Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: HDP binası önündeki evlat nöbetinde 34. gün geride kaldı
Cumhuriyet:
FETÖ pusuda
Karar:
Beyaz Saray: Türkiye, yakın zamanda Suriye'nin kuzeyine uzun süredir planladığı operasyon için harekete geçecek
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Taşgetiren 6 Ekim tarihli Karar gazetesinde, "AKP'de MHP gündemi" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Ak Parti Kızılcahamam’da “kendine bakmak üzere” kampta. Kendine bakacak, çünkü yerel seçimlerde travmatik biçimde görüldüğü üzere, “iktidar yürüyüşü”nde bir şeyler oluyor. İstanbul, Ankara gibi bayrak şehirler kaybedilmiş, var mı daha ötesi! CHP kendine bakıyor bir süredir, gelinen noktada Kılıçdaroğlu, en simgesel olayda, başörtüsünde “Yanlış yaptık” dedi geçti. İstanbul, Ankara gibi şehirleri de, toplumsal ittifaklar yaparak, kendine bakış sürecinde kazandı. Ak Parti’nin kendine bakış sürecinde acaba “MHP ile ittifak” da bir özeleştiri alanı olarak kayda girecek mi? Ne demek istiyorum ki?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi, yüzde 50 artı 1 zarureti, Ak Parti’nin buna gücünün yetmezliği ve MHP’nin desteğine duyulan ihtiyaç. Bahçeli “Getirin şu fiilen uyguladığınız şeyi, hukuki hale getirelim” demiş ve sizi, kendisine mahkum hale getirecek düzenlemenin içine çekmiş. Siz de “Böyle bir iktidar ballı börek” diyerek süreci başlatmışsınız.
Bugün, gelinen noktada yüzde 50 artı 1’i bulmak çok daha çetin. Bir yıllık uygulama, oyları artırmadı aksine düşüşe yöneltti. Bugün kamuoyu yoklamalarında Ak Parti’nin oyları yüzde 30’lu rakamlarda. En kabadayısı yüzde 36 rakamı veriyor. Bunu yüzde 50 artı 1’e yükseltmek için “MHP’ye mahkumiyet” çok net bir siyasi gerçeklik değil mi? Onun için Faruk Çelik, bu işin “çok yorucu” olduğunu söyleyip çıtayı yüzde 40 tabanına indirmeyi önermiyor mu? Kimse Faruk Çelik’e “Neden çok yorucu olsun ki!” diye sormuyor, “MHP ile kardeş kardeş geçinip gidiyoruz” rahatlığı içinde hareket ediyor. Halbuki kimse rahat değil.
Eminim ki Kızılcahamam’da birileri çıkıp, “MHP dilinin iktidara yansıması”, “MHP’nin Cumhur İttifakını bürümesi” diye bir sorunu gündeme getirecektir.
Şimdi bakın, Bahçeli, durup dururken, yani evinde, hastalık sürecini atlatma (nekahat) döneminde oturuyor ve . “CHP’yi HDP ile ilişkilendirdiği için Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığı kaldırılıp yargı huzuruna çıkarılabilir” gibi özetlenecek yazılı bir açıklama yapıyor.
İşin pratiğine bakarsanız MHP’nin Meclis’te Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıracak bir oyu yok, demek ki Ak Parti’nin de bu işte MHP ile aynı yönde hareket edeceğini hesap ediyor.
Peki Ak Parti de (HDP ile işbirliğinden dolayı) ana muhalefet liderinin dokunulmazlığını kaldırma gibi bir eylemin içine girer mi? Yani Türkiye, ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırıldığı bir ülke görünümüne girsin, ister mi?
Bahçeli’ye göre bu çok rahat bir iş. “Hukukun istisnası yok ya.”
Akıl diyor ki, böyle bir şey Türkiye’nin dünyadaki görüntüsünün canına okur. Hukuk ve siyasetin iç içe geçmişliğinden dolayı zaten kendi kendimize etmediğimiz kalmadı. Şimdi de Bahçeli’nin fermanı ile bir başka giyotin işleteceğiz. Ben diyorum ki, Ak Parti bu fütursuzluğun içine girmez. Girmezden öte, bu fütursuzluğun kendisini bürümesinden dolayı olağanüstü rahatsız olur.
Bunun altını çizip duruyorum: MHP’nin Ak Parti’yi bürümesi hadisesi.
Türkiye, Cumhur İttifakı’na oy veren kitlelerden ibaret değil. Ve Cumhuru yönetmeye talip olmak, 81 milyonun hukukunu gözetmek demektir.
...***
Esfender Korkmaz, 6 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonomik istikrar için kilit üçlü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Ekonomik istikrarın üç kilidi var… Büyüme, yatırım, istihdam. Yani bu üç veri iyi gidiyorsa, ekonomik istikrar sağlam demektir. Enflasyon ekonomik istikrarın bozulmasıdır. Ancak arz-talep dengesi düzelirse enflasyonda çözülür. Büyüme toplam arzı etkiler.Fert başına büyüme, istihdam ve yatırım da toplam talebi belirler. Büyüme ve istihdam yanında, gelir dağılımı da ekonominin üçüncü ayağıdır. Ne var ki gelir dağılımı için önce geliri artırmak yani fert başına büyüme sağlamak gerekir. İşsizliği çözmek gerekir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye de fiili işsiz sayısı 6.5 milyondur. Doyurulması gereken 4 milyon Suriyeli var. Türkiye'nin fert başına büyüme oranını en az yüzde 5 artırması, yani GSYH'nın en az yüzde 6 dolayında artması gerekir.
