Türkiye'den köşe yazarları
Star: ABD'nin nafile 'yaptırım' çabasına Türkiye'den sert tepki: Şiddetle kınıyoruz
Karar:
Temsilciler Meclisi'nde peş peşe oylamalar: Önce 'soykırım', sonra yaptırım
Yeniçağ:
siber saldırılar devam ediyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ufuk Söylemez, 29 Ekim tarihli Aydınlık gazetesinde, “Önce Orta gelir tuzağı, sonra likidite tuzağı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kasaba kurnazı, partizan ve popülist zihniyet, yüzeysel, miyop ve bilimsel olmayan nafile ekonomik müdahalelere yelteniyor. Yıllarca rekor yüksek faiz vererek, ülkeyi ‘sıcak para’ cennetine çevirip, 500 milyar dolara yakın dış borca neden olduklarını unutmuş görünüyor. Faizler düşük tutulursa, hatta (sıfırlanırsa) havuzcu-rantçı- millete söven yandaş müteahhitlerin ellerinde patlayan konut stoğunu eritecek talep canlanır diye düşünüyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İnsanların borçlanma kapasitelerinin sınırlarına dayandıklarının, kısa vadeli tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarını ödeyemeyerek, yasal takibe-icraya düşenlerin sayısının dört milyon gerçek kişiye yaklaştığının farkında değiller.
Geçmişte ABD’nin, daha sonra ise, AB’nin ağır durgunluk ve ekonomik çöküşten kurtulmak amacıyla, piyasaya sınırsız-ölçüsüz dolar ve euro pompalayarak, faizleri sıfır (hatta İsviçre’de olduğu gibi eksiye) indirmelerinin, esasında beklenen ekonomik canlanmayı da, yatırım ve istihdam artışını da sağlayamadığının da bilincinde değiller.
Fiilen "0" olan bu faiz politikasına, ABD’de " ZIRP" diyorlar (Zero - Interest - Rate - Policy). Bizdeki bilinen söyleme dönüştürürsek, bugün faiz politikası açısından, ironik olarak işte bu zurnanın "ZIRT" dediği yere doğru geliniyor.
Faizler "0" a indiği halde, piyasaların buna cevap ve reaksiyon vermemesi bu politikayı fiilen etkisiz ve yararsız bir hale getiriyor.
Ekonomide bu duruma "likidite tuzağı" deniyor. Faizler sıfıra da inse bunun tüketime, harcamalara ve yatırımlara beklenen yansıması bir türlü olamıyor yani.
ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerin ekonomik krizden çıkış ve canlanma için alması gereken ekonomik önlemlerle, bizim gibi ülkelerin alması gereken önlemlerin birbiriyle aynı olması imkansız.
Türkiye’de faizler emir-komutayla üç ayda 10 puan düşürüldü. Ama gerçek yıllık ortalama enflasyon ise, yüzde 18 düzeyinde hala. Ne AB’de ne de OECD ülkeleri arasında böyle yüksek bir enflasyon ve faiz yok. Türkiye 2003-2010 yılları arasında dünyada, en yüksek reel faizi ödeyen ülke iken, şimdi tam tersi söylemler şaşırtıcı elbette.
İktidar yerel seçim yenilgisi paniğiyle kalkıştığı, bu tür zorlayıcı ve sonuçları kestirilemeyen emir-komuta ekonomisi anlayışı ile bir yere varamaz, kaos, kredibilite kaybı ve belirsizlik daha da artar.
Ağır borç yükü, sermaye girişlerinin ani kesilmesi ve sermayenin kaçışı, ihracatta talebin düşüşü, bütçe yetersizlikleri ve rezervlerin sınırlı oluşu gibi nedenlerle Türkiye’nin talebi ve tüketimi artıran önlemler alabilmesinin hiç de kolay olmadığı ortada. Yatırımların da siyasi - ülke riski ve yatırım ortamının olumsuzluğu nedeniyle artması oldukça zor görünüyor.
Dış borçlarda IMF’den kısa vadeyle, yine-yeniden borç alınmamalı, onun yerine dış borçlarda "yeniden yapılandırma" seçenekleri araştırılmalıdır.
Türkiye’nin gelişmiş ve gelişmekte olan 50’yi aşkın ekonomi arasında hala dünyanın en yüksek enflasyon ve faizine sahip olan ülkelerin başını çektiği de unutulmamalıdır.
…***
Abdülkadir Özkan, 29 Ekim tarihli Milli gazetede, “Terörist sevici ABD ile terörle mücadele olur mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Terörle mücadele konusunda çoğu zaman dünyaya açıklanan ile işin gerçeği birbirine pek uymaz. Çünkü yapılan açıklamalarla küresel güçler dünya kamuoyunu istedikleri yönde şekillendirmek/oluşturmak isterler ve haberleri de bu doğrultuda açıklarlar. Böyle olunca da zaman zaman öldürüldüğü açıklanan terör örgütü elebaşlarının öldürülüp öldürülmediği konusunda tereddütler oluşur. Şahsen ABD’nin ciddi olarak terörle mücadele etmediğini, etmeyeceğini düşünenlerdenim. Beni böyle düşünmeye iten pek çok sebep var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bölgemizi terör bataklığına çevirenlerin başında ABD ve bazı AB ülkeleri geliyor. Rusya da bu oyunda üzerine düşeni yapıyor. Çünkü onun da bölge üzerinde çeşitli hesapları ve çıkarları var. Kısacası, Haçlı-Siyonist ittifakının davranışlarını belirleyen hususların başında çıkar ve Haçlı dayanışması geliyor… Böyle olunca bir takım hedefler göstererek bazı grupları harekete geçirip, bölge ülkelerini bunlarla boğuşmak zorunda bırakıyorlar. Bu söylediklerim o kadar açıktan yapılıyor ki, yaptıkları hiçbir işi gizlemeye bile gerek duymuyorlar. Çünkü biz güçlüyüz öyle ise ne yaparsak haklıyız anlayışı ile hareket ediyorlar.
