Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: ‘Örtülü ödenek’ zirve yaptı!
Karar:
Genç işsizlikte rekor
Yeniasya:
Millet borçla geçiniyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 15 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Meclis’i çalıştırmadan olmayacak..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erdoğan-Trump görüşmesinin sıcağında, Trump’ın yaptırım ve ticaret kartlarını masaya yatırması sonrası gelişmelere ilişkin kahve falcılarının ustalıklı öngörüleri tadında yapılan dünün yorumlarında, piyasaların olumlu değerlendirilmeleri de ölçü alınıyordu. Piyasaların Erdoğan’ın ziyaretinin bütünü içinden, var olan sistemden kopmama iradesinin sinyallerinin alındığı vurgulanıyordu. Yine de deneyimli Saray’ın yandaş yorumcularının da, içinde bulunulan siyasal sıkışıklık, iki arada bir derede kalma koşullarına ilişkin, Erdoğan ve Trump’ın da açıklamalarının içinde açık açık dillendirilen birbirinden önemli çelişkileri, çıkmazları saymamak da olamıyordu..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“S-400’ü depoda tutun” talimatı sonrası işin içinden nasıl çıkılacaktı? Amerika’nın, Suriye’nin, Ortadoğu’nun başına bile bile bela olarak gönderdiği IŞİD kanlı terör örgütünün, bölgeyi kan gölüne çevirmesi sonrasında, bir tek kendi vatandaşını bile geri almamakta diretirken, AB ülkeleri aynı yolun yolcusu, en adil olma çabası içindekiler için ancak çocuklar, olabilirse kimi kadınlar sınırlamasını koyarlarken, Türkiye topunun yükünü nasıl kaldıracaktı? Savaştan kaçan en masumlar üzerinden bile, Amerika kapıları tam kapatmış, AB koklaya koklaya çok sınırlı, komik sayılarla seçmeli göçmen kabulüne ancak yanaşırken, Türkiye duduk uçuklatan bugüne kadarki bedellerin üzerine, geleceğe dönük 3-5 milyonluk bir göç yükünü nasıl sırtlayacaktı?
Türkiye’yi parçalama senaryoları, BOP projeleri üzerinden Amerika’nın bir adım geriye gitmeyen planlarına, AB ülkeleri giderek daha uyumlu destek atarlarken, Saray’ın “beka” sorunu üzerinden, kamuoyuna dönük siyasal tehditler üzerinden sadakat istemenin ötesinde, Meclis’i bile çalıştırmadan bugünlere kadar gelinen siyaset zikzaklarında gelinen noktada, Türkiye iki arada bir derede...
Amerika, AB ülkeleri evrensel değerler, insan hakları adına, çok açık ikiyüzlü siyasetleriyle, Türkiye’yi nasıl bu kadar haksız suçlama gücünü ellerinde tutuyorlar? Nedeni çok yalın ve çıplak değil mi? Kendi kamuoylarına dönük siyasetlerinde, medya güdüleme gücü ile seçmenlerini çok kolay ve çıplak yanıltabilseler de, ülkelerinin var olan anayasal, yasal hukuk düzenlerine sadık kaldıkları için değil mi? Türkiye devlet olarak neden bu kadar kolay suçlanabiliyor? Çok açık ve çıplak değil mi?
En yalın hali ile başkanlık rejiminin olmazsa olmaz kuvvetler ayrılığı ilkeleri çalıştırılmıyor. Bağımsız yargı işlemiyor. Bağımsız Meclis çalıştırılmıyor. İkili kararnameler ile her şey oldubitti olarak dayatılıyor. Dünya, Meclis iradesine bile oturtulmamış siyasetleri yüzünden Türkiye’nin en haklı tezlerine bile karşı eleştiri getirebilme siyasetlerini kolayca pazarlayabiliyorlar.
…***
Arslan Bulut, 15 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “ABD "S-400'ler kutularından çıkarılmasın" dedi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Beyaz Saray'daki basın toplantısında Trump gazetecilere söz verirken "Türkiye'den dost canlısı bir muhabir olsun" dedi. O sırada salonda bulunan ve gün içinde Erdoğan'la görüşmelere katılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'in yanında bulunan ABD'li bir gazeteciye dönerek "Başka türlüsü kalmadı ki" dediği duyuldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Daha sonra da Tayyip Erdoğan, "Buyurun Hilal Hanım" diyerek Hilal Kaplan'a söz verdi. Hilal Kaplan'ın sorusu, ABD'nin terör örgütü YPG ile işbirliği yapmasına dairdi. Trump, bunun üzerine "Neden kendi Cumhurbaşkanı'na soru sormuyorsunuz? Gazeteci olduğunuza emin misiniz? Bu soruyla Türkiye Hükümeti adına çalışmış olmuyor musunuz?" diyerek önce kaçamak yola saptı, sonra da YPG'nin başı olan Ferhad Abdi Şahin veya Şahin Cilo ile ilgili olarak "Kendisiyle yakın bir işbirliğimiz var. Cumhurbaşkanı'yla da yakın işbirliğimiz var" dedi!
Erdoğan'ı takip eden gazetecilerden görüşmelerin içeriği ile ilgili bir bilgi almak mümkün değil. Lindsey Graham'in dediği gibi hepsi tek tip oldu. Bu sebeple, ABD basınında Trump muhaliflerinin ne dediğine bakmak gerekir.
Meselâ, Washington Post'un haberinde, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerin, "Türkiye'nin silahları kutularından çıkarmaması bir çözüm olabilir" dediği bilgisi yer aldı.
