Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Erdoğan'dan CHP Grup Başkanvekili'ne sert tepki: Ceza ise ceza, özürle geçiştirilemez
Yeniasya:
Ankara'nın ilçe belediyelerinin 2020 bütçeleri açıklandı
Aydınlık:
Tarımın kurtuluş yolu: Güçlü kooperatifleşme
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz, 20 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, "Korku duvarı çökerken demokratik siyaset"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Önce 31 Mart’ta, sonra onu perçinleyen 23 Haziran’da, toplumdaki korku duvarının yıkıldığı çok söylendi. Bu duvarın nasıl inşa edildiği malûm. 20 Temmuz OHAL sürecinde, olağanüstü hal hukukunu da çiğneyerek yapılan görülmemiş boyuttaki yoğun ve yaygın hak ihlâlleri, toplumu derin bir korku atmosferine soktu. Merhum Demirel’in 12 Eylül ortamını tarif için ifade ettiği “Dağa taşa korku sinmiş” tesbiti, bu süreçte çok daha ileri boyutlarda geçerli hale geldi. 12 Eylül’ü de, 28 Şubat’ı da çok geride bırakan hukuksuzluklar yapıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı her ne kadar “OHAL’den teröristler hariç kimse zarar görmedi” sözünü sürekli tekrarladı ise de, önüne gelene “terörist” yaftasının yapıştırıldığı 20 Temmuz sürecinde bu furyadan etkilenmeyen bir aile neredeyse kalmadı. İnsanlar gölgelerinden korkar hale geldi. Suskun bir toplum olduk.
Bu halin biriktirdiği sessiz tepki 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde sandıklarda patladı. Korku duvarı böyle yıkıldı. Bu neticeyi getiren belirleyici etkenler, evvelce de yazdığımız gibi, CHP’nin toplumla barışık bir siyaset izlemeye başlaması, İYİ Parti’nin ortaya çıkması, Millet İttifakının kurulması ve iktidar partisinde başlayan çatlakların tek adam rejimi ve OHAL uygulamalarıyla büyümesiydi.
Gül, Davutoğlu, Babacan gibi isimlerin, AKP hükümetlerinde bakanlık yapmış çok sayıda kişiyle birlikte partiden kopması ve yeni alternatifler oluşturma çabasına girmesi, bu çatlakların sonucu olarak ortaya çıktı.
Mustafa Yeneroğlu gibi bireysel, ama zaman zaman diğerlerinden daha çok ses getiren çıkışlarıyla dikkat çeken bir ismin de bizzat parti genel başkanının direktifiyle istifaya zorlanması bu çatlakların son örneği.
O da son beyanlarında “Korku üzerinden siyaset yapma dönemi kapandı” diyor ve ülkenin daha da otoriterleşmemesi için güçlü ve demokratik bir blokun mutlaka siyaset sahnesine çıkması gerektiğini ifade ediyor.
Yeneroğlu’nun dile getirdiği “Merkezde çok ciddî bir boşluk var” tesbitini biz senelerdir seslendiriyoruz. Bu boşluk, vaktiyle DP, AP ve bir ölçüde DYP gibi partilerin temsil ettiği demokrat misyonun boşluğu. Günümüz ortamında doldurulması ise, demokrasi ve hukuk gibi temel değerlere inanan herkesin samimiyetle yapacakları güç birliğine bağlı.
...***
Erinç Yeldan, 20 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "İşsizlik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) her ayın 15’inde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklamakta olduğu “Hanehalkı İşgücü Araştırması” sonuçları üzerine “İşsizlik ve İstihdam Raporu”nu kamuoyu ile paylaşmakta. Türkiye’de sürekli olarak yayımlanmakta olan ve kanımca en kapsamlı ve güncel veriler ile donatılmış söz konusu raporun 15 Kasım tarihli sayısı Türkiye ekonomisinin en derin sorununu açıklıkla ele almakta."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Satırbaşlarıyla özetlemek gerekirse;
Krizin birinci yılı geride kalırken işsizlik artmaya devam ediyor, istihdamdaki azalış sürüyor. Ağustos 2018’de 3 milyon 666 bin olan mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2019’da 976 bin artarak 4 milyon 642 bine yu¨kseldi.
Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 2.9 puan artarak yu¨zde 11.3’ten yüzde 14.2’ye yükseldi. İşsizlikte en yoğun artış ise genç ve kadın işsizliğinde gerçekleşti. Genç kadın işsizliği Ağustos 2018’de 26.4 iken 8.2 puan artarak yu¨zde 34.6 oldu.
Türkiye işgücü piyasalarındaki tıkanma sadece işsizlik oranları ile sınırlı değil. İstihdamda da büyük bir daralma yaşanmakta. Ağustos 2018’de 28 milyon 830 bin olan mevsim etkisinden arındırılmış istihdam 762 bin kişi azalarak Ağustos 2019’da 28 milyon 68 bine geriledi. Aktif sigortalı olarak çalışanların sayısı son bir yılda 413 bin kişi azaldı.
