Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP Sözcüsü Öztrak, CHP’ye bir komplo kurulduğunun ortada olduğunu söyledi
Yenişafak:
F-16’lar S-400 testi için havalandı
Yeniçağ:
Asıl gündem: "Ay sonunun nasıl getirileceği"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Ocaktan, 25 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Yargıyı siyasetten ari tutmanın faziletleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yargının siyasetin rüzgarlarından korunması konusunda kuşkusuz çok sayıda yazılar yazıldı, değerlendirmeler yapıldı. Dolayısıyla aynı şeyleri tekrar etmek gibi bir niyet içinde değilim. İtiraf etmeliyim ki son dönemde demokratik değerler, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi konularda ifade edilen sözlerin, yazılan yazıların bir anlam ifade etmediğini gördükçe açıkçası fena halde karamsarlığa kapılıyorum. Çünkü konuşması gerekenler konuşmuyor ve Türkiye giderek demokratik dünyadan koparak kendi içine kapanıyor. Mesela bu durumdan en çok endişelenmesi gereken iş dünyasının temsilcilerinin suskunluğa gömülmesi hiç hayra alamet değil. Ama neyse ki çok az da olsa yüreğimize su serpen sesler de yükselmiyor değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu çerçevede geçen hafta Koç Topluluğu’nun bayilerle buluşma, fikir paylaşımı yapma, yıllık hedefleri ve stratejileri belirleme toplantısında konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç dünyadaki son toplumsal ve ekonomik gelişmelerle ilgili önemli değerlendirmeler ve tespitlerde bulundu.
Liberal ekonomik düzenin istikrarını yitirdiği bir ortamda;
Kapitalizmin, serbest piyasa ekonomisinin ve tam rekabetçiliğin beşiği olan Amerika’nın, gümrük vergilerini arttırarak içe dönük politikalara yöneldiğini, İngiltere gibi köklü demokrasi kültürüne sahip bir ülkede bile politikacıların, basiretsizlikleriyle sürüklendikleri Brexit sürecini daha da büyük bir kaosa dönüştürdüğüne dikkat çeken Ömer Koç,
böylesine şanssız zamanlarda; hukuki çerçeveyi ayakta tutacak; sağlam kurumsal mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor ve şu önemli tespiti yapıyor: “Her şeye rağmen; Amerika’da ve İngiltere’de; yargı ve denetleme mekanizmalarının siyasi baskılardan ari olarak işleyişini görmek; insanı bir nebze ferahlatıyor. Bu, önemle not edilmesi gereken bir husustur.”
Son yıllarda demokrasimizin kalitesi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki tartışmalar, esas itibariyle halen yaşamakta olduğumuz ekonomik ve toplumsal sorunlarımızın ana eksenini oluşturuyor.
Zira biliyoruz ki, modern dönemde yapılan çalışmalar iktisadi büyümenin demokrasinin kalitesi, yargının bağımsızlığı ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Kuşkusuz ekonominin performansı ağırlıklı olarak iktisadi faktörlere bağlıdır, ancak bu performansı salt ekonomi ile açıklamak eksik bir yaklaşım olacaktır. Daron Acemoğlu’na göre ekonomilerin sahip olduğu kurumsal altyapının en önemli unsurlarından biri demokrasidir. Çünkü demokrasi, ülkelerin ekonomik performanslarını doğrudan ya da dolaylı yollarla etkileyebilmektedir. Kuşkusuz sürdürülebilir bir demokrasinin en önemli unsurlarından birisi kurumlardır, çünkü kurumların olmadığı ya da zaafa uğradığı toplumlarda ekonomik kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Ömer Koç’un da belirttiği gibi demokrasimizi üstün standartlara yükseltir ve kurumsal mekanizmalarını güçlendirirsek toplumsal huzur ve ekonomik refah için gerekli altyapıyı sağlamış oluruz.
Unutmayalım ki yargıyı siyasetten bağımsız hale getiremezsek, ne hürriyetleri teminat altına alabiliriz, ne de demokrasinin kalitesini arttırabiliriz.
...***
Remzi Özdemir, 25 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Türkiye'yi talan etmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yıl 2001. Dönemin Başbakanı ile Cumhurbaşkanı bir toplantıda tartışır ve Cumhurbaşkanı oturduğu yerden Başbakan'a anayasa kitapçığını fırlatır.İşte bu eylem bahane edilerek Türkiye tarihinin en ağır krizi bir gecede yaşandı.Faizler yüzde 6 bine çıktı, dolar 670 bin liradan (paradan üç sıfır atılmamış haliyle) 1 milyon liraya fırladı.Türkiye'de büyük kaos yaşanır. Hiç kimse demez ki, ne var bunda? İktidarla Cumhurbaşkanı arasındaki tartışma neden böyle bir krize neden olsun?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Krize Amerika el atar ve bize Kemal derviş ile IMF üzerinden yine bir gecede 17 milyar dolar gönderir. Hibe değil.Borç! Bir gecede başlayan kriz bir gecede biter! Türk ekonomisi Kemal Derviş'in ve IMF'nin isteklerinin yerine getirilmesi ile hızla toparlanır. Kimse itiraz edemez. Kemal Derviş ve IMF'nin istediği yasalar bir gecede çıkartılır. Türkiye seçime gider ve AKP iktidara gelir. AKP'nin hiçbir şey yapmasına gerek yoktu. Çünkü sistem kurulmuştu. Ekonomi toparlanmaya devam etti. Bu AKP'nin başarısı gibi görüldü.
Yıllar ilerledikçe AKP bu defa özelleştirme adı altında satmaya başladı. Önce bankalardan başladı. Paranın dini ve milliyeti olmaz felsefesiyle bankaların büyük bir bölümü yabancılara satıldı. İlk satılan bir gecede akıl almaz ayak oyunlarıyla batırılan Demirbank oldu. O güçlü banka fonlanmadı ve bir gecede el konuldu. Yani batırıldı! Tabii ki daha sonra İngiliz asıllı uluslararası şirket olan HSBC'ye 500 milyon dolar gibi komik paraya satıldı. Sonra diğer bankalar sırasıyla geldi. El konuldu, sonra yabancıya satıldı. El konulmayanlar ise korkusundan yabancılara kendi elleriyle sattı bankalarını. AKP'nin politikası tüketime yönelik bir büyümeydi. Kredi çek, araba al, kredi çek, tatile git. İnşaat kredisi olmazsa olmazdı. Bankalar öncülüğünde manipüle edilen inşaat sektörü resmen patladı. Bankalar konut kredisini öyle bir pazarladı ki, kendisine kredi getiren emlakçıya arabalar hediye etti, dünyanın dört bir yanına tatile götürdü. 10 konut kredisine Amerika tatili, 20 kredi dosyasına, sıfır araba… Bankacılar mahalle arasındaki emlakçıların bile önünde yatar oldu. 500 milyona alınan bankaların değeri bir anda elde edilen müthiş karlarla bir anda 2 hatta 5 milyar dolara fırladı. Geldik bugüne… Vatandaşın 8. Kasım.2019 itibarıyla Bankalara toplam borcu 546,5 milyar TL. Önümüzdeki 10 yılı bankalara ipotek edilmiş durumda. Yani bankalara çalışacağız. Üretmediğimiz için işsizlik başladı. En son işsizlik rakamı yüzde 14. Daha kötüsü genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 27.
...***
İsmet Özçelik, 25 Kasım tarihli Aydınlık gazetesinde, "CHP'de kimin önü açılıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP’de kongre süreci başladı. Delege seçimleri yapılıyor.
Daha şimdiden birçok yerde mahkemelik. “Türkiye’nin güvenliği; Ekonomik krizin nasıl çözüleceği; Üretimin nasıl arttırılacağı, ...” değil; Gündemlerinde başka hesaplar var. Bir Pentegon danışmanı Ankara’da özel bir toplantıda; “CHP uzağımızda değil, yakınımızda durması lazım” demişti. Buna uygun gelişmeler yaşandı. Önce Baykal’a kaset kumpası. Arkasından Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geçirilmesi... ABD ile yoğun temasları olan; İsveç İpekyolu Enstitüsü’nün öngörüleri gerçek oldu."Diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifaelere yer veriyor:
...***
CHP-HDP ittifakı. Adalet Yürüyüşü bu amaçla sahneye kondu. Zamanlama ilginçti. Yargıdan FETÖ’nün temizlenmesi dönemi. PKK/HDP yürüyüşe destek verdi. İttifakın taşları döşendi. CHP tabanı PKK/HDP ittifakına ısındırıldı. Yürüyüş sonunda kol kola girildi. Bir taşla iki kuş. Arkası peş peşe geldi. CHP’li dostları daha başında uyardık. Ama dinletemedik. Her şeyin baştan sona planlı olduğu çok açıktı. Bazