Ekim 08, 2019 10:54 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada "Harekât için tüm hazırlıklar tamamlanmıştır" denildi.

Karar:

Trump'tan önce destek, sonra tehdit

Yeniçağ:

Enflasyon düştü ama zamlara devam!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Karaalioğlu, 7 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Kılıçdaroğlu’nun o sözü ne anlama geliyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasetin lafı boldur. Özellikle, siyasal merkezin toplum üzerinde belirleyici gücünün böylesine yüksek olduğu durumlarda söz söylemek veya meydanı boş bırakmamak adına aman vermez bir rekabet olur. Bunlar çoğu kez sıradan polemikler ve özellikle Türkiye’de gündelik konuşma dilinin kalitesini düşüren lakırdıdan ibaret şeylerdir. Zaten sıradanlaşmaya meyyal kesimlerin cesaretini artıran, içinde bilgi kırıntısı olmadığı gibi bol hamaset ve sloganla süslenmiş cümlelerin biri gider öteki gelir. Sokağın istifade edeceği; yani bir siyasal vizyon öneren sözlerden ziyade siyasal tartışmalarda fanatizmi besleyen ve amiyane tabirle laf çarpmaya yarayan sözler ne yazık ki merkezi siyasetin ana faaliyeti haline geldi. Bugün de gelmedi, epeyidir böyledir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kıyaslamak mübalağa olmaz, bugünün siyasal dili 20, 30 yıl öncesinin çok gerisindedir. Düşük seviyelidir ve kalitesizdir. Üstüne bir de politikacılar sosyal medyaya kulak verme adına, o mecraların seviyesine inme konforunu da seçiyorlar ki, manzara bakılacak, duyulacak gibi değildir.

Son dönemde daha çok insanın televizyonda siyasal konuşma ve bunlar üzerine yapılan tartışmalardan soğumaya başlamasının sebebini burada aramak gerekir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta sonu bir konuşmasında şöyle dedi: “Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var. Bir başörtüsünü Türkiye’nin en temel meselesi haline getirdik. O kız çocuğumuz üniversiteye gidiyor mu, imkânını sağlıyor muyuz? Derdin o olmalı. Çocuklarımız okumalı, bilimi öğrenmeli ve hayatı sorgulamalı.”      Kılıçdaroğlu malum bir süredir, CHP’yi ülke gerçeklerine; yani Türkiye’nin sosyolojisi, inanç haritası ve siyasal hafızasına uygun istikamette dönüştürmeye çalışıyor. Artık çalışmayı geçti dönüştürüyor da… Nitekim, bu dönüşüm sayesinde; sadece bir bakışta CHP’li görünen aday profilini terkedip farklı kimlik kombinasyonlarının da CHP’de olabileceği kanaati uyandıran isimleri belediye başkan adayı göstermeye cesaret ederek yerel yönetimlerin en parlak koltuklarında iktidar olmayı başardı. Başörtüsü konusunda söylediği sözleri de bu değişim penceresinden önemsemek gerekiyor. Böyle konuştuğu için partisine oy gelir mi, gider mi önemli değildir. Ayrıca da oy böyle meseleler üzerinden gelip gitmesin… Önemli olan ülkede en temel tartışma konusu olan, eski rejimin ana karakterini oluşturan ve CHP’nin siyasal desteğiyle de büyüyen başörtüsü meselesinde tarihi önemde bir tavır değişikliği açıklamış olmasıdır. Böylelikle, demokrasilerde sadece iktidarın değil, muhalefetin de temel sorunların çözümüne katkı verme prensibinin güzel bir örneğini göstermiştir. Başörtüsü meselesi zaten halloldu, yasaklar zaten kalktı veya aksi bir tavır zaten artık sürdürülemez diye düşünülebilir. Ama siyasal ve sosyolojik süreçlerin kırılganlığı açısından bu açıklama son derece gereklidir. CHP Liderinin ağzından duyulması bir tahahhüttür ve bir dönemin sonunu ilan etmektedir.         Rövanş müsabakalarına merakın yüksek olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir söz, geri dönüşü imkansızlaştıran ve kılık kıyafet hürriyetini güçlendiren değerli bir siyasal cümledir.Kılıçdaroğlu’nun partisi adına cesur sayılacak bu adımı umarız ki siyasete ülkenin ortak iyiliği için rekabet getirebilir. Daha fazla hürriyet, daha fazla hayat tarzı garantisi ve daha fazla empati adına…

...***

Mehmet Kara, 7 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Gaz lambası mı yakalım?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Maliye Bakanı Berat Albayrak, bakanlığa geldiği günden bu yana pek çok paket açıldı. Bu sefer de adına Yeni Ekonomik Program (YEP) koyduğu yeni bir ekonomik paket açıkladı.Albayrak paketi açıkladığı gün bir gazetenin ekonomi dibe vururken, “Türk ekonomisi uçuşa geçti” manşeti de alay konusu olmuştu. Vatandaş geçim derdi çekerken, işsizlik hat safhadayken, memura önümüzdeki yıl toplamda yüzde 8 zam yapılması ekonominin gidişatını gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Elektriğe bu yıl içinde yüzde 60, doğalgaza yüzde 52 zam yapılmasını gizleyebilmek için öyle taklalar atanlar var ki, “güncelleme, düzenleme” gibi ifadelerle zamları saklamaya, gizlemeye çalışıyorlar, ama millet zammı yaşayarak görüyor. İğneden ipliğe yüksek zamlar yapılırken, enflasyonun tek haneye düşmesi (!) “enflasyon sepeti”ni tekrar tartışmaya açtı, rakamlar inandırıcı bulunmuyor. 

Sosyal medyada çok etkin olan eski milletvekili Burhan Kuzu’nun paylaşımı da insanları tebessüm (!) ettirdi. “Birileri zam haberleri üzerinden bilinçli olarak algı operasyonu yapıyor. Zamdan hiç kimse memnun olmaz. Ancak, ekonomide ciddî bir değişim ve toparlanma içerisindeyiz. Türkiye, koalisyon dönemlerinde ne zamlar gördü. Elektrik yerine gaz lambası yakan vatandaşlarımız vardı” diyen Kuzu’ya “Arabaya da binmeyelim, bir zamanlar kağnı arabası vardı! Gaz yağı mı yakalım!” gibi tepkiler geldi.

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın bu zamlara gösterdiği tepki de çok iğneli oldu. “Kamu İşveren Heyeti’nden ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’ndan toplu sözleşmede maaş ve ücretlerde artış yerine güncelleme istemek gerekirmiş. Yeniden değerleme oranı ya da en azından gelen zamlar oranında güncelleme. Elektrik fiyatları yaklaşık yüzde 35 güncellendi... Fiyat güncellemeleri için kullanılan hesap makinesi gibi cömert bir hesap makinesi olsaydı masada keşke…”

Birileri “ekonomi uçuyor mu?” diyordu! Aslında uçan ekonomi değil, zamlar…

...***

Ahmet Gürsoy, 7 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kılıçdaroğlu'na suçlama HDP'ye sessizlik...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hepimizin aklıyla dalga geçiyorlar. Bizi, aptal yerine koyduklarını sanıyorlar. Ne diyor MHP kanadı?Özetle şunu diyor: CHP'liler HDP ile ilişiğini kesmiyor. Kemal Kılıçdaroğlu bu işin en başında yer alan kişi. CHP onunla işbirliği yaptığına göre CHP teröristlere destek veren partidir. Bu durumda; bunun sorumlusu CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu'dur. Öyle ise Onu "Yüce Divan'a verelim. Dokunulmazlığını kaldıralım…."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Haliyle biz de sormadan edemiyoruz: Madem o kadar HDP'ye karşısınız ve madem o kadar teröristleri Meclis'te istemiyorsunuz; Kemal Kılıçdaroğlu'ndan önce neden HDP eş Genel başkanı Sezai Temelli'yi mahkûm etmiyorsunuz ya da ettirmiyorsunuz?

HDP ile ilgili komisyon kurduğunuzu söylemiyorsunuz. Sezai Temelli'nin dokunulmazlığı kaldırılsın demiyor/diyemiyor gözünü sevdiğimin MHP'si.

Doğrudan Kılıçdaroğlu'na saldırıyor.

HDP'lilerle ilgili ne bir teklifi var, ne de bir önerisi.

İlle de Kılıçdaroğlu?

Cumhur ortakları sırasıyla bangır bangır bağırıyor: CHP  teröristlerle işbirliği yapıyor HDP ile kol kola..

Tamam. Varsayalım tam da sizin söylediğiniz gibi… CHP gerçekten suçlu.. Kardeşim, siz neden bizzat teröristin partisine tek laf etmiyorsunuz da, onunla işbirliği yaptığını söylediğiniz CHP'ye kılıç çekiyorsunuz? Teröriste laf yok işbirliği yapanı mı cezalandırıyorsunuz?

Hayret ki ne hayret! HDP'yi kapattırmak için elini taşın altına koymayan MHP yönetimi, Kılıçdaroğlu'a neden bu kadar celalleniyor dersiniz? Çünkü Cumhuru oluşturan bu partilerin halktaki karşılığı yavaş yavaş azaldıkça azalıyor…

Millet ittifakı; CHP, İYİ Parti, HDP ortaklığından oluşmuyor ki. Öyle olsa İYİ partililerden bir teki bile orada yer almaz.

Efendim HDP seçmeni oraya oy veriyor…

Siz de aynı seçmenin peşinde koşuyorsunuz ve size oy vermiyor. Bu apaçık Türkiye gerçeği. Millet ittifakı ne yapsın?

Oy verenden veya verme eğiliminde olanlardan "eskiden HDP'ye oy verdiniz sizden istemiyoruz" mu desinler? Seçimin bir doğası ve işleyiş tarzı var. 

Nitekim 30 Haziran seçim sürecinde MHP liderinin kapalı ifadelerle Teröristbaşı Öcalan mesajlarına verdiği cevaplar zihinlerdeki tazeliğini koruyor. Aynı şekilde İYİ Parti Grup başkanvekili Lütfi Türkkan'ın "Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sütre gerisinde bir çözüm süreci aradığını düşünüyorum ama burada çözüm sürecinde iş birliği yapacağı suç ortağını arıyor bence. 

Gelecekte olacaklar bugünden bir tahmin, lakin içinde yaşadığımız durum çıplak gerçeğin göstergesi.  Çıplak gerçeğimiz şu: MHP, Kılıçdaroğlu'nu kendince yargılayacağı komisyon kuracağını söylüyor, dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyor ama HDP için en ufak bir çaba göstermiyor.