Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kumpas mağdurları: Acı çektik ama asla pes etmedik
Milli gazete:
Türk hacker grubu Yunanistan'ın resmi sitelerini çökertti!
Yeniasya:
Mutlak otorite sürdürülemez
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Yusuf Ziya Cömert, 1 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “bir sonraki seçimde ekonomi konuşur”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim ekonomisi gevşektir. Zam yapamazsınız. Vergiyi arttıramazsınız. Paranın musluğunu kısmak bir yana hafifçe gevşetirsiniz. Bir şeyler vereceksiniz ki vatandaş fazla sıkılmasın, gerilmesin. Siz seçim öncesi vatandaşı hoş tutmaya uğraşırken, bu sefer ekonomi gerilir. Gerildi ekonomi. İstihdam rakamları kötü. İstihdam bir teknik terim gibi duruyor. Aslı işsizlik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Birisi, işsizliğin bütün kötülüklerin anası olduğunu ileri sürse, itiraz etmem. Yapısal sorunlar da var. Bir ekonomist gibi bunların ne olduğunu sayıp dökmeyeyim.
Bu kadar derdin arasında bir de S 400 belası çıktı. Niye ‘bela?’ Biz Nato üyesiyiz. Eskiden Nato’nun karşısında Varşova Paktı vardı. Şimdi yok. İnsanların, kaybettikleri organlarını hala mevcutmuş gibi hissetmelerine benzer bir şekilde, uluslararası toplum Varşova Paktı mevcutmuş gibi yaşamaya devam ediyor.
Ne kaldı Varşova Paktı’ndan? Doğru dürüst bir Rusya kaldı. Biz, Nato üyesi olduğumuz halde, eski düzene göre düşman paktın lideri konumundaki Rusya’dan S 400 füzesi aldık. Dijital alem acayip. S 400’ü Türkiye’ye konuşlandırdığımızda, S 400 Nato’nun savunma sistemini tanır mı? Nato’nun sırları S 400 üzerinden Rusya’nın eline geçer mi? O kadarına benim aklım ermez. Fakat S 400’ün sakıncalarından bahsedenler buna benzer cümleler sarf ediyorlar. Pentagon ve ABD Dışişleri’nin kullandığı dil de negatif.
Silah satışı konusunda müşkilat icat ediyorlar. Türk pilotlarını F 35 eğitimlerinden çıkartıyorlar, F 35’lerin teslimini erteleyeceklerini söylüyorlar.
Acaba bunca sıkıntının ardından ABD Kongresi’nden Türkiye’ye yaptırım kararı çıkar mı? Çıkarsa ne olur zaten diken üstünde duran ekonomimiz? Yaptırım ne? CAATSA. Amerika’nın hasımlarına yaptırımlar yoluyla mukabele etme yasası.
Amerikan bankaları Türkiye’ye kredi vermeyebilir, döviz işlemlerini durdurabilir, ticareti kısıtlayabilir, Amerikan şirketlerinin Türk tahvili almasına mani olabilir, ilgili kişilere vize vermeyebilir ve saire. 12 maddesi var. Bunlardan bazıları Türkiye ekonomisini sıkıntıya sokacak nitelikte. Ekonomi ve siyaset, büyük bir felaketi bekler gibi bekliyor yaptırımları.
Ekonomi doğru yönetilseydi içmek zorunda kalmayabilirdik acı ilacı ama şimdi ihtiyaç var. Bazı vergi indirimleri kalkıyor, bazı zamlar sessizce ilan ediliyor. Bir sonraki seçime kadar düzelirse düzelir. Düzelmezse bir sonraki seçimde ekonomi konuşur. Bu seçimde de bir miktar konuştu ekonomi. Ama düzeltilemezse 2023’te daha fena konuşur.
...***
Remzi Özdemir, 1 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomi bakanı kim olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Artık neredeyse herkes aynı noktada birleşiyor.Ekonomi bakanı değişecek. Bakan Albayrak'ın bu görevde başarılı olamayacağı daha ilk günde belliydi. Sürekli açıklanan içi boş paketler Türkiye'yi krizden kurtarmadığı gibi daha da derinleşmesine neden oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İstanbul seçiminden sonra Albayrak'ın her an görevden alınabileceği yolunda beklenti güçlendi. Şu ana kadar Albayrak görevden alınmadı. Ekonomi çevreleri görevden alınmamasına neden olarak yerine bir isim bulunmaması olarak gösteriliyor.
İş dünyası Albayrak'ın yerine çeşitli isimleri telaffuz etti.
İlk konuşulan isim İş Bankası eski yönetim kurulu başkanı olan Ersin Özince'ydi. Özince'nin ismi o kadar çok anıldı ki, bazı gazetelerde açık açık yazıldı.
Sonunda Özince net bir şekilde yalanladı.
Sonra ibre bu kez İş Bankası CEO'su Adnan Bali'ye döndü. Adnan Bali, uluslararası piyasada kabul gören bir isim. Nitekim bu ismin öne sürülmesinin nedeni buydu. Çünkü Türkiye'nin uluslararası finans piyasalarında pek inandırıcılığı yok.
