Ekim 28, 2019 10:16 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Türkiye'den Yunanistan'a sert tepki! Elimizde her türlü belge var

Aydınlık:

İlk İpek yolu treni Marmaray'dan geçiyor

Yeniçağ:

'İcra' dosyası 17 yılda yüzde 160 artarak 21 milyonu aştı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Veysel Ulusoy, 27 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Vergiyi tabana yayalım ama ya tabanda sorun varsa!”başlıklı yaısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomiler yenilik ya da diğer ifadesiyle inovasyon seviyesini yükselterek kararlı bir şekilde büyür. Yenilik sade anlamıyla teknolojik ürünler üretmenin yanında, ilgili teknolojileri diğer tüm tüketim, aramalı ve sermaye mallarına adapte etmek olarak da anlaşılır. Uluslararası ticaretin gelişimi ve ürünlerin içeriğine baktığımızda, teknolojik gelişmenin tüm ürünlerde nasıl ilerleme sağladığını görürüz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son yıllarda üretim alanında olmasa da, finansal piyasalarda hızlı bir ivme ile yeni ürünler, yenilikçi ürünler ortaya çıkarmaya başladık. En güzellerini de yeni tip vergileri ortaya çıkararak ürettik. Öyle ki, temel ürün veya ürünlerden alt ürün yaratma olarak da bilinen finansal türev ürün yaklaşımını şimdilerde yeni vergi yaratma mantığı ile uyguluyoruz.Nasıl mı?Açıklayalım!Bildiğiniz gibi birkaç gün önce yeni vergi reformu paketi Meclis’e geldi. İçinde neler yok ki! Kurumlar vergisi oranında indirim, gelir vergisi dilimi ve oranında artış, lüks konut vergisi ve konaklama vergisi, döviz alımında ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisi oranı artışı, dijital hizmet vergisi... Son dördü yukarıda bahsettiğimiz vergide yenilik kapsamında ürünleri göstermede en belirgin örnek.

Her yeniliğin toplum hayatının her aşamasında faydalı sonuçlar çıkarmasını bekleriz, değil mi? Bu sefer “evet” olmayacak yanıt. Olmayacak, çünkü tüm bu yeniliklerin temel kaynağını yani gelir seviyesi ve artışını göz ardı ediyor.Basit başlıklar ile ekonomideki gelirlerin kaynağı işgücü, sermaye, girişimcilik ve arazidir. Bu üretim faktörlerinin yapısını irdelemeden yeni vergileri salmak belki de yapılacak en önemli yanlıştır. Bu yanlışın en üstteki görünümü ise halihazırda ekonomide durgunluğun süreklilik arz etmesidir. Durgunluğun yaşandığı bir süreçte vergi gelirlerindeki artış beklentisi tam tersi bir sonuçla düşüşe neden olabilir, olur da!

Bu tespiti bir kenara bıraksak bile yukarıdaki faktörlerin işsizliği, vergiyi tabana yaymakta sorunların olduğunu gösteriyor. Vergi ödeyenlerin sayısını artırma, kayıt dışılığı azaltma, her gelir yaratan faaliyetlerin vergilendirilmesi anlamına gelen vergi tabanı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu kapsamda tabanda sorunlar olduğu çok açık.Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) bile yatırımların bu yıl sonu itibarıyla yüzde 10 azalacağı beklentisi, reel ücretlerin ve alım gücünün düşmesi, yeni girişimlerde ışığın azalması ve tarımsal gelirlerdeki daralma, verginin tabanındaki sorunları açıkça ifade etmektedir. Örneklemek gerekirse:- 60 milyon çalışabilir nüfusun sadece yarısı çalışıyor,- Çalışanların 3.5 milyonu ücretsiz (aile işinde),- Geleceğin üretim gücü, gelir ve tasarruf sahipleri olan gençlerin yarısının ya işsiz ya da atıl olması tabandaki sorunların ağırlığını ortaya koyar nitelikte...Tabanı genişletemeyen karar vericiler her zaman tabanda vergilerini ödeyenlerin üzerine yeni vergiler salar. Bunu yaparken ise varlıklara ve zorunlu ürünlere yönelirler.Bu çerçevede, taban kavramını doğru anlamak gerekir.Ekonomik türbülansın ve sonucunda durgunluğun yaşandığı dönemlerde, ülkenin en önemli üretim gücü göstergesi olan kapasite kullanım oranı (KKO) şaşırtıcı bir şekilde yükseklerde, yüzde 76’larda seyrediyor. Yukarıdaki taban sorunu gerçeği ile KKO’nun bu seviyede olması vergi gelirlerinde de bir sorun olmaması gerektiğini de belirten bir istatistiktir.Ortada bir ölçüm sorunu mu var acaba?

