Kasım 25, 2019 10:10 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: tek yumurta ikizleri 

Karar:

Ermeni tasarısının Senatoda engellenmesini Beyaz Saray istemiş

Cumhuriyet:

Halk TV'den Muharrem İnce'ye sansür: Yarıda kestiler

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 24 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Oyun Saray zemininde... Top CHP sahasında!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tanınmış bir CHP’linin Saray’a gidip AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la CHP Genel Başkanlığı pazarlığı yaptığına ilişkin iddianın üzerinden beş gün geçti. Yapılan her açıklama konuyu netleştirmek yerine daha karmaşık hale getiriyor. Durumun üç boyutu var: Saray, CHP, Sözcü gazetesi... Kulis haberin çıktığı gün, herkes şu soruya yanıt aradı:- Kim bu CHP’li?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ona yakın isim ortaya atıldı. Her adı geçen sert bir açıklama ile yalanladı. O gün şu soruyu soran olmadı:

“Yahu saçmalamayın, Erdoğan demokrasiye o kadar bağlı, demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partilere o kadar saygılıdır ki, CHP’nin içine müdahale etmesi mümkün değil. Böyle bir görüşme yapmamıştır. Acaba bu haber doğru mu?”

Herkes doğru kabul edip Saray’a çıkan üzerinde toto oynadı. Erdoğan’ın sözcüsü ertesi gün açıklama yaptı. Ardından Erdoğan yeni bir oyun planı kurdu, topu CHP kalesine attı.

Erdoğan, 17 yıllık iktidar sürecinde yolda bulduklarını, yola çıktıklarına tercih eden bir yol izliyor. İktidarda kalmak için sadece kendi gücünü artırmanın yetmediğini görüp, rakiplerini kendine katma, katamıyorsa etrafında tutma yöntemlerini kullandı. Erdoğan’ın etrafında metrekareye iki eski genel başkan düşüyor! Yanına çekemedikleri için de “Nasıl zayıflatılır” sorusuna yanıt aradı. Bunlar ayrı yazı konuları...

Haber kaynağı boyutu her açıklama ile çatallanıyor. Sözcü gazetesi, başyazar Rahmi Turan’ın haberini üstlenmedi. Sözcü’nün bir haberi gündeme getirmek istediğinde bunu başarıyla, etkili biçimde sayfalarına yansıttığını biliyoruz. Rahmi Ağabey, deneyim ile enerjisini birleştirerek gazeteciliğini sürdürüyor.

Haberin sonuçlarının haber boyutlarını aşması nedeniyle Rahmi Turan, aldığı bilgilerin kaynağını ve kendisine verilen ismi açıkladı. Kaynak gazeteci Talat Atilla, Saray’a çıkan Muharrem İnce. İnce, daha başından iddiayı yalanlamıştı. Atilla ise bilgiyi bir CHP’liden aldığını, Kemal Kılıçdaroğlu’na doğrulattığını söyledi. Atilla, nedense olayı CHP’ye doğrulatmış, ama Saray’a sorma gereği duymamış!

CHP boyutuna gelince... Kemal Bey, yıllardır şunu söylüyor:

“İktidar CHP’nin içiyle oynuyor... Bunun için devlet kurumlarını kullanıyor, istihbarat gücünü kullanıyor... CHP’yi kavgalı parti gibi göstermek, gücünü kırmak için her şeyi yapıyorlar...”

Kılıçdaroğlu, perşembe sabahı FOX TV’de, yukarıda aktardığımız süreci özetledikten sonra haberi doğruladı. Dün de İzmir’den Erdoğan’a seslendi:

“Yüreğin yetiyorsa gel televizyonda tartışalım...”

Akla 2010’daki kaset kumpasları geliyor. Devamında insan sormadan edemiyor:

Bu oyunlar daha bitmedi mi? Son oyun henüz sonuçlanmış değil...

O nedenle nereye evrileceğini şu aşamada öngörmek zor.

Ancak özellikle son iki gündür oyunun CHP içinde ayrıca küçük oyunlar şeklinde devam ettiği görülüyor. Böyle devam ederse, CHP’lilerin kendi aralarında verecekleri kavgadan galip çıkan taraf olsa da kaybeden CHP olur. Ana sorun; Türkiye’de böyle bir oyunun oynanabilmesidir. O nedenle bu olayın bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerekir. CHP bunu yapmak yerine, “Bunda parti içinde kimin hiç rolü yok” yarışına girerse de kaybeden parti olur. CHP enerjisini yitirir. Bugün açıklama yapacak İnce’ye de büyük sorumluluk düşüyor. CHP, Türkiye’nin en büyük örgütlü siyasal gücü. Bunu eritmek kimin işine gelir?

İktidarın... Buna izin verilmemeli... Konuya, sanki bugüne kadar hiç kumpas olmamış da ilk kez yaşanıyormuş gibi bir acemilikle bakmak yerine, siyasetteki kirli gidişe son vermek hedeflenmeli.

...***

Mehmet Kara, 24 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Biz de sınıfımıza girmek istiyoruz Ziya hoca!””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’nin en önemli meseleleri sıralandığında başta adalet, ekonomi bozukluğu, işsizlik, dış politika ve eğitim geliyor. 17 yıllık AKP iktidarının çözemediği en önemli sorunların başında eğitim konusu geliyor. En fazla Bakan değiştiren bakanlığın Millî Eğitim olması da bunu gösteriyor. Her gelen bakan yeni bir sistem değişikliği getirdiği için eğitim sistemi yazboz tahtasına döndü. Bir önceki bakanın yaptığını yeni göreve gelen bakan değiştirdiği için öğrenciler 12 yıllık eğitimde hem lise hem de üniversite sınavlarına hangi sistemle gireceğini bilemiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Büyük ümitlerle gelen yeni bakan Ziya Selçuk sorunların içinden çıkmaya çalışırken, bakanlığı döneminde henüz sorunların üstesinden gelebilmiş değil…

Şu anda ilköğretim ve lise öğrencileri bu sene ilk defa uygulanan ara tatildeler. Tatilin son günü olan bugün de Öğretmenler Günü… 

Öğretmenlerin sorunları yıllardan beri çözüm beklemesine rağmen bir türlü çözülebilmiş değil. Öncelikle sözleşmeli, ücretli ve kadrolu diye ayrıma tabi tutulan öğretmenlerin meselesi en büyük sorun olarak Türkiye’nin önünde duruyor. 

Geçtiğimiz eğitim-öğretim yıllarında 70 bine yakın “ücretli öğretmenlik” görevlendirilmesi yapıldığını sendikalar söylüyor. İki yıllık meslek yüksekokulu mezunları da ücretli öğretmenlik yapabiliyor. Atanamayan birçok öğretmen de ücretli öğretmenliğe mecbur kalıyor. Üstelik ücretli öğretmenler girdiği ders başına ücret alıyor, hiçbir özlük hakkına da sahip değiller. Bu durumda olan öğretmenler asgari ücretin yarısı kadar dahi ücret alamıyorlar.

Atama bekleyen öğretmenlerin sayısı 100 binlerle ifade edilirken, her yıl buna onbinlerce yeni öğretmen adayı katılıyor. 

Meclis’te komisyonda MEB bütçesi görüşülürken, Bakan Selçuk bu yıl ne kadar öğretmen ataması yapılabileceği konusundaki sorulara cevap vermekten kaçındı. “Bu sadece MEB’in verdiği bir karar değil. Bu, ülkenin genel ekonomik durumuyla kabinenin kararıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde sistemin kararıyla olan bir şey” demekle yetindi. Selçuk’un, “Öğretmen adaylarımız sanıyor ki ben oturuyorum bir masaya 20 bin, 40 bin, 60 bin yazıyorum. Bana kalsa ben ‘60 bin az, 80 bin olsun’ derim” diyerek CHS sistemine işaret etmesi de ilginçti.

Öğretmen atamalarındaki en büyük meselelerden birisi de atamalarda mülakatın yapılması. KPSS’de çok yüksek puan almasına rağmen mülakatta elenen adayların mağduriyetlerini de her zaman görüyoruz.

Geçtiğimiz hafta içinde Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Yarın sınıfa geri dönüyorum. Tüm gün okulda öğretmenlerimize rehberlik dersi vereceğim. İlk dersi ülkenin tamamına vermek isterdim. Güleryüz insanın ilk şarkısıdır, attığınız her adımı o şarkının ritmiyle atın” diyerek öğretmenlere öğretmenlik yaptı. 

Kendisi de öğretmen olan Selçuk’un ders verdiği görüntüleri, twitter hesabından “Bugün meslekî çalışma programlarına katılan öğretmenlerinizin rehberlik eğitimini ben verdim. Özlemişim öğretmenliği. Bir günümü de lisede öğrencilerle geçirmek istiyorum. Bakanlığa yazdım, inşallah olumlu dönerler” şeklinde paylaşımının altında atanamayan öğretmenlerin yazdıklarına bakıldığında dahi bu meselenin birçok öğretmeni mağdur ettiğini ve çözümünün kısa zamanda yapılmasını gerektiğini göstermek mümkün.

...***

İsmet Özçelik 24 Kasım tarihli Aydınlık gazetesinde, “ İç siyaset niye gerildi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçimler bitti. İç siyasette gerilim düşmeye başladı. Grup toplantılarının dili yumuşadı. Halk biraz rahatlamıştı. Son günlerde yine tansiyon yüksek. Grup toplantıları 18 yaş altı için zararlı. Muhalefet bildiğiniz gibi. Genelde aynı şeyleri söylüyorlar. Açıklamalar, çözüm odaklı değil; Şikayet, suçlama, sızlanma odaklı. Erdoğan düşmanlığı esas. Böyle olunca da ABD’nin yedeğine düşüyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

ABD kılıcını sallıyorlar. En çok alkış da FETÖ’cülerden geliyor.

Ak Parti’de de tuhaflık var. Yerel seçimlerdeki kayıp; İstanbul seçimimin tekrarlanması hatası; Yeni parti girişimleri; Ekonomik kriz, ... Partide sıkıntıyı büyüttü.

Eleştiri dili yine sertleşti. İktidar olmanın ağırlığı kaybolmaya başladı. Meclis’te sıradanlaşan kavgalar. Seviyesiz tartışmalar. Seçmene mesaj verme çabaları. Son günlerde yine bir benzeri yaşandı. Olay büyüdükçe büyüdü. Medyaya da yansıdı.

İktidar kanadında naralar atılıyor. "Vesayet bitmeden kavga bitmez. Kavga ise kavga. Buyurun!" deniliyor. İktidardaki parti daha dikkatli olmalı. Halk içinde çatışma yaratacak işlerden kaçınmalı. Türkiye’nin ihtiyacı birlik. ABD’nin tuzaklarına düşülmemeli.