Nisan 17, 2016 09:10 Europe/Istanbul

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “İslam ülkelerinin muazzam kardeşliği!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“On üçüncü İslam Zirvesi Konferansı İstanbul’da toplandı. İslam ülkeleri liderleri birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajı verdiler. Liderler, “Bizim dinimiz kardeşlik dinidir” dediler. “İslam adına mazlumlara saldıranlar bu mukaddes dinin temsilcisi olamaz” dediler. “Bizler, İslam ülkeleri olarak bölücü değil birleştirici olmak zorundayız” dediler. “Terör örgütlerinin tüm zulümleri Müslümanlaradır” dediler.Dediler, dediler! Laf başka, icraat başkaydı oysa.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


İslam ülkesi Suudi Arabistan, İslam ülkesi olan Yemen’i yok etmeye çalışıyor. İslam ülkesi Türkiye, İslam ülkesi Suriye’yi yıkmaya çalışıyor. İslam ülkesi Türkiye, İslam ülkeleri Irak ve Libya’yı mahvetti. İslam ülkeleri Katar, Ürdün var güçleriyle Suriye’deki çetelere destek veriyor. İslam ülkelerinin çoğunda bilhassa Sünni kuşak ülkelerinde Amerikan üsleri var. Bu üsler, itaat etmeyen İslam ülkelerini bombalama görevini icra ediyor.


Kardeşlik nutuklarının atıldığı İslam Konferansı zirvesinin aksine Müslümanlar birbirini boğazlıyor. Müslüman ülkeler, kendi coğrafyalarında emperyalizmin kaleme aldığı senaryonun figüranları olarak, her gün kan döküyorlar. Her gün ayrı bir vahşete ve kıyıma imza atıyorlar.


Her biri ayrı bir diktatör bozuntusu olan krallar, şeyhler, sultanlar, batıyı öfkelendiren İslam ülkelerinin liderlerine “zalim” diye saldırıyorlar.


Tepeden tırnağa diktatör olanlar, “Vay seni diktatör!” diyerek başka ülkelerin diktatörlerinin üzerine teröristleri gönderiyor.


Sonra İstanbul’da bir araya gelip “birlik, beraberlik, kardeşlik” mesajı veriyorlar. ABD’den habersiz su içmekten bile aciz bir sürü lider bozuntusu, Suriye’de öldürdükleri yüz binlerce masum insanın kanı üzerinde İstanbul Boğazı’nı seyre dalarak kahkahalar patlatıyor.


Dünkü Yeni Mesaj gazetesinin manşetinde de çok güzel özetlendiği gibi “şatafat var, çözüm yok!”


İslam ülkelerinin tek derdi; Ümmet-i Muhammed’in istediği gibi bir çözüm değil, ABD’nin istediği gibi çözüm.


Onlar, “Amerikan usulü çözümün köleleri.”


Ve en önemli misyonları, Kerbela’da İmam Hüseyin’i şehit edenlerin safında olmak, o katillerin izini takip etmek, o katiller gibi kalleşliğin, tuzağın, vahşetin tarafında olmak.


O tarafta, şatafat var ama aynı zamanda da derin bir vahşet var.


Kardeşlik, birlik beraberlik nutuklarının arasında gizli, derin ve kanlı bir vahşet.


Kerbela’da kurdukları tuzaktan bir türlü kurtulamayan İslam ülkelerinin emperyalizme ve kendi şahsi çıkarlarına esir olmalarını doğurduğu vahşettir bu.


...***


Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “faziler inmeli mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


Türkiye son aylarda hep aynı konuyu tartışıyor.Faizler düşmeli.Kesinlikle düşmeli. Yüksek faiz Türk halkının fakirleşmesi anlamına geliyor. Ancak faizlerin indirilmesi için gerçekçi ekonomik verilerin olması lazım. Türkiye'de son 10 yılın en yüksek enflasyonu yaşanırken olası bir faiz indirimi ne kadar mantıklı olur?Şu ana kadar hükümet olaya hep vatandaş açısından bakıyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçen hafta bankalara yaptığı çağrısında "faizleri indirin ki vatandaş rahat etsin" dedi.Doğrudur! Faizler düşünce özellikle yaşamını kredi ile sürdürmeye çalışan vatandaşlar rahat eder. Örneğin 10 bin liralık ihtiyaç kredisine 4 bin lira faiz ödeyeceğine 3 bin lira öder.Bu vatandaş cephesi. Bir de paranın sahibinin cephesi var.”diyen yazar, yazsıının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


Bankalar vatandaşa kredi olarak verdiği parayı üç şekilde temin eder. Ya hissedarın sermaye olarak ortaya koyduğu para ile, ya yurt dışından  döviz karşılığı faizle aldığı parayı Türkiye'ye getirerek burada satmasıyla ya da vatandaşa faiz vererek topladığı mevduatla.Şimdi bu üç kaynağa bir bakalım:


Özkaynak:


Bankaların sermaye maliyeti özkaynak kârlılığının altında. Nitekim Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın, "Sermaye maliyeti yüzde 15, özkaynak getirisi yüzde 10. Bu böyle devam ederse kredi vermeyi 1-2 sene daha sürdürebiliriz ama stoklarımız tükeniyor. 2018'de sermaye yeterliliğinde sınıra geliyoruz" diyor. Yani Aydın şunu söylüyor: Bankaya sermaye koyan hissedar kazanmıyor. Bu nedenle yeni sermaye koymuyor. Bu da bankaların tıkanmasına neden oluyor. Faizlerin gerçekçi verilerle indirilmemesi halinde bankalar bu kez zararına kredi vermeye başlayacaklar.


Tüm bankacılık sistemi için en sağlıklısı bankaların yurt içinde kendi para birimi ile mevduat toplayıp bunun üzerine maliyetini ve kârını koyup vatandaşa kredi olarak vermesi. Bunun işlemesi için mevduat faizlerinin düşük olması lazım. Konuta talebin bu kadar yüksek olduğu, yabancı para birimlerinin sürekli kazandırdığı bir ortamda banka vatandaştan para toplayabilmesi için mutlaka rekabetçi bir faiz vermek zorunda.


Tabii ki bir de enflasyon var. Benim 100 lira param var ve bu ülkede enflasyon yıllık yüzde 10 civarında. Benim paramın değer kaybetmemesi için yani fakirleşmemem için yıllık bazda bu 100 liramın en az 10 lira getiri sağlaması lazım. Yüzde 10 enflasyonun olduğu bir yerde banka eğer bana yüzde 8 faiz verirse 5-6 yıl içerisinde paramın en az yarısı yok olur gider.


Bu durumda ben vatandaş olarak paramı bankaya değil de alternatif yatırım araçlarına götürürüm. Yani altın, döviz veya gayrimenkule.Şu anda bankalar bu konuda tıkanmış durumda.


…***


Rahmi Turan, Sözcü gazetesinde, “AKP, Bahçeli’yi kaybetmek istemiyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“AKP’lilerin MHP’ye bu kadar yoğun ilgi göstermesine hiç şaşırmadım.
İktidarın yandaş ve yalaka grubu, Devlet Bahçeli’yi o kadar çok seviyor ki, MHP’nin başından gitmesini hiç istemiyor.
Daha önce hiç yer vermeye gerek duymayan yandaş gazete ve televizyonlar birden bire Devlet Bahçeli hayranı kesildi!
Bu sevginin sebebi nedir acep?
Cevap basit:Bahçeli, devamlı olarak AKP’nin destek gücü oldu. Eğer Bahçeli’nin (bilerek ya da bilmeden) yaptığı müthiş yardımlar olmasaydı AKP bu günleri göremezdi!
Böyle olunca AKP yandaşlarının birden bire Devlet Bahçeli hayranı kesilmesi normal. Çünkü o, MHP’nin başından giderse, AKP’nin işi çok zorlaşacak!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Basit bir hesap şu:
Devlet Bahçeli’nin yerine herhangi bir aday Başkan seçilirse, MHP’nin yeni bir seçimde oylarının en az ikiye katlanacağı kesin… AKP bünyesindeki milliyetçi oylar tekrar MHP’ye dönecek ve muhtemelen 7 Haziran’daki gibi sonuçlar ortaya çıkacak. Yani AKP tek başına iktidar olamayacak.
İşte, AKP’li yandaş ve yalaka grubun endişesi buradan kaynaklanıyor.
MHP, halkın sevgisini kazanacak güçlü bir Genel Başkan ile bugünkü statik MHP yerine enerji yüklü MHP ile iktidar alternatifi bile olabilir.


Devlet Bahçeli’nin MHP’si bugüne kadar ne yaptı?
- AKP karşısında 12 defa seçim kaybetti.
- 1 Kasım seçiminde 81 ilin hiçbirinde birinci parti
olamadı.
- Devlet Bahçeli’nin memleketi olan Osmaniye’de bile MHP ikinci parti oldu.
- Ardahan hariç Türkiye’nin 80 ilinde oyları azaldı.
- 81 ilin 57’sinde hiç milletvekili çıkaramadı.
- Bahçeli, 7 Haziran sonrası Meclis Başkanlığı’nı bile AKP’ye hediye etti!
- MHP delegeleri, 547 imza ile olağanüstü kurultay istedi.
- Mahkeme MHP’li muhalifleri haklı bularak kongre yapılmasına karar verdi.
Bütün bunlara rağmen Devlet Bahçeli hâlâ “Bizim, paralele teslim edecek bir partimiz yok!” diyor.
Tüm bunları konuştuğum MHP’li arkadaşım:
“Evet, bu inat çok hazin… Acınacak ve utanılacak bir durumdayız maalesef” dedi.
İşte, sözün bittiği yer!