Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: "Vatandaş kredi ve borç batağına sürüklendi"
Cumhuriyet:
Bakanlara ‘sus’ uyarısı
Aydınlık:
Türkiye barolar birliği seçim kararını verdi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Özgen Acar, 8 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ekonomi’de ‘emir-komuta’ zinciri!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Doların değeri artarsa dışsatım artar, dışalım azalır. Tam tersine, ekim ayında dışsatım yüzde 1.5 düştü, dışalım yüzde 11 arttı. Bu gelişme, dış ticaret açığının artmasına yol açar. Nitekim açık 1 milyar 843 milyon dolar oldu. Dünya Bankası Ankara Temsilciliği, “Türkiye Ekonomik İzleme Raporu’nu (TEM)” yayımladı. Rapora göre: “Türkiye zorlu bir ekonomik dönemden çıktı ancak reel sektör bu zorlu dönemin etkilerini hissetmeyi sürdürüyor. Son 12 ay içerisinde, daralan cari dengesizlikler, bankaların azalan dış borçları ve küresel parasal genişleme dışsal tehlikelerin azaltılmasına yardımcı oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
…***
Ancak, yatırımların azalması, fiyatların yüksek seviyelerde olması ve işsizliğin artması gibi zorluklar sürüyor. Bu faktörlerin hanehalklarını olumsuz etkilemesi sonucunda yoksulluğun 2019 yılında artabileceği, sonrasında ise tahmin döneminde kademeli olarak düşeceği öngörülmektedir.”
Bankanın Türkiye Temsilcisi Auguste Kouame şu açıklamayı yaptı:
“Düşük gelirli işçilerin çoğu istihdamda en fazla daralmanın yaşandığı inşaat ve tarım sektörlerinde çalıştığından dolayı, yoksul hanehalkları bu durumdan en fazla etkilenen kesim olmuştur. İşsizliğin uzun vadeli etkisi, işsizlikle başa çıkabilme mekanizmaları daha sınırlı olduğundan dolayı en yoksul hanehalkları için daha fazladır.”
TEM, 2019’da “gayri safi yurtiçi hasılada (GSYH)” 2018’e göre bir değişiklik öngörmüyor, 2020 ve 2021 yıllarında “gayri safi milli hasılanın (GSMH)” sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 4 artacağını tahmin etmektedir.
Banka, ayrıca Türkiye’nin piyasa baskılarını azaltmak için dış tamponları güçlendirmesi gerektiğini vurgulyor.
Bankanın Türkiye Temsilciliği Program Sorumlusu Habib Rab’ın gözlemleri ise şöyle:
“TEM Türkiye’de ekonomik toparlanmanın sürdürülmesine yardımcı olabilecek kısa vadeli politika seçeneklerini incelemektedir. Bunlar arasında şirketlerin borç yüklerini azaltma süreçlerini desteklemeye, bankacılık sektöründeki sıkıntılı varlıkları ele almaya ve talebi desteklemek için mali hareket alanını etkili bir şekilde kullanmaya yönelik önlemler yer almaktadır.”
“Uluslararası Para Fonu’nun (UPF-IMF)” Avrupa raporunda Türkiye’deki durum hakkında ise “Enflasyonda son dönemde yavaşlama olsa da halen resmi hedefin çok üzerinde bulunuluyor” deniliyor.
Enflasyon, 2019 yılı ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8.55 arttı.
Gıda fiyatları, eksiden artıya geçti, yüzde 23.22 ile başı çeken salata oldu. En çok artış yüzde 43.60 ile alkollü içkilerde...
TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre sağlık yüzde 14.24, eğitim yüzde 14.20, lokanta ve oteller yüzde 13.71 ve çeşitli mal ve hizmetler yüzde 13.43 ile artışın yüksek olduğu öteki harcama gruplarıdır.
Tek hanede kalan enflasyonun, kasım ve aralık ayında tekrar çift haneye çıkması bekleniyor.
Damat Paşa, Merkez Bankası’na faiz indirterek, bankaların piyasaya daha düşük maliyetle kredi pompalamasını sağlamaya çalışıyor. Böylece ekonominin çarklarının dönmesini ve istihdamın artmasını amaçlıyor. Ancak özel bankalardan henüz beklenen yanıt gelmedi.
“Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)” verilerine göre, sorunlu kredi miktarı, son bir yılda yüzde 54 artışla 86 milyar TL’den 132 milyar TL’ye çıktı.
Faizlerde yaşanan geri çekilmeye karşın yine de kredi istemi henüz istenen düzeyde artmış değil.
…***
Ahmet Taşgetiren, 8 Kasım tarihli Karar gazetesinde, “KHK’lar faciadır, ama”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“FETÖ ile mücadelede sap ile samanın birbirine karıştığını herkes bilir. At izinin it izine karıştığını da…Kurunun yanında yaşın yandığını da herkes bilir. Ne demek bunlar? 15 Temmuz’un hay huyu içinde “vur deyince öldürmeler olabilir” demek değil mi? Hatta tepeden söylenince bu “Aman dikkat edelim, insanlar mağdur edilmesin” demek değil mi? Şimdi aradan üç yıl geçti, üç yıllık birikim söz konusu. Mağduriyet varsa, bu da üç yıl süreyle abanmış insanların üstüne. Mağduriyet, üzerine yığıldığı insan için facia demekse, ortada bir “KHK faciası” var demektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bülent Arınç çıkıp seslendirmese facia ortadan kalkıyor mu? Facia büyüyüp ona yol açanları gönüllerden silecek hale gelse daha mı iyi? KHK’ların altında Cumhurbaşkanı’nın imzası var diye, Arınç’la Cumhurbaşkanı’nı karşı karşıya getirip husumet üretmeye kalkışmak husumetten rant üretme hesabından, daha açıkçası husumet tacirliğinden başka bir şey midir?
