Nisan 18, 2016 09:04 Europe/Istanbul

Ahmet Tan, Cumhuriyet gazetesinde, “Meclis ne yapar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ne yapar? Uzun yıllar bakanlık ve Meclis Başkanlığı da yapmış olan siyasetçimizin yanıtı şartlıydı: Adımı zikretmezsen söyleyeyim. Hayır adınızı yazmam Sayın Başkan, Meclis ne yapar? Üç şey. Kanun, torpil ve kavga yapar! Ben de bir ek yapayım mı? Ben de sizin adınızı zikretmem. Söyleyin! Meclis, yemek yapar! Bir de izinsiz gösteri yapar. Sahiden TBMM haftanın her günü en az 6-7 bin kişiye yemek yapıyor. Salıları bu sayı bazen 10 bini geçiyor. Ve o gün iktidar grup salonunda bir de izinsiz gösteri yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


TBMM’ye girişe konulan sınırlamaya rağmen ziyaretçi sayısı azalacağına sürekli artıyor. Cuma günleri genel kurul toplanmıyor. Ama o gün de ülkemizin bu yegâne minaresiz camisinin cemaati bahçeye taşınıyor. Ziyaretçilerin elleri bu kez dua için açılıyor: “Bizim oğlana, damada bir iş!”


Geçen dönemlerde günlük ziyaretçi rekoru 20 bine yaklaşmıştı. Bizdeki ziyaretçi trafiğinin tek nedeni var: Ülkemizde milletvekili - seçmen ilişkilerinin çarpıklığı! Bu çarpıklık elbette bugünün ve dünün meselesi değil. Çok partili döneme geçtiğimiz yıllardan beri sürüp giden bir sorun.


İş için, torpil için gelen ziyaretçilerin büyük çoğunluğu eli boş dönüyor. Ama yine de gelenlerin ardı arkası kesilmiyor. “İş istekçisi yurttaş ile milletvekili” ilişkisi nasıl olmalı?


Bu sorunun yanıtını bugünkü milletvekilleri bilmiyorlar. Bundan öncekiler de bilemediler. Bilemeden ve öğrenemeden gittiler. Bendenizin naçiz bir önerisi olmuştu. Burada yinelemekte yarar var. Meclis’te üç ayrı banka hizmet veriyor. Hele yeni Halkla İlişkiler binası adeta bir AVM. Buraya Türkiye İş Kurumu bir veya birkaç iş ve işçi bulma ofisi açsa, vekiller de kendilerine gelen iş taleplerini hiç değilse, parti belediyelerine değil de buraya iletse... Vekillerin elindeki tek koz veya teselli aracı iş istemeye gelenleri onar, yirmişer bazen de ellişer kişilik gruplar halinde Meclis lokantasında ağırlamak.


Günde en az 6-7 bazen de 10 bin kişiye yemek çıkaran Meclis Lokantası, lokanta olmaktan çıkıyor. Çadır kentlerde Kızılay’ın sığınmacı aşhanelerine dönüyor.


Önceki dönemleri yok sayalım. Çalışma ve iş hukuku konusunda son 13.5 yılda sayısız yasa çıkartıldı. Ama TBMM iş arama kurumu olmaktan çıkamadı!


…***


Orhan Karataş, Ortadoğu gazetesinde, “Türkiye bu yapıyı artık taşıyamıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“AKP'ye dördüncü defa tek başına iktidar verilmesinin bir istikrar getirdiği muhakkaktır. Yıkımda, ihanette, yalanda, talanda, çözülmede, çöküşte, teslimiyette ve yalnızlıkta büyük bir istikrar sağlanmıştır. Mumla arasanız iyiye giden, ümit veren, heyecan uyandıran zerre bir şey bulamazsınız. Nitekim, iktidarda bulunanlar da bunun farkındadırlar ve milleti amansız bir ablukaya alarak, bu hazin durumunu saklamaya, bastırmaya ve zaman kazanmaya çalışıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Dışarıdaki vahamet ayrı bir acıdır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana hiç bu kadar itibarsız, çaresiz ve yalnız olmadı. Her yerde alay konusuyuz. Üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi durumuna düşürüldüğümüzü artık herkes itiraf etmeye başladı. Devleti temsil makamında bulunanların son ABD gezisinde yaşananlar, yüreğimizi sızlatmıştır. Terör karşısında Avrupa ve ABD'nin iki yüzlülüğünden, çifte standardından haklı olarak şikayet ediyoruz. Ancak bu ülkeyi bu hale kimin düşürdüğünün cevabını düşünen ve bulan olmadıkça, yarın bugünden daha iyi olmayacaktır. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. 14 yıldır tek başına iktidar olanların sicili ağır sonuçlarıyla ortadadır. Bunun değişmesini, ülkenin ve milletin faydasına bir şekil almasını beklemek beyhudedir.


Tespiti doğru yapalım: Türkiye, AKP'yle birlikte yakın coğrafyalardaki tüm iddiasını ve yaptırım gücünü kaybederek pasif bir duruma gerilemiştir. İş olsun kabilinden yapılan çıkışlar, yüksek perdeden atıp tutmalar ve kuru diklenmeler hiçbir fayda sağlamamış, hiçbir sonuç doğurmamıştır. Aksine, en yakınımızda olanlar dahi uzaklaşmış ve sessiz kalmaya başlamışlardır. Türkiye bölgesinde hafife alınan, korkulmayan, çekinilmeyen ve fikri sorulmayan bir ülke haline gelmiştir. Bu şekilde milli güvenliğimizi teminat altına almak, milli çıkarlarımızın devamlılığını sağlamak mümkün olamayacaktır.


Ekonominin durumu da terörden ve dış politikadaki çöküşten farklı değildir. Devletin resmi rakamları, iktidar sahiplerinin anlattıklarını yalanlıyor. Daha geçen hafta Türkiye Bankalar Birliği'nin açıkladığı bir rapor vatandaşın durumunu belgeledi. Son 2 ayda bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girenlerin sayısının 295 bin kişiye ulaştığı açıklandı. Şimdi de TÜİK tarafından işsizlik rakamları açıklandı. İşsizlik oranı, ocak ayında yüzde 11,1'e yükselerek şubat 2015'ten beri en yüksek düzeye çıktı. İşsiz sayısı 31 bin kişi artarak 3 milyon 290 bin kişiye yükseldi. Diğer alanlarda da durum farklı değildir ve iş dünyası büyük bir tedirginlik içindedir. Başbakanın her gün tekrarladığı, "sözümüzü tuttuk, vaatlerimizi gerçekleştirdik" sözlerin gerçekte hiçbir karşılığı ve geçerliliği yoktur.Nitekim, itirazlar, protestolar, feryatlar gün geçtikçe artmaktadır.


…***


Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “On dört ayda seksen milyar dolar kaçtı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“Geçen hafta sonunda Merkez Bankası Şubat ayı uluslararası sermaye pozisyonunu açıkladı. Buna göreson 14 ayda yabancı sermaye stoku 77,9 milyar dolar azaldı.Nasıl mı?Şöyle; doğrudan yatırım stoku 2014 yılı sonunda 192,4 milyar dolar tutuyordu. Tam 14 ay sonra yani2016’nın şubat ayında bu tutar 147,5 milyar dolar oldu.


Yine 2014 yılı sonunda portföy yatırımları stoku 192,4 milyar dolar düzeyindeydi. Aynı stok 2016’nın şubat ayında 147,5 milyar dolara geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Bu arada aynı dönemde yani son 14 ayda Türkiye’de oturanların yurtdışında yaptığı doğrudan yatırım tutarı ise 39,9 milyar dolardan 45,3 milyar dolara yükseldi. Aslında bu doğrudan yatırım çıkışı Türkiye gibi sermaye kıtlığı çeken bir ülke için büyük bir kayıp oluyor. Dolayısıyla bu ülkenin 14 ayda kaybettiği sermaye tutarı toplamı 83,3 milyar dolara ulaşıyor.


Peki, niçin Türkiye’nin yabancı sermaye stokunda 14 ayda böyle büyük bir azalma oldu?


Oldu çünkü; Türkiye’nin yatırım iklimi bozuldu. İktidar küresel hukuk kurallarından uzaklaştı. Yeni yapılan pek çok yasa devlete mülkiyet hakkına müdahale yetkisi veriyor. Bu arada kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan yeni yasal düzenlemeler yapıldı. Özellikle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü fiilî yaptırımlarla kısıtlandı. Basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada yer alıyor. Yeri gelmişken basın özgürlüğünde Tanzanya’nın bile Türkiye’den çok iyi düzeyde olduğunu 75. sırada yer aldığını hatırlatalım.


Yine iş yapma kolaylaşacağına zorlaştı bu ülkede. Dünya Bankası iş yapma kolaylığı sıralamasında Türkiye 2015’te 51. sıradaydı, 2016’da 55. sıraya geriledi. Bürokrasi arttı. Hemen bir örnek verelim artan bürokrasiye; vergi ödeme kolaylığında Türkiye 2015’te 56. sıradaydı, 2016’da 61. sıraya geriledi. Bu arada yaşanan terör olayları sermayeyi korkuttu. Ve jeopolitik riskler hızla çoğaldı.


Şimdi gelelim ekonomide en önemli başarı göstergesi olan işsizliğe…


Yabancı sermaye stokunun azalması istihdamı olumsuz etkiledi. Ocak 2016’da işsizlik oranı yüzde 11,1’e yükseldi. Hâlbuki Türkiye tarihinin en büyük krizini yaşadığı 2002 yılında işsizlik oranı yüzde 10,3 olmuştu. Dolayısıyla Türkiye’de son üç yılda yaşananlar ekonomiyi küçülttüğü gibi işsizliği de çoğalttı.