Aslında o üst düzey yetkili, görüşmeden önce konuşmuştu. Konu, Rusya'yı da yakından ilgilendirdiği için Rus haber sitesi Sputnik'te bu haber manşetten verildi.
Haberde şu ifadeler kullanıldı:
"Telekonferans yoluyla gazetecilerin sorularını yanıtlayan ismi açıklanmayan ABD'li bir yetkili, Washington'un Ankara'ya S-400 ve F-35'le ilgili soruna ilişkin kabul edilebilir çözüm yolları sunduğunu belirtti. Yetkili, 'Bir taraf adım atmalı ki, diğer taraf da ona doğru adım atsın' diye ekledi."
Yani Amerikalı yetkili, Türkçe'deki "Almadan vermek Allah'a mahsustur" deyimi gibi bir söz söyledi.
Peki Türkiye ne aldı, ne verdi?
Ne verdiği net değil ama Senatör Lindsey Graham, "Ermeni soykırımı" tasarısının ABD Senatosu'nda oylanmasını engellediğine göre bir alış veriş yapılmış!
Graham, engellemeyle ilgili bilgi verirken, "Senatörler ne tarihe masum kisve katmalı ne de onu yeniden yazmalı. Umarım Türkiye ile Ermenistan bir araya gelerek bu sorunu halleder." dedi.
Trump ise basın toplantısında "Türkiye'nin bu gelişmiş askeri ekipmanı alması bizim için çok ciddi zorluklar yaratıyor. Bundan sürekli konuşuyoruz. Bugün de konuştuk. Bu konuyu çözmeyi umuyoruz. Dışişleri bakanlarımızdan ve ulusal güvenlik danışmanlarımızdan S-400 konusunun çözümü için çalışmalara derhal başlamalarını istedik" dedi.
ABD basınına göre Beyaz Saray açıklamasında da "Diğer alanlarda ilerleme için S-400'e ilişkin konuların çözülmesi hayati önem taşıyor" denildi.
Erdoğan da Türkiye'nin uygun şartların sağlanması halinde ABD üretimi olan Patriot füze savunma sistemini satın alabileceğinin mesajını verdi.
Alman basınında ise görüşme ile ilgili olarak "Az içerik çok pohpohlama" manşeti kullanıldı ama Türkiye S-400'lerin üzerini dantelli örtü ile kapatma kararı vermişse bu sıradan bir içerik değil. Zira Türkiye, S-400 hava savunma sistemiyle askeri açıdan çok önemli bir bölgesel üstünlük kazanacaktı.
…***
Kazım Güleçyüz, 15 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Kararlı duruş,” öyle mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kaçıncısı oldu bilmiyoruz, Beyaz Saray’daki Trump-Erdoğan buluşmalarından biri daha gerçekleşti. Peki, ABD Başkanının “çok harika ve verimli” olarak nitelediği görüşmede neler konuşuldu? Erdoğan’ın anlattıklarından başlıklar: (Türkiye’de yoğun tepkilere yol açan skandal mektup için) O mektupları (başka mektup da mı var?) Sayın Başkana takdim ettim. YPG’nin askerlerimizi ve sivilleri hedef alan provokatif saldırılarına rağmen ABD ile mutabakatımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz. Gülen’le ilgili birçok belgeleri takdim ettik ve ABD’deki mevcudiyetinin sona erdirilmesi yönündeki talebimizi yine vurguladık. Temsilciler Meclisinde alınan kararların milletimizi incittiğini kendisiyle paylaştık. İlişkilerde yeni sayfa açmakta kararlıyız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şunlar da Trump’ın söylediklerinden:
* (İlk madde olarak) Erdoğan’a tutuklu bulunan Serkan Gölge’yi bıraktığından dolayı çok teşekkür ediyorum. (Demek ki, Rahip Brunson’dan farklı olarak sessiz sedasız bir tahliye daha olmuş ve Trump “bağımsız yargı”nın bu kararı için Erdoğan’a çok teşekkür ediyor!)
* Ateşkes zor da olsa devam ediyor.
* Türkiye’nin S-400’ü alması, F-35’ler için zorluk oluşturuyor. Umarım, düzeltebiliriz.
Ve Trump’ın görüşme öncesi sözlerinden:
* Kürtlerle görüştük, gayet memnunlar.
* Kısa süre önce askerlerimizi çektik, sadece petrolü güvenceye almak için bıraktık.
* Erdoğan, Suriyeli mültecilere 40 milyar dolar harcadıklarını söyledi. Avrupa’nın katkısı 3 milyar dolar. Yardım etmeleri lâzım.
* Çok az ticaret yapıyoruz. Dünyanın en harika ürünleri bizde. (Yani “Bizden daha çok mal ve ürün alın, ticaretimiz böyle gelişsin!”)
Aktardığımız bu sözlerden anlaşılan o ki, tarafların gündemleri pek örtüşmemiş. Ayrı telden çalmaya devam ediyorlar. Erdoğan’ın bahsettiklerinin çoğu, muhatabında karşılık bulamamış. Yine kendi bildiğini okuyor. Cumhurbaşkanının, ziyaret öncesi burada dillendirdiği “ABD’nin de, Rusya’nın da derdi petrol. Ve ikisi de bölgeyi terör örgütlerinden temizleyebilmiş değil” sözlerinin ABD’yi ilgilendiren kısmını Trump’ın yüzüne karşı ifade ettiğine ilişkin bir açıklama da yok... Görünen o ki, ziyaretten çıkan sonuç “ilişkilerde yeni bir sayfa açma” iradesi ve “mutabakata bağlılık” ilanı. “Kararlı duruş” bu mu?