Bu konudaki itirazları değerlendirmek üzere kurulan OHAL Komisyonu’na 126 bin 200 başvuru olmuş, kurum bunlardan 93 bin 100 dosyayı karara bağlamış, ve 8 bin 320 kamu görevlisinin itirazını haklı bulmuş. Yani onlara “Siz haksız yere görevden alındınız” demiş.
Demek ki en azından 8 bin 320 kişi için “KHK facia olmuş!” Yanlış mı? Bir tek kişi için bile “KHK facia olsa” önemli değil mi? 8 bin 320 kişi kaç yıl böyle bir işkenceyi yaşamış oluyor? Evine ekmek götüremiyor, terör örgütü ile iltisaklılık muamelesi görüyor?
Memlekette bir adam kendini “Devlet” yerine koyup bir adamı yargılama hakkını kullanıyor ve ona “sende iltisak görüyorum, sana güvenmiyorum” diyor. Subjektivizmin, yani kafaya göre adaletin dik alası.
Şu anda Türkiye’de KHK faciası da var, yargı faciası da var. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, bu faciayı ortadan kaldırabilmek için çare arıyor.
Ama öyle fırtınalı bir ortamdan geçiyoruz ki, en küçük insan hakları hatırlatmasında damgalamalarla karşı karşıya kalma riski sizi karşılıyor. Bakan’ın “Maklubeye kaşık sallayanlar” feryadı, FETÖ pazarında at koşturanların sergiledikleri fitne ile alakalı. Hem de iktidarın iltisaklı alanlarında…
Bu alanın bir pazara dönüştüğü aşikâr değil mi artık? Şamil Tayyar’ın “FETÖ borsası” çığlığı Arınç’ın “KHK faciası”ndan daha düşük profilli bir yargı sancısını mı ifade ediyor ki, Şamil Tayyar kalkıp “Arınç için FETÖ’yü desteklemekten dava açılması” çağrısında bulunabiliyor. Cumhurbaşkanı’nın avukatlarına ilişkin iddialar, şüyuu vukuundan beter ithamlar içermiyor mu, ki kimseden bir açıklama gelmiyor?
…***
Zeki Ceyhan, 8 Kasın tarihli Milli gazetede, “AKP’nin muhalifleri!”başlıklı yaısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP içinde yönetime karşı başlayan muhalif hareketler giderek daha da büyüyor. Tabiri caizse bugüne kadar lafta kalan eleştiriler artık ete kemiğe bürünüyor ve AKP’li muhalifler partileşiyor. Şu anda iki muhalif hareket göze çarpıyor. Elbette şu anda sadece iki muhalif hareketin olması başka muhaliflerin çıkmayacağı anlamına gelmiyor. İki muhalif hareketten birinin başını Ali Babacan çekiyor. Diğer hareketin önderliğini ise Ahmet Davutoğlu yapıyor. AKP’deki muhalif hareketlerle ilgili değerlendirmelerde genel kanı Ali Babacan ekibinin daha güçlü olduğu yolunda. Ahmet Davutoğlu’nun başlattığı muhalefete ise pek fazla şans tanınmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Biz bu kanaatlere katılmıyoruz. Genel kanının aksine Ahmet Davutoğlu’nun başlattığı muhalif hareketi daha şanslı görüyoruz. Ali Babacan ekibini gereğinden fazla “temkinli” buluyoruz.
İhtiyatı elden bırakmamak elbette güzel bir şey ama siyaset bu kadar ihtiyatlı hareket etmeyi kaldırır mı bunu kestiremiyoruz. Kılı kırk yaran bir yaklaşımla siyaset yapmaya kalkışıldığı zaman çok başarılı olunamayacağına inanıyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği hareketi ise daha kararlı bulduğumuzu ifade etmeliyiz. Hem “kararlılar” hem de “gözleri kara”!
Bu kararlılık ve gözü karalığın parti kurmaktaki azimlerinden kaynaklandığını düşünüyoruz. AKP’de haklarının yenildiğini, bir takım çevrelerin kendilerini kara listeye alarak dışladıklarını düşünerek buna karşı partileşerek tavır koymaya çalışıyorlar. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Babacan ekibi her hangi bir konuda karar alıncaya kadar Davutoğlu ekibi kararını çoktan vermiş oluyor. Babacan ekibi kendilerini sağlama almadan bir adım atmamaya özen gösterirken Davutoğlu ekibi paçalarını çoktan sıvamış gibi görünüyor.
Kuşkusuz gözlemlerimiz de yanılıyor olabiliriz. Ama siyasetin bu kadar temkinli ve ihtiyatlı davranmayı kaldıramayacağını düşünüyoruz. Siyasetin biraz da gözü karalık ve kararlılık istediğine inanıyoruz. Bu nedenle de Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği muhalefet hareketine daha çok şans tanıyoruz. Siyaseti biraz risk alma sanatı olarak görüyoruz.