindeki çelişkili kararları vermek durumunda kaldı.Tabir yerinde ise ayağına kurşun sıktı. Yetmedi, ülkenin geleceğini tekelci yönetime mahkûm etti. Önümüzdeki pazar günü millet, kendi yetkisinin böylesine ayaklar altına alınmasına itiraz edecektir. Eğer etmiyorsa elbette kendisi bilir.Ortalıkta dolaşan ve ayyuka çıkan çoğu resmi raporlara dayalı yolsuzluk söylentilerini kabullenecekse bizim söyleyeceğimiz bir şey kalmaz.Meselenin bir diğer boyutu da şudur: İstanbul seçimlerine AKP, parti örgütleri dâhil, kampanya korusu yanlış strateji üzerinde yürüdü ve halen daha yürümektedir. Seçimler iptal edilmeden de edildikten sonra da yanlış kampanya sürüyor.Düşünsenize İmamoğlu için halen daha "Yunan" diyecek kadar sapırtmış AKP'li il başkanları var. AKP iktidara geldiği günden bu tarafa iç milli hassasiyetlere acımasızca vurmaktan çekinmiyor. İktidarın ilk yıllarından itibaren "mozaik" demekle işe başladılar, halen daha "40 etnik grup"la devam ettiler, sonra "Alevî-Sünnî" ayrımına gönderme yaptılar; şimdi de "Yunan" diyerek yola devam ediyorlar.Tüm bu yarışmacı olmayan, karalamacı seçim kampanyasının AKP'ye bir faturası olacaktır elbet. Haksız rekabet, yalan dolan ve iftira kampanyası bir alacaktır ve ders almalıdır.…***Mehmet Kara, 17 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Sandık hesap verme yeridir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.“AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, 23 Haziran’da yapılacak seçimlerin “hesap sorma seçimleri” olmamasını istemiş ve şunları söylemiş:“Oy veren vatandaşlarımız bizlere şu an kırgın, kızgın ya da küsmüş olabilirler. Şunlara bir hesap sorayım, bir uyarı atışı yapayım. Bu kardeşlerimize diyeceksiniz ki; ‘Uyarının yapılacağı, kızgınlığın, küskünlüğün hesabının sorulacağı yer 23 Haziran sandıkları değildir.’ AKP’ye küskünlüğümü, kırgınlığımı, üzgünlüğümü belirteyim demenin bedeli CHP’nin adayını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yapmak asla olmamalıdır.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:…***Seçimler, hem hesap sorma hem de hesap verme günü değil de nedir? Millet hesabını sandıkta sorar, siyasetçi de hesabını sandıkta verir. İktidarlar başka nerede hesap verir ki, bilemedik doğrusu… Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu bir televizyon canlı yayınında başına gelen bir hadiseyi ilk defa açıkladı. İsminin başına “terör” ifadesi eklendiği için pasaportunun verilmediğini söyledi.Hadise 24 Haziran 2018 seçimleri öncesi olmuş. İtirazların ardından 10 gün sonra pasaportu verilmiş, ama yasalara uygun faaliyetlerini yürüten bir partinin genel başkanına yapılan bu muamelenin yanlış olduğunu söylemesi gerekenlerin “sonra pasaportunun verildiği”ni söyleyip, bunun altından kalkmaları zor. Diğer yandan SP Genel Başkanı’nın, kendisi gibi 170 bin kişinin isminin önüne “terörist” yazıldığını söyleyip, “Allah’tan korkun. Devlet böyle yönetilmez. Bu bir skandal” ifadesinin daha büyük bir soruna dikkat çekmesi açısından önemli. Zira, bir parti başkanının buna itiraz etmesi düzeltilmesine vesile oluyor, ama geri kalan 170 bin normal vatandaşın durumu ne oldu, oluyor? Kimsenin bilgisi yok… Esas sorulması gereken soru bu değil mi?Giresun’un Duroğlu Beldesi’nde MHP’li Belediye Başkanı Halil Çetin, AKP’den devraldığı belediyenin borçlarını afiş yaptırarak belediye binasına astırdı. Afiş, AKP’li eski başkanın tepki göstermesi üzerine kısa bir süre sonra kaldırılmış…Cumhur İttifakı’nın iki ortağı arasındaki gelişme böyle… İttifak kardeşliği borçları da görünmez yaptı…Peki, borçlar afiş kaldırılınca bitti mi, yoksa eski belediye başkanı borçları mı ödedi?