Adnan Bali adı kaybedilmiş bu itibarı yeniden kazandırabilir ve Türkiye'ye yeni bir fon akışı kazandırabilirdi.
İddialar gazete ve internet sitelerine yansıyınca bu kez Adnan Bali gazetecilere açıklama yaparak, politikayı düşünmediğini bildirdi. Adnan Bali bu açıklamasıyla böyle bir teklif gelecektiyse bile önünü kesmiş oldu.
Adnan Bali isminin güncelliğini yitirmesinden sonra bazı ciddi internet sitelerinde Denizbank'ın 20 yıllık CEO'su Hakan Ateş'in adı yer almaya başladı. İddialara göre, Berat Albayrak'ın yerine Hakan Ateş atanacaktı.
Hakan Ateş, bu iddiaları yalanlamadı. Ateş'e yakın isimler yalanlamama gerekçesini "komik ve mantık dışı olduğu" şeklinde gösterdi. Yani bu iddialara Hakan Ateş yanıt verme gereği bile duymadı.
Son iddia ise eski bakan Naci Ağbal. Ankara kulislerine göre, eski Maliye Bakanı Naci Ağbal, Albayrak'ın yerine bakan olarak atanacak. Yine iddialara göre, Ağbal şimdiden kadro oluşturmaya başladı bile.
Bu iddiaların gerçekliğini veya da komikliğini bir kenara bırakıp nedenini incelemek lazım. Bunun tek nedeni AKP'de Albayrak'ın yerine bakanlık yapacak bir isim yok ve de kalmadı. En son geçen hafta Mehmet Şimşek ile görüşüldüğü ve eski bakanın net bir şekilde reddettiği öne sürüldü.
Artık AKP'nin elinde bakan yapacak bir isim kalmadı. AKP ülkenin kaynaklarını har vurup savurduğu gibi insan kaynaklarını da tüketmişti. AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana kimler geldi kimler geçti. Hepsi harcandı. Kimisi Reis'e karşı geldi diye, kimisi ise "güneşli günlerde çatıyı onarmak lazım" diye gelecek kriz öncesi uyarıda bulundu diye.
Bankacıların adının iş dünyası kulislerinde anılması ise çaresizliği gösteriyor. AKP içinde artık ekonomiyi teslim edecek bir isimin kalmamasını ifade ediyor.AKP'nin ekonomi politikası çökmüştür. Ortada bir enkaz var ve bu enkazı kaldırabilecek bir isim yok ve de bulunamıyor. AKP'nin dışında olan ve işi bilen insanlar ise bulaşmak istemiyor. Haklılar da.
AKP ekonomiyi öyle bir hale getirdi ki, artık IMF çözümü bile çok zor görünüyor. Olsa bile vatandaşa çok ağır bir fatura kesilecektir.
...***
Örsan Öymen, 1 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “23 Haziran’ın anlamı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve İYİ Parti’nin İstanbul’daki ortak adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının hukuka ve yasalara aykırı bir biçimde gasp edilmesinden sonra, halk 23 Haziran’da tekrarlanan seçimde, AKP’nin kurduğu dikta rejimine tokat gibi bir yanıt verdi. Ekrem İmamoğlu bu sefer seçimi yüzde 9 farkla kazanarak, İstanbul’un tarihinde belediye başkanlığına en yüksek oyla seçilen birkaç kişiden birisi olmayı başardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekrem İmamoğlu’nun zaferi sadece Binali Yıldırım’a karşı değil, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı da kazanılmış bir zafer oldu. Ekrem İmamoğlu’nun halkta olumlu bir etki yaratan kişisel nitelikleriyle birlikte, AKP’nin ve Erdoğan’ın ilkesiz ve tutarsız stratejileri, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığının ortadan kalkması, düşünce, ifade ve yayın özgürlüğüne vurulan darbeler, laikliğin büyük ölçüde bertaraf edilmesi, ekonomik kriz ve 31 Mart İstanbul seçimlerinin hukuka aykırı bir biçimde iptal edilmesi, AKP’nin İstanbul’da yaşadığı hezimette önemli bir rol oynadı. Erdoğan’ın ise 23 Haziran’dan hâlâ bir ders almadığı, kendisi hariç herkesi bu seçim yenilgisinden sorumlu tuttuğu anlaşılıyor. Sorun Erdoğan’ın kendisi olduğu halde, sorunun kaynağı başka yerlerde aranıyor, sağlıklı bir neden ve sonuç ilişkisi kurulamadığı için, hem AKP hem de Türkiye içindeki kısırdöngü devam ediyor. Erdoğan ayrıca, bu da yetmiyormuş gibi, seçimlerden sonra hâlâ, belediyelerin yetkilerini kısıtlamak için girişimlerde bulunmaktadır. Bu sadece belediye başkanlarına değil, belediye başkanlarını seçen halka yapılan bir saygısızlıktır. Anlaşılan, 6 Mayıs 2019’daki sivil darbe zihniyeti halen devam etmektedir, “seçimleri AKP kazandığı sürece sorun yok, ancak başka bir parti kazanırsa yetkilerini kısıtlarız ve onları çalıştırmayız” gibi bir yaklaşım ortaya konmaktadır.