Eylül 11, 2019 08:19 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Merkel: ABD-Çin savaşı bizi vurdu

Yeniasya:

İsrail'den Gazze'ye hava saldırısı

Cumhuriyet:

AKP'de Öcalan tasfiyesi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan, 11 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Zamlarla bütçe açığı kapatılıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son iki ayda doğalgaza yüzde 30 zam yapılması “doğalgaz zamlarının arkasında ne var?” sorusunu sorduruyor. Petrol fiyatlarının uzun süredir küresel çapta düşüşte olmasına rağmen, yanlış enerji politikaları ve bütçe açığı dolayısıyla Hazine’nin kaynak ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Bütçe açığındaki artışın sürmesiyle yeni kaynak ihtiyacını tekrar ortaya çıkaracağı doğalgaz zamları önemli bir işlev göreceği kaydediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu konuda, Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir’in Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre değerlendirmesiyle, 2018 yılı Ocak-Temmuz döneminde 45 milyar TL açık veren bütçe, 2019 yılı Ocak-Temmuz döneminde 68.7 milyar TL açık vermiş. (DW Türkçe, 6.9.19)

Yine bu hususta yazar İbrahim Kahveci’nin, “BOTAŞ’ın ticarî alacakları 2018 yılında 4,9 milyar liradan 13,7 milyar liraya yükseliyor. Çünkü mal sattığı alıcılardan tahsilat sorunu var. Ve bu sorun dolayısıyla BOTAŞ’ın sadece 2018 yılında borçları 10,2 milyar liradan 26,6 milyar liraya yükseliyor. Kısaca ciddî bir tahsilat sorunu yaşanıyor” tesbiti dikkat çekici. (Karar, 6.9.19)

Bu açıdan, “Hükümet, zam ihtiyacının dolar kurundaki artıştan doğduğunu söyleyebilir. Ama kurdaki artışın da hükümetin yanlış ekonomi ve dış politikası nedeni ile ortaya çıktığını biliyoruz. 

Özetle, küresel piyasalarla uyumlu olmayan doğalgaz zam dalgasının arkasında, aşırı dışa bağımlılığı haline getirilen yanlış enerji politikalarıyla bütçe açığı olduğu tesbiti yapılıyor.

Malûm geçen ay cayır cayır orman yangınlarının günlerce söndürülmemesine karşı Türkiye’de yangın söndürme ve su boşaltma uçak filosunun bulunduğu belirtilerek, daha düne kadar Yunanistan’daki yangınları söndürmeye gönderilen uçaklar, şimdi ne oldu da yangınları söndürmüyor?” tepkileri verilmişti.

Tarım ve Orman Bakanı’nın Rusya’da BE-200 yangın söndürme uçağını test ederek inceleyip “Uzun zamandır takip ettiğimiz, Türkiye’de ormanlarda yangınla mücadelede kullanabileceğimiz bir uçak” diye konuşması, orman yangınlarını söndürme uçaklarını yeniden sözkonusu etti. (gazeteler, 9.9.19)

Kısacası, dolar üzerinden İstanbul Havaalanına yolucu garantisi, Osman Gazi Köprüsü’ne dolar üzerinden 45 bin araç geçişi verildiği gibi helikopter firmasıyla yapılan anlaşmada da uçuş garantisi verilmiş; ve şimdi de bu kotayı doldurması için ormanların cayır cayır yanması pahasına uçaklara müsaade edilmeyip konunun siyasallaştırıldığı garabeti sergileniyor.

...***

Elif Çakır, 11 Eylül tarihli Karar gazetesinde, “Ahmet Davutoğlu neden ihraç ediliyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti’nin eski başbakan Ahmet Davutoğlu ve arkadaşlarını “işledikleri hangi günahlar” sebebiyle ihraç kararı aldığı günlerdir merakla bekleniyordu. Nitekim AK Parti’nin ihraç etme gerekçelerini maddeler halinde yazdığı tebligatlar Sayın Davutoğlu ve arkadaşlarına ulaştı.2001 yılında “Erdemliler Hareketi” olarak yola çıkan Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener ve Sayın Erdoğan’ın diğer yol arkadaşları Fazilet Partisi’nden “Parti içi demokrasi olmadığı için” kopmuşlar ve “asla diğer partilere benzemeyeceğiz” iddiasıyla kurmuşlardı AK Parti’yi…”diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:

...***

AK Parti’nin kuruluşundan bir ay önce Milliyet Gazetesi’ni ziyaret eden ve bir mülakat veren Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Altan Karapaşaoğlu ve Murat Mercan’ın “Partinizden neden ayrıldınız?” sorusuna yanıtları “parti içi demokrasi yoktu” oldu. Bu sorunun sadece kendi partilerinde değil Türkiye’deki bütün siyasi partilerde olduğunu söylediler:

“Geçmişte bir lider parti adına karar veriyor, söylediği çözüm oluyor ve tartışılmıyor. Tam Nazi tipi bir anlayış. Biz de bunu yaşadık. Bütün partilerde tek adamlık var. Biz lider partisi yerine ortak aklın öne çıkacağı bir parti olacağız.” (Milliyet, 15 Temmuz 2001)

Bir ay sonra partilerini “ortak akıl mekanizmalarının işlediği bir parti” ve tüzüklerini de “lider sultasına asla meydan vermeyecek” bir tüzük olarak tanıttılar.