…***

Mehmet Kara, 27 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Suriye’de çözüm, silâhla mı, siyasetle mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD Başkanı Trump, Suriye’de “büyük olmayan bir petrol bölgesi” olduğunu söylerken, “Hep söylemişimdir, eğer bir ülkeye girdiyseniz petrolü kontrol altına alın. Aynısı burası için de geçerli. Kürtlerin eline para geçsin diye, para akışı olsun diye bir şeyler düşüneceğiz. Büyük petrol şirketlerimizden birinin oraya girip her şeyi doğru yapmasını sağlayabiliriz. Onların paraya ihtiyacı var ki bizim şimdi hiç yok” ifadesi aslında bilinen, ama gizlenen bir politikanın itirafı oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Suriye’deki insanlık dramını ve orada barışın ABD’nin umurunda olmadığını Savunma Bakanı Mark Esper,  SDG ile beraber bir grup Amerikan askerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol yataklarının yakınında tutulmasının seçenekler arasında olduğunu söyleyerek gerçek niyetlerini itiraf ediyor. Esper’e göre ABD’nin hedefi “petrol yataklarının başka devletlerin veya IŞİD kontrolüne geçmesini önlemek”miş! Yani “Suriye’deki petrol yataklarını biz kullanırız, başkasına vermeyiz!” demek istiyor.

Diğer yandan, Suriye’deki iç savaş çıktığında askerî bir çözümün “çözüm” olmayacağı anlaşılıp “çözüm” diplomasî ve siyasette aransaydı, Suriye bugünkü duruma düşmezdi.

Nitekim, Irak’ta, Afganistan’da çözümün savaşta aranmasının ülkeleri ne hâle getirdiği ortada. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Putin ile Soçi’de yapacağı görüşme öncesi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye’nin izlediği Suriye politikasının kökten değişimi anlamına gelebilecek sözleri buna işaret ediyor. Çavuşoğlu’nun, Suriye’de askerî bir çözümün olmadığını ve Türkiye’nin siyasî bir çözüm istediğini ifadesi de bunu gösterdi. Çavuşoğlu, “Türkiye buradaki siyasî süreci çok güçlü bir şekilde destekliyor. Askerî bir çözüm yok” demişti. (Millî Gazete, 22.10.2019

Suriyelilerin evlerine, yurtlarına dönmesi için hiç değilse bundan sonra akılcı, dikkatli politikalar üretilmeli, diplomasî ona göre oluşturulup bu sorunun çözümü bulunabilmelidir. 

Çözüm silâhta değil, diplomasî ve siyaset ile aranmalı.

AKP’nin kurucusu olan ve bakanlık yapan Abdullatif Şener’in Suriye politikası ile ilgili sözlerini aktaralım: “Sekiz yıldır izlenen Suriye politikası yanlıştır. Bu politika siyonizme hizmet etti. Silâh üreticileri ve tüccarlar kazandı. Bölge halkları tarihinin en büyük acılarını çekti. Bu politikanın en büyük zararı ise, Kürtlerle aramızdaki duygusal ayrışmayı derinleştirmiş olmasıdır…”

Başka söze gerek var mı?

…***

Orhan Uğuroğlu, 27 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bas bas paraları saraya”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Verginin, vergisinden de vergi al… 3,3 milyon kişiye vergi ve SGK borçları için e-haciz uygula ve topladığın paralarla saraylar yap…Cumhurbaşkanlığının faaliyette bulunduğu Ankara'nın Beştepe'sindeki sarayın ek inşaatları tüm hızıyla sürüyor. Yetmedi, merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Göcek'te kullandığı köy evi yıkıldı, ormanın ağaçları kesilerek uçuruldu ve "Yazlık Saray" inşaatı tüm hızıyla sürüyor…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Yetmedi, Bitlis'in Ahlat ilçesinde konut kiralayıp siyasi karargâh yapacağını açıklayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'i kıskanmaktan olsa gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile bir saray daha yapılıyor…

Sanırım, her kente bir saray projesi var kafalarında… E, bu saraylara ve bu lüks harcamalara maliyenin topladığı vergiler yeter mi? Elbette yetmez, yetmiyor…

Son aylarda merkez bankası banknot matbaasının gıcır, gıcır kâğıt paraları piyasada görülünce anlaşıldı ki AKP hükümeti enflasyon nedeniyle, "bas bas paraları" demiş…

Ve Meclis'e gönderilen 2020 bütçesi de görülen o ki yeni vergilerle milletin anasını ağlatacak…

Zenginden alıp, fakire vereceklermiş!.. Ben 50 yıllık meslek hayatımda bu sloganla yola çıkıp yeni vergiler koyan hükümetlerin zenginden alıp fakire verdiklerini görmedim… Hele hele AKP'nin 17 yıllık tek başına hükümet olduğu bu dönemde gördüğüm tam tersi oldu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu haftalardır şunu söylüyor:

"AKP zenginleri yurt dışına 200 milyar dolar çıkardılar…"

Cumhurbaşkanı da memur bakanları da tek bir kelime ile yanıt veremiyor… "Sükût ikrardan gelir…"