Nisan 19, 2016 09:00 Europe/Istanbul

Nuyray Mert, cumhuriyet gazetesinde, “Yıkımın neresindeyiz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ana muhalefet partisi, dokunulmazlık konusunda iktidarın çizdiği hatta yürümek zorunda kalmasının ilk büyük hasarını, bizzat iktidarın “Bakın nasıl bizim peşimize takılmak zorunda kaldılar” horlaması ile almış oldu. Bunun ötesinde fazla söylenecek şey kalmadı. Öte taraftan, iktidar çevresi zaten artık demokratik siyaset terimleri ve normları ile konuşmayı ve davranmayı toptan terk etti. İktidar, izlediği Kürt siyaseti gereğince, toptan sindirme hattında hiç olmazsa HDP’den birkaç kişiyi hapse göndermeye azmetmiş durumda. Tabii mesele bununla bitmeyecek; yıldırma, sindirme üzerinden yürünecek yol belli, daha fazla askeri tedbir, daha fazla yasak, daha fazla hapis, daha fazla göz korkutma; şüpheniz olmasın bu böyle gittiği yere kadar gidecek ve gidilen yer tam bir cehennem olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mevcut otoriter siyaset savrulması, artık totaliter bir rejimin inşası aşamasına gelmiş durumda. Totaliter rejimin inşası, “FETÖ ve PKK’ye karşı terörle mücadele” çerçevesinde yürüyor. Kartlar sonuna kadar açıldı; “Ya iktidardan yanasınız, ya da terörden” dendikten sonra iktidarı desteklemeyen her kim olursa olsun, “terörist” veya “terör destekçisi” damgası yemenin gölgesinde ve korkusu ile yaşayacak. Ana muhalefet partisi, dokunulmazlıkların kalkması yasasını onaylamakla, bu ithamdan kurtulacağını sanıyorsa çok yanılıyor. Burası artık, Cumhurbaşkanın, milletin temsilcisi olmanın çok ötesinde “organik lideri” ilan edildiği, onun izinden gitmemenin hainlik addedildiği, demokratik siyaset terimlerinin hiçbir karşılığının kalmadığı, daha da kalmayacağı bir ülke. Siyasal muhalefetin önce bu gerçeği iyice kavramasında fayda var.
Temel mesele şu: Bu iktidar, totaliter bir rejim inşası sürecinde, herkesi “terörle mücadele” adına rehin almayı başarıyor. Öncelikle buna itiraz etmek gerekiyordu. Ne yazık ki, Türkiye’nin batısında yaşayanlar hâlâ iktidarın izlediği Kürt siyasetinin, onun otoriterliğini meşrulaştırarak pekiştirdiğinin tam olarak farkında değil. İktidara muhalif çevrenin büyük kısmı, hâlâ Kürt siyasetini, Türkiye’nin genel demokratikleşme sorununun dışında bir olay olarak görüyor.
“Yıkımın neresindeyiz” sorusuna cevap vermek zor, “Totaliter bir rejim inşasının neresindeyiz” sorusuna cevap vermek de zor, ama seyir hızımızın gittikçe arttığını görmek zor değil.
…***
Sibel Köklü, Yurt gazetesinde, “İşsizlik kader olamaz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’de işsizlik büyük bir problem olmaya devam ediyor. Özellikle gençlerde işsizlik oranları çok yüksek. Türkiye’nin hızla büyüyen nüfusuna yeterli iş imkanları sağlanamıyor. Hükümetin bu sorunu kısa vadede çözmesi zor görünüyor. Zaten asgari ücretin 1000 liradan 1300 liraya çıkarılması kararı bile binlerce kişinin işini kaybetmesine yol açtı. Hükümet bir yandan yüzde 30 zam sağlamış oldu ama bir yandan da yaklaşık 400 bin kişi işini kaybetti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Rakamlara göre, asgari ücret zammını yüksek bulan çok sayıda işveren, ocak ayında 1.300 liralık asgari ücreti ödememek için 2015’in aralık ayında 384 bin işçisini işten attı. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) tuttuğu sigortalı kayıtları, bu rakamları açıkça ortaya koydu. Yüzde 30 oranındaki zamdan kaçınan bazı patronlar, çırakları bile işten çıkardı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'de işsizlik oranı, Ocak'ta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,1 seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam son 11 ayın en üst seviyesi olarak tespit edildi. Buna göre işsiz sayısı 31 bin kişi artarak 3 milyon 290 bine ulaştı. Geçen yılın sonu ile bu yılın ilk ayı arasında istihdam artışı bir tek kısmi süreli çalışan sigortalılarda görüldü. Bu konu zaten tartışmalı. DİSK başta olmak üzere sendikalar, kısmı süreli çalışmaya karşı. Bu uygulamanın kiralık işçilik anlamına geldiğini söyleyen sendikalar, özellikle kadın emeğinin bu yolla daha fazla sömürüleceği görüşünde. Özel sektörde yatırımların neredeyse durduğu bu günlerde, inşaat sektöründen başka istihdam yaratacak alan da pek görülmüyor.