“Parti içi demokrasi, bireyin ve azınlık görüş sahiplerinin hukuku ve demokratik yarışma hakları sağlanarak geliştirilecektir” sözü AK Parti’nin tüzüğündeki yerini hala koruyor.

Ancak AK Parti’nin içinde “ortak akıl” mekanizmasını oluşturan, AK Parti’nin başarılarının altında imzaları olan o Erdemliler Hareketi’nden neredeyse kimse kalmadı.

Nitekim AK Parti, AK Parti’de başdanışmanlık ve uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı yapan ve iki yıl da başbakanlık yapan ve istifa ettirilmek zorunda bırakılan Ahmet Davutoğlu’nu ihraç etme kararı verdi.

Peki, Sayın Davutoğlu hangi gerekçelerle kesin ihraç istemiyle Merkez Yürütme Kuruluna sevk edilmiş? AK Parti’nin sayın Davutoğlu’na yönelttiği suçlamalar şunlar:

* 30 Haziran’da Elazığ’a gittiniz ve dediniz ki: “AK Parti birtakım trol örgütlerinin etkisi altına girmişse soru sorması gereken biz, cevap vermesi gereken partiyi bu gruplara teslim edenlerdir.”

“ Bir seçimde beka kaygısından bahsedip, diğer seçimde İmralı ile temasa geçmeye çalışmak veya bunu meşru görmek milletin vicdanından kopuştur.”

“Bugün AK Parti’nin ‘AK’ kelimesiyle ifade edilen temiz siyasetin yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. Adalete ihtiyaç var. Adalet son dönemde öylesine çifte standart gösterdi ki, insanların adalete, hukuk sistemine güveni sarsıldı.”

“Tüm uyarılarımıza rağmen çarpık parlamenter sistemden, çarpık Başkanlık Sistemine geçildi.”

“Devlet yapısıyla aile ilişkileri ayrılmalıdır. Devlet hiyerarşisinde birinci derecede akrabalar olmamalıdır.”

* 23 Ağustos’ta Sakarya’ya gittiniz ve dediniz ki: ‘Kimse ümmeti tekeline alamaz. Ümmetten kastedilen yalılarda oturup Türkiye’yi dizayn etmeye çalışanlarsa biz o topluluktan değiliz.”

AK Parti işte bu gerekçelerle Sayın Davutoğlu’nu partiden ihraç etme talebiyle disiplin kuruluna verdi.

18 yıllık iktidarın ardından oy kaybederek konumunu ancak MHP desteğiyle sürdüren AK Parti gerçeği ortada iken “AK Parti’de işlerin iyi gittiği” söylenebilir mi? Dolayısıyla Sayın Davutoğlu’nun eleştirilerine, tavsiyelerine bakıldığında “partisine gerçekten haksızlık etmiş, partisinin itibarını zedelemiş” denilebilir mi?

Aklın gereği, “ya Davutoğlu’nun eleştiri ve uyarıları doğruysa” diye düşünmek değil midir? 

…***

Abdülkadir Özkan, 11 Eylül tarihli Milli gazetesinde, “Yanlışı düzeltmesi gerekenler şikâyetçi olursa!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülke sorunlarına çözüm bulmak durumunda olanlar öncelikli olarak iktidar sahipleridir. Zaten millet de ülkenin sorunlarını çözeceğine söz verdikleri için bir kanadı iktidar koltuğuna oturtur. Böyle olunca yıllardır hem de tek başlarına iktidar olanlar ülkenin iç ve dış sorunlarından sürekli şikâyet edici pozisyonda görününce milletin bunu nasıl değerlendirmesi gerekir? Acaba, iktidar sahiplerine ülkenin sorunlarını çözeceğinizi söylediğiniz için oy verdik ve iktidara getirdik. Olunca da sizin sorunların sebeplerini tespit edip ardından da bu sorunlara çözüm bulmak göreviniz başlar, deme hakkı oluşur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dünkü yazımda Suriye’de yaşananlara yönelik iktidar sahiplerinin yaptıkları açıklamaları ele almış; bu açıklamaların ardından hâlâ ABD ile birlikte yürümekten vazgeçilmemiş ise şikâyetçi olmanın anlamı kalır mı diye sormuştum. Özellikle de iktidar sahipleri ısrarlı bir şekilde ABD’nin güvenli bölgeyi Türkiye için değil, terör örgütü için istediğini ifade ediyorlardı ki, bu tespite katılmamak mümkün değil. Biz elimizde hiçbir özel istihbarat bilgisi olmamasına rağmen, ABD’nin güvenli bölge konusunda ikiyüzlü davrandığını hatırlatmış, bunlar gerçekten bir güvenli bölge oluşturulmasına izin verirlerse bilinmelidir ki, o güvenli bölge Türkiye için değil, terör örgütleri için olacaktır demiştik.

Bu hususları hatırlattığımız yazımızın çıktığı gün (dün) gazetelerde, “Gündüz devriye, gece sevkiyat” başlığı altında yer alan haberde ABD’nin terör örgütüne silah sevkiyatını sürdürdüğü belirtiliyordu. Böyle olunca güvenli bölge oluşturmak için gündüz ABD ile müşterek devriyeye çıkmanın kendimizi kandırmanın ötesinde bir anlamı kalmıyordu. Bunun da ötesinde bu gerçeğin iktidar makamında olanlar tarafından ifade edilmesi de toplumun dikkatini başka yöne çekme gayretinden öte bir anlam ifade etmiyor.