İktidara yakın bir gazeteci, hükümeti eleştiren iş adamlarına söyledikleri gerçekten bu dönemi özetliyor. AKP’li bildiği bir iş adamına “Rüyanızda göremeyeceğiniz ekonomik refaha Erdoğan’la kavuştunuz. İşler az biraz kötü gidince hemen eleştiriye başlıyorsunuz” dediğini söylerken iş adamını epeyce eleştirmiş.Bu iktidar döneminde zengin olan bu tipten birçok iş adamı var. Bunu herkes biliyor. Anlaşılan, servetine servet katanlar yanlış gördüklerini bundan sonra zor eleştirirler.Diyet borcunu ödeme bu olsa gerek…Sosyal medyada bir video paylaşılıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bazı bakanlar ve AKP yöneticilere yöneltilen “esprili sorular”a verdikleri cevapların yer aldığı “Bakanlara gayri resmî sorular” başlıklı videoya öyle yorumlar yapılıyor ki videoyu paylaşan AKP Ar-Ge Başkanlığı pişman olmuş mudur? bilemiyoruz…...***Örsan Öymen, 11 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kandırılmaya son!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.“Siyaset, halkı ikna ederek ve kandırarak iktidarda kalma sanatı değildir. Siyaset doğru, ahlaklı, adil ilkeler üzerinden halkın sorunlarını çözme sanatıdır. İlkesizlik siyasetin temeli olduğunda, ona artık siyaset demek olanaklı değildir. İlkesizliğe siyaset değil, propaganda hokkabazlığı denir. AKP’nin ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır yaptığı da propaganda hokkabazlığından başka bir şey değildir. 31 Mart belediye seçimlerinde İstanbul seçimlerinin hukuka ve yasaya aykırı bir biçimde iptal edilmesi, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasp edilmesi, 6 Mayıs 2019 tarihinde, AKP’nin, Yüksek Seçim Kurulu üzerinden sivil bir darbe gerçekleştirmesi sürecinde de bu propaganda hokkabazlığı devam etmektedir.”diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor: ...***HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ve HDP milletvekillerini hapishaneye gönderen, seçilmiş HDP’li belediye başkanlarını görevden alıp yerine kayyım atayan AKP-MHP ortaklığı, İstanbul’daki koltuklar, makamlar, mevkiler, rant, ticari çıkarlar tehlikeye girince, Kürt kökenli vatandaşları kendisine çekmek için, “Kürdistan” söylemlerine sarıldı, PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları üzerinden HDP tabanına verebileceği mesajlara umut bağladı! Saadet Partisi’ni daha önce vatana ihanet etmekle suçlayan AKP-MHP ortaklığı, İstanbul’da SP’nin oylarına ihtiyaç duyunca, SP tabanının kendisine oy vereceği iddiasını ortaya attı, “din kardeşliği” ve “dava ortaklığı” propagandasını devreye soktu!AKP-MHP ortaklığı, sadece HDP ve SP tabanını değil, AKP ve MHP tabanını da kandırma girişimlerine devam etmektedir. Bu kandırma operasyonunun tek unsuru da, “biz mağduruz” veya “İstanbul’da oylarımız çalındı” yalanı değildir. AKP’ye ve MHP’ye yıllardır oy veren seçmenler ve vatandaşlar, AKP’nin ve MHP’nin “elitleri” tarafından çok daha derin konularda da yıllardır kandırılmaktadır. Türk Lirası’nın Avro ve dolar karşısında radikal bir biçimde değer kaybetmesi, enflasyonun yüzde 10’lardan yüzde 40’lara ulaşması, cari açığın kapatılamaması, iç ve dış borcun 400 milyar doları aşması, büyüme hızının dibe vurması, gelir dağılımındaki dengesizliğin artması, üretim ekonomisinin neredeyse durma noktasına gelmesi, işsizliğin yüzde 20 oranlarına çıkması, çalışanların yaklaşık yüzde 40’ının asgari ücrete mahkûm edilmesi, AKP’nin Türkiye’yi getirdiği noktadır.