Rahatlıkla Bağdadi’nin öldürülmesi için bugüne kadar niçin bekledikleri sorusu akla geliyor. Böyle olunca da ABD’nin Bağdadi’yi öldürmesini terörle mücadele olarak nitelendirmekten çok, “ABD beslediği teröristini infaz etti” şeklinde olaya yaklaşmak daha doğru olur.
Olay sadece Bağdadi ve IŞİD’den ibaret de değil. PKK terör örgütünü ülkemizin başına saranların ABD ve yandaşları olduğunu sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Afganistan’ın başına sarılan Taliban örgütü, ardından bölgemizde PKK’nın isim değiştirerek meydana sürülmüş kolları YPG gibi örgütlerin arkasında da aynı ülkeler bulunuyor. Böyle olunca ABD ile bölgemizdeki terör örgütleri ile mücadelede birlikte hareket etmek bizden çok ABD’nin işine yarayacak, onların çıkarlarına hizmet edecektir.
Bizi böyle düşünmeye sevk eden bir başka olay ise FETÖ elebaşının yüzlerce dosya dolusu belge gönderilmiş olmasına rağmen Türkiye’ye iade edilmemiş olması, en azından şimdilik edilme ihtimalinin de olamayışı ABD’nin terör seviciliğinin bir başka örneğidir.
…***
Ali Osman Aydın, 29 Ekim tarihli Yeniakit gazetesinde, ““Çocuklarımız Zehirleniyor” Yalan mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Türkiye Afet Müdahale Planı Değerlendirme Toplantısı’nda kürsüye çıktı ve şunları söyledi: “Lanet bir dizi var ‘Çukur’ diye. Bir de ‘Adana Sıfır Bir’ diye dizi var. İkisinin etki alanı kadar etki alanı oluşturamıyorsak yandık. Bu iki dizi çocuklarımızı zehirliyor.”Bakan Soylu’yu bu sözlerinden dolayı eleştirenler oldu. Bense kendisini tebrik ediyorum. Nasıl etmem?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu köşeyi sürekli okuyanlar diziyi izlememişlerse bile artık ezberlemişlerdir “Çukur” adını. Onu sürekli anmamızın nedeni dizinin içerdiği abartılı şiddet sahneleri ve başrollerinin neredeyse tamamının bir birinden karanlık katillerden oluşması... İstiyoruz ki aileler bu dizi için ekran karşısına oturduklarında, özellikle yanlarında evlatları varsa daha ihtiyatlı olsunlar. Çocukları küçükse kesinlikle izletmesinler… Çünkü insan dediğimiz yapı, özellikle de bizim gibi daha az okuyan toplumlarda görerek öğreniyor. Bu açıdan Bakan sonuna kadar haklı, bu diziler “çocuklarımızı zehirliyor…”
Bir siyasinin, halkı ilgilendiren çok önemli bir konuda konuştuğu için bu kadar sert bir şekilde eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Elbette eksik bıraktığı dizileri hatırlatabilirsiniz ki biz burada hepsi uzun bir liste olabilecek o dizileri sık sık yazıyoruz. Fakat eleştirenler böyle yapmadılar. Oysa halkla her gün kanaatlerini paylaşan gazetecilerin, halka olan sorumluluk duygularının siyasilere olan öfkelerinden büyük olması gerekir.
Gelelim bu dizilerin nasıl zehirlediklerine…
Bunun temel bir yolu var: Şiddeti haklılaştırmak. Yani bir karakter oluşturuyorlar ve o, kendini ya da sevdiklerini korumak için mütemadiyen şiddete başvuruyor. Ne oluyor böyle olunca? Şiddet, yani kanuna ve ahlaka aykırı akıl dışı hareket meşrulaştırılıyor… Normalleştiriliyor… İzleyicinin sevdiklerini korumak için şiddete başvurmasını, saldırganlığın yöntemlerini öğrenmesini kolaylaştırarak şiddeti özendiriyor. Bu haliyle zaten düpedüz 6112 sayılı kanun ihlal ediliyor.
Şiddetin haklılaştırılması tek yol değil fakat... Bir de, şiddete başvuran karakterin hiç ceza almadığını hatta kahraman ilan edilerek ödüllendirildiğini gösteriyorlar ki, bu da şiddetin taklit edilmesini, özenilmesini kolaylaştırıyor gençler için. Şiddet dolu dizilerde, şiddet sergileyenler nasıl el üzerinde tutuluyor ve “gerçek erkek” olarak lanse ediliyorsa, taklitçi gençler de bu değerleri içselleştirip aynı yol ve yöntemleri kullanarak “gerçek erkek” olmaya çalışıyorlar. İzleyen çocuklar bu dizilerde rağbet edilen karanlık değerleri özümsüyorlar. Sokakların “gerçek erkek” olma heveslisi gençlerle dolu olmasının bir nedeni de bu…
Biz de bu yüzden, okuyucumuzu daha fazla bilgilendirmek için ekranlardaki şiddeti bin bir veçhesiyle anlatmaya çalışıyoruz buradan hem de bıktırırcasına. Fakat malımıza müşteri bulamadık şimdiye kadar! Sesimize ses veren çıkmadı... Hele siyaset dünyasından, hiç…
İlk kez Sayın Bakan konuşmasıyla, meramımızı insanlara duyurmuş oldu… Son derece memnun olduk…