Bu günkü şartlarda yüzde 6 büyüme sağlamamız olası görünmüyor. Ekonomi kırılgan, ithalata bağımlı bir üretim yapısı olduğu için ve yabancı sermaye eskisi kadar girmediği için bundan sonra büyüme, ithalat için döviz talebini artıracak döviz talebi de kur artışını tetikleyecektir. TL'nin aşırı değer kaybetmesi -kur şoku- istikrarı bozuyor. Sorun, bu günkü iktidarın önceleri gelen bol sıcak para bolluğu serabından uyanmamış olmasıdır.
Büyüme sağlamak için hukuki ve demokratik sorunları veri olarak alırsak önce ithalata bağımlı üretim yapısını değiştirmek gerekir. Günübirlik politikalardan kurtulmak gerekir. En önemlisi kamu kaynaklarını popülist amaçlı kullanmaktan vazgeçip bu kaynakları yatırımlara yönlendirmek gerekir.
Eğer ekonomide ithal girdi oranının yüksek olduğu bir üretim yapısı varsa, büyüme olur fakat istihdam artışı olmaz. Söz gelimi, 2010 yılında büyüme oranı yüzde 9.15 aynı yıl işsizlik oranı yüzde 11.9 oldu. Yine 2011 yılında büyüme oranı yüzde 8.77, işsizlik oranı yüzde 9.8 oldu.
Dışa bağımlı üretim yapısı ile büyümenin sürdürülmesi mümkün olmuyor. Ekonomi kırılgan, kurlar aşırı dalgalı oluyor. Döviz talebi yüksek olduğu için kur şokları ortaya çıkıyor.
Parantez içinde söylemek gerekir ki, hükümetin konut ve bazı sektörler için kamu bankalarına düşük kredi vermesi, kamu bankalarının zarar etmesine neden oluyor, bu zararı da toplum vergileriyle karşılıyor. Yani vergi verenden konut alana hükümet kararı ile gelir transferi yapılıyor. Bu durum da sürdürülemez. Çünkü zamanla haksız rekabet oluşur ve vergiye karşı tepki doğar.
...***
İsmet Özçelik 6 Ekim tarihli Aydınlık gazetesinde, "AKP hörgüçten yemeye başladı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasetin gündeminde Ak Parti var. Sadece kendi geleceği açısından değil; Türkiye’nin geleceği açısından da önemli. ABD’nin Türkiye hesabı da Ak Parti üzerinden. Onu bölerek amacına ulaşmaya çalışıyor. Çok yönlü bir operasyon yürütüyor. Ekonomik, siyasi, ... her yol devrede. Erdoğan durumun farkında görünüyor. Ancak adım atmakta gecikiyor. Ara sıra ettiği "Türkiye ittifakı" söylemi beklentiyi karşılamıyor. Meclis’in açılışında "Milli meselelerde birlikte olalım" dedi.Kendilerinin hazır olduğunu söyledi. Ama altı doldurulmayınca boşlukta kalıyor. Bu hem Ak Parti’ye, hem de ülkeye zarar veriyor. Peki şu anda Ak Parti’de durum ne? Bu sorunun yanıtını araştırdım. Ak Partililerle, partiyi yakından izleyenlerle konuştum. Araştırma şirketlerinin değerlendirmelerini aldım. Manzara özetle şöyle: Ak Parti uzunca bir süredir kârdan yiyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Ama durum hızla değişiyor. Şu anda hörgüçten yemeye başladı. Erdoğan değişimden söz etmişti. Ama bir türlü gerçekleşmedi. Ne partide, ne hükümette... Dengelerin adım atmayı zorlaştırdığı ifade ediliyor. Eskiden seri karar veren Erdoğan hesap yapıyor. Bu da "zafiyet işareti" olarak yorumlanıyor. Anketler de moral bozucu.
Son yapılanlar alarm veriyor. Hiçbir ankette Ak Parti+MHP yüzde 50 etmiyor. "Ak Parti oyları için yüzde 30 altı" deniyor. İyi Parti hamlesi de bu çerçevede değerlendiriliyor. Bu da panik havası yaratıyor. Yeni bir tartışma başladı. Cumhurbaşkanlığı için yüzde 50+1 yerine 40+1. İlk başta önemsenmedi. Ama Ak Parti’de ciddi ciddi konuşulduğu ortaya çıktı. Erdoğan’ın Meclis açılışındaki açıklamaları da kafa karıştırdı.
Kamuoyu araştırma şirketi yöneticilerine sordum. "Çaresizlik arayışı" olarak yorumladılar. Muhalefetin de işine yarayabileceğini vurguladılar. Ak Parti günü kurtarma telaşında. Ak Parti’nin durumu devlet düzenine de yansıyor. Bir Ak Parti yöneticisinin deyimi ile silsile bozuldu.
İş o hale gelmiş ki genel müdür bakan yardımcısını; Bakan yardımcısı bakanı takmıyor. Kamuda devlet hiyerarşisi yok. Yerini başka bir hiyerarşi almış görünüyor. Gruplaşmalar yaşanıyor.