TÜRKİYE’DE bazı şubelerini kapatan HSBC, genel müdürlük çerçevesinde de küçülmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde arayan bir arkadaşım, 10 yıldan fazla süredir çalıştığı bankadan çıkarıldığını söyledi. Üstelik çalıştığı birim bütünüyle kapatılmıştı. Geçen yıl zararı altı kat arttığı söylenen HSBC’nin Türkiye'nin yeniden yapılanma sürecine giderek 180 kadar şube kapatacağı belirtiliyor. 2015 boyunca satış ihtimallerini değerlendiren ve sonunda vazgeçtiğini açıklayan bankanın, bireysel bankacılık tarafında küçülerek, ticari ve özel bankacılık tarafına ağırlık vereceği söyleniyor.
Genç işsizlik oranı yüzde 19,20’de kalarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,80 puan gerilese de hala yüksek seviyelerde seyretmeye devam ediyor. 2015 yılının ortalarında yüzde 17’ye kadar gerileyen genç işsizlik oranı yaklaşık bir senedir artmaya devam ediyor.
…***
Ahmet Hamdi Aydın, Yeniasya gazetesinde, “Başkanlık sistemi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen hafta, her Pazartesi yazılarımı okuduğunu söyleyen bir öğrencim odama gelip, güncel tartışmalardan Başkanlık Sistemi konusunu takip ettiğini belirterek bu konudaki görüşümü sordu.Ben de cevaben bir tamamlayıcı soru sordum: “Genelde başkanlık sistemini mi, yoksa Türkiye’de başkanlık sistemini mi soruyorsun?”“İkisini de sormuş olayım” dedi.Cevaben söylediklerimi, yani genelde ve Türkiye özelinde başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerimi burada aktarmak istiyorum:Bir ülkede hükümet sisteminin parlamenter, başkanlık veya yarı-başkanlık olması aslında o kadar da önemli değildir. Bütün sistemlerin kendisine göre olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Önemli olan ne olursa olsun bir sistemi iyi işletebilmek, sistemin olumlu yönlerinin gereğini yapmak, olumsuz yönlerinden kaçınmaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yine önemli olan sistemin adının ne olduğu değil, demokratik bir devlet yönetimine, toplumsal barış ve güvenliğe, insan hakları kayıtlarımızın iyileşmesine ekonomik ve sosyal yönden ülkenin gelişmesine, siyasal kültür ve ahlâk gibi değerlerin gelişmesine ne kadar katkı yaptığıdır.
Her ülkede farklı sistemler bu değerlerin gelişmesine katkı yapabilir. Yani her ülkede aynı sistem başarılı olur diye bir şey yoktur. Bir ülkede Başkanlık Sistemi iyi işleyebilir, ama başka bir ülkede işlemeyebilir.
Türkiye olarak demokrasiyi bütün kurum ve kuruluşları ile yaşatabilsek, insan hakları kayıtlarımız iyi olsa, iç barış sağlansa ve özellikle terör sona erse, ekonomimiz iyi olsa, eğitim düzeyimiz yüksek olsa, kısaca medenî bir toplum olarak bütün çeşitliliğimizle, çok renk ve çok sesliliğimizle karşılıklı anlayış içinde yaşamayı bilsek, hükümet sistemimiz ne olursa olsun sorun değil. İster parlamenter sisteme devam edelim, ister başkanlık sistemi getirelim….
Yani şimdi başkanlık sistemine geçsek, bütün bu saydığım olumsuzlukları giderecek mi? Tabiî ki hayır… O zaman Türkiye’de sistemi değiştirmeye, tartışmaya, bu konuda zaman ve emek harcamaya değmez.
Sonuç olarak başkanlık sistemi genel olarak ve bazı ülkelerde iyi ve başarılı olabilir. Ama mevcut şartlarda Türkiye’de başkanlık sistemi hiçbir şeyi değiştiremeyecektir. Hatta sistemi daha da bozabilir. Meselâ demokratik olmayan ve katı bir tek adam yönetimine dönüşebilir.