Elimizdeki son veri olan Ağustos 2019 (temmuz-ağustos-eylül ayları ortalaması) ile 2018’in aynı döneminin karşılaştırılması var. DİSK-AR çalışanları tarafından TÜİK’in resmi verilerinden derlenen şekil, ekonomide giderek derinleşmekte olan işsizlik sorununu tüm çıplaklığıyla özetlemekte. İsşizlik sorununun artık yapısal ve sistemik bir boyutta olduğunun en çarpıcı göstergesi, “ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı”. Bu rakam yüzde 34 ile OECD ülkeleri arasında en yüksek orana ulaşmış konumda. Atıl olarak sistemin dışına itilmiş gençlerin, tüm genç nüfusun üçte birine ulaştığını belgeleyen bu rakam, Türkiye’nin gelecek potansiyeline ilişkin kaygılarımızı derinleştiriyor.
İşsizlik sorunun yapısal nitelikli boyutları ise finans burjuvazisinin spekülatif dünyasının çıkarlarına indirgenen ve “önce enflasyonu düşürelim gerisi hallolur” mantığına dayandırılan kemer sıkma politikalarıyla çözülemeyecek kadar derin ve ciddi.
...***
İbrahim Kahveci, 10 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Yaşlı ve fakir bir ülke mi olacağız"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bu konuda kim bilir kaçıncı yazı yazıyorum. Emeklilik isteği yeniden alevlenince bir kez daha konuyu ele almak zorunda kalıyorum. En son 05 Kasım 2018’de ‘Bu günleri çok ararız’ başlığı altında konuya değinmişiz. Bakın orada neler anlattık:“Yeni ekonomi programı bir dengelenme üzerine kuruldu. Programa göre yaklaşık 3 yıla yakın bir süre potansiyel büyümenin gerisinde kalacağız. Gerçi program küçülme öngörmüyor ama piyasa verileri ciddi bir küçülme işareti veriyor. Kısaca dengelenme adı altında üç kayıp yılımız olacak. Daha az tüketeceğiz, daha çok işsiz kalacağız, daha az büyüyeceğiz ya da küçüleceğiz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bunları hangi dönemde yaşıyoruz?
Artık nüfus nerede ise artmıyor. Yeni okullara, yeni yollara, yeni caddelere daha az ihtiyaç duyuluyor. Ülkemizde yaşlı nüfus oranı şu sıralar hızla artsa da hâlâ çok gerilerdeyiz. 1985 yılında nüfusun yüzde 37,5’i 0-14 yaş gurubundan oluşurken, bu oran 2017 yılında yüzde 23,6’ya geriledi. Asıl veri çalışma çağındaki nüfus: 1985 yılında çalışma çağındaki nüfus (15-64 yaş) oranımız yüzde 58,1’de iken, bu oran 2017 yılında yüzde 67,9’a yükselmiş durumda.
Kısaca ‘Orta Yaş Fırsat’ ülkesiyiz. Ve bu yıllar son yıllarımız.”
Evet, son yıllarımızı yaşıyoruz. Şu anda çalışma çağındaki nüfus oranımız (2018) yüzde 67,84’te. Bir önceki yıl ise yüzde 67,91’deydi. Yani 2016 yılından sonra küçük oranlar halinde geriye döndük.
2010 yılında 65+ yaş üstü nüfus sayısı ve oranı 5 milyon 328 bin ila yüzde 7,23’teydi. 2018 yılında bu sayılar 7 milyon 186 bin ve yüzde 8,76’ya çıktı bile.
2000 yılında 0-14 yaş grubu çocuk nüfus 20 milyon 220 bin ila yüzde 29,82 oranına sahipti. Bugün bu sayı ve oran 19 milyon 184 bin ila yüzde 23,39’a geriledi bile.
Hızla yaşlanıyoruz. Arkadan yeni nüfus gelmediği gibi eğitim sistemimiz de değer üretici bir beşerî sermaye oluşturmuyor.
Kasabalarda bile üniversite açarak herkesi tabiri caiz ise müdür olarak yetiştiriyoruz. Bugün işsizliğin bir nedeni de vasıfsız eğitim sistemimizdir. Maşallah diyerek işsizliğe şükredecek bir eğitim yapısı kurduk.
Ülkemiz bugün kendi halinde bile yılda yüzde 4,0-4,5 nüfus büyümesi sağlayacak güçtedir. Ama kaynakların birazcık verimli kullanılması bile bu büyümeyi çok daha yukarıya çekebilir.
Bugün tartışmamız gereken mesele siyasetin ekonomide neden destek yerine köstek haline geldiğidir. Oysa ülkemiz bu günlerde dahil hızla büyüme ve gelişme göstermelidir.
Hatırlarsanız geçmiş dönem büyümesi hakkında ekonomik gelişme veya kalkınma olmadan yaptığımızı, sadece borçla şiştiğimizi söylemiştim. O nedenle bugün hem borç ödeme hem de büyümek zorundayız.
Ama toplumda bu yönde ne bir istek ne de bir gelecek kaygısı göremiyorum. Adeta bugünün şartlarına bakarak sanki gelecek yıllarda bu şekilde olacakmış gibi isteklerde bulunuyoruz.
Oysa şu noktayı hepimizin belleğimize kazıması gerekiyor. Aradan yıllar geçince fakir ve yaşlı bir ülke olacağız. Ve bu gelecek dönem öyle sanıldığı gibi uzak değil. Hatta yaşlı nüfus hareketi hızla artmaya başladı bile.