Ekim 23, 2019 11:08 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: BM'den Arakan uyarısı: Soykırım tekerrür edebilir

Yeniasya:

Rusya'dan teröristlere çekilme uyarısı

Cumhuriyet:

Ankara'da MİT'e özel mahkeme kuruldu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 23 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Diyalog pınarı!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Erdoğan-Putin görüşmesi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanan güvenlik sorununun tamamen uluslararası hale geldiğini bir kez daha ortaya koydu.17 Ekim’de ABD ile varılan mutabakatın ardından 22 Ekim’de de Rusya ile mutabakata vardık.ABD ile 120 saatlik uzatma...Rusya ile 150 saatlik uzatma... Rusya öteden beri Türkiye’nin 10 kilometreden daha derine girmemesinden yanaydı. Bu noktaya gelinmiş görünüyor.ABD’den sonra Rusya da YPG’nin sınırdan 30 kilometre aşağıya çekileceğini açıkladı. Putin’in altını çizdiği “diyalog” çağrısını Türkiye genişleterek yaşama geçirebilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gelinen noktada artık, “Şam’la görüşmem” demenin hiç faydası yok. Bir kez daha ortaya çıktı ki, Esad, neredeyse Putin’in yerel valisi gibi...Erdoğan-Putin görüşmesinin yapılacağı gün Esad’ın İdlib’e gitmesi tam da bu anlama geliyor.

Putin bir kez daha altını çizdi: Adana Mutabakatı...10 maddelik ortak bildirinin dördüncü maddesi bu mutabakata dönük.1998 yılında Öcalan’ın Suriye topraklarından çıkarılması sonrası imzalanan Adana Mutabakatı iki ülkenin terörle ortak mücadelesini, birinin topraklarında öteki aleyhine faaliyete izin vermemesini içeriyor. 2010 yılında AKP hükümeti de bunu genişletti, daha kapsamlı hale getirdi.Şimdi hem bu anlaşmayı güncellemenin hem de günümüz gerçekleriyle örtüştürmenin zamanı.

....***

Orhan Uğuroğlu, 23 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP'nin önemli ismi de isyanda"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi partilerde bazı isimler vardır ki görüşleri tutarlıdır, eleştirileri ise gerçekçidir. Medya dünyasında bazı gazeteciler vardır ki kimse güvenmez. Gazeteci, siyasetçi ilişkilerinde en önemli konu karşılıklı "güven" olmalıdır. Eğer başkentte gazetecilik ve yazarlık yapıyorsanız siyasilerle sağlam, güvenilir ilişkiler kurmanız gerekir. Siyasiler bazı önemli gelişmeleri "yazma" kimi zaman, "yaz ama adımı verme" kimi zaman da "adımı yazabilirsin" diyerek gazetecilere verirler…Eğer başkentte, "güvenilir" gazetecilik yaparsanız size önemli kulis bilgiler gelir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ve eğer "gerçek dışı" kulisler yazarsanız giderek "okunmaz ya da dinlenmez" olursunuz… Gelelim konumuza. AKP'nin eski bakanlarından bir milletvekili ile dostların da bulunduğu özel bir mekânda uzun bir sohbet yaptım. Önce şunu söyleyeyim AKP milletvekilleri ile Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın arasına kara kedi girmiş durumda…

Kara kedi de kim mi? Erdoğan kabinesi… "17 yıllık AKP iktidarında milletvekilleri ile bakanlar arasında hiçbir zaman bu kadar kopukluk olmadı. Bakanlar milletvekillerini umursamıyorlar, çünkü oy kaygıları yok…" Bu sözler deneyimli, halen milletvekili olan AKP'nin önemli ismi eski bakana ait.

- Sordum; Nöbetçi bakan uygulaması başladı çözüm olmadı mı?

Yanıt verdi: "Başlamadı henüz, şimdi 2020 bütçesi var ve külliyede bürokratlar tarafından hazırlandı. Yarın seçim olsa bürokratlar mı seçime girecek. Hayır, biz siyasetçiler seçim bölgelerine gidip oy isteyeceğiz vatandaşlardan. Ama vatandaşların taleplerini bütçeye koyma imkânımız olmadı."

- Sordum; Cumhurbaşkanlığı sistemi vatandaşların sorunlarına hızlı çözümler iletecekti. Vatandaşın sorunları görmezden mi geliniyor?

Yanıt verdi:

"Bütçe külliyede hazırlanınca vatandaş sorunları arka planda kalıyor. Bu durum AKP'yi seçimlerde olumsuz etkiler ama bürokrat arkadaşlar farkında değil."

Sohbet başlayınca AKP'den kopan iki önemli ismi Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan'ı konuşmamak olur mu?

- Sordum; AKP'den 2 yeni parti çıkıyor. Vaktiyle sizlerin başbakan Necmettin Erbakan'ın Refah Partisi'nden ayrılıp AKP'yi kurduğunuzun benzeri bir durum var. 17 yıllık metal yorgunluğu AKP'yi nasıl etkiler?

Yanıt verdi:

"Elbette olumsuz etkiler. Genel merkezde görevli arkadaşlarımız bu yeni oluşumların partimizi etkilememesi için çalışıyorlar ama yeterli değil.

Teşkilatlarda da seçmen kitlemizde de kopuşlar var. Umutları kaybolan, özellikle Suriyeli sığınmacılara kızan, işsizlik sorunu altında ezilen ve zamlarla geçim sıkıntısı çeken vatandaşları partimizde tutacak politikalar üretemiyoruz.

Aslında samimi konuşmak gerekirse Recep Tayyip Erdoğan, hem devlet işlerinin yoğunluğu hem de siyasetin beklentilerinin altında kalıyor. Bu sistem tüm yükü tek kişinin sırtına yüklüyor.

Bakanların vatandaştan kopuk olmaları partimizden kaçışı, kopuşu maalesef körüklüyor."

- Sordum; Davutoğlu ve Babacan'ın başarılı olmamaları için AKP'den istifaların engellenmesi için valiler ve kaymakamlar da devreye girdiler. Parti devleti haline geliyoruz giderek. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanıt verdi: "Elbette iyi değil. Vatandaşa baskı yapmak büyük tepki yaratır. Siyaset gönüllülük işidir. Vatandaşa hizmet ile yaklaşırsanız, sorunlarını çözecek adımlar atarsanız siyaseten kazanır, baskı yaparsanız siyaseten kaybedersiniz…" AKP'nin 18. yılına girerken durumunu 3 bölümde değerlendirebiliriz.

- Kuruluş ve yükselme devri,

- Durgunluk dönemi,

- Metal yorgunluğu ve gerileme dönemi…

Yazımı tamamlarken her hafta 3 nöbetçi bakanın nöbetleşe olarak Meclis'te AKP milletvekillerinin sorunları için hazır bulunacağı açıklandı. Neden 3 değişik bakan 3 gün derseniz hemen söyleyeyim, Meclis genel kurulu Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanıyor. Milletvekilleri de bu günler Meclis'te daha çok bulunuyorlar. İlk nöbetçi bakan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk oldu. Çözüm olmazsa nöbetçi Cumhurbaşkanı yardımcılığı uygulaması da başlayabilir! Sonuç olarak şu gözlemimi de söyleyebilirim… İçin için kaynayan AKP zor durumda…

...***

Taha Akyol, 23 Ekim tarihli Karar gazetesinde, "Tuhaf bir ihale"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstanbul’da Haydarpaşa ve Sirkeci garlarındaki depo alanları, “ticari faaliyette kullanılmamak” ve “kültür sanat faaliyetlerinde” kullanılmak şartıyla ihaleye çıkarıldı. Belli ki ihaleyi alanların bu çok masraflı işi kaldıracak mali güce ve kültür sanat tecrübesine sahip olması gerekirdi.Dört şirket talip oldu, ikisi çekildi. Bunlardan Kültür Bakanlığı’na bağlı şirket niye talip oldu, sonra niye çekildi bilmiyoruz.Bir şirketin evrakı eksikmiş, onun için elendi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geriye kaldı iki şirket: Biri iktidara bir hayli yakın olan taze bir şirket… Öbürü İBB’nin konsorsiyumu.

Sonunda, İBB’nin ihaleyi kaybettiği açıklandı.

Kaybetmesinin sebeplerinden biri neydi, biliyor musunuz?

İBB, ihaleye verdiği teklifte “müşterek ve müteselsil sorumluluk” terimini kullanmayıp bunun yerine TDK sözlüğündeki karşılığı olan “ortaklaşa ve birlikte” terimini kullanmış; İBB’nin elenmesinin sebeplerinden bu!

Tek başına bu bile, ihalenin niteliğini anlatmaya yeter!

İBB seçimlerini Ekrem İmamoğlu kazandıktan sonra çeşitli kamu kurumları İBB’ye ait “Hamidiye Su”yu boykot etmişti!

“Hamidiye Su” davranışı ihalelere mi sirayet ediyor?!

Ediyor veya etmiyor ama Türkiye’de “hukuk devleti” ve “eşit vatandaşlık” alanlarında ciddi sorunlar vardır; kamu ihaleleri bu büyük sorunun bir parçasıdır.

Bütün kamu kaynakları bütün “vatandaşlar”ın vergileriyle oluşur; bütün vatandaşlar kanun önünde “eşit” olmalı...

Hukuk devletinde bu ilke olmazsa olmazdır, ama bizde öteden beri bazı vatandaşlar “daha eşit” oluyor!

Onun için güçlü iktidarlar bütün tarihimiz boyunca kendi “ihale kazananlar”ını yarattı.

AKP iktidara geldikten bir süre sonra, bazıları değişen şartlara göre ama büyük bir kısmı istediğine ihale verebilmek için bu yasada 13 defa değişiklik yapıldı, her bir değişiklikte “istisnalar” alabildiğine artırıldı.

Şimdi durum ne? Ahmet Davutoğlu, “Manifesto” denilen açıklamasında şöyle diyor:

“İhale Kanunu’ndaki istisnaların kanunun kendisini işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular…”

Davutoğlu şimdi muhalif olduğu için böyle diyor diyenler çıkabilir.

2014 yılına gidelim, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Bütçe Plan Komisyonu’nda konuşuyor:

“Açık ve net söylüyorum. Sayıştay denetimi gözümüzü açtı. Sayıştay denetimi benim için olmazsa olmazdır, yol göstericidir. Denetimleri daha da iyileştirmemiz lazım… Elimden gelse Kamu İhale Kanunu’ndaki tüm istisnaları kaldırırım.” (5 Kasım 2014)

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin de “Kamu İhale Yasasında kapsamı genişletilen istisnalarla mevzuatın ve ilgili kurumların işlevini yitirmesi en temel sorunlar arasında” diye açıklama yaptı. (2 Mart 2018)

Görüyor musunuz meselenin çapını?

Ondan sonra, gelin Türkiye’ye yatırım yapın… Ekonomimizde verimliliği artıralım… Bu vatan hepimizin…

İhalelerde, mülakatlarda, atamalarda “eşit vatandaşlık” ve “liyakat” hem hakkaniyetin hem “bu vatan hepimizin” ilkesinin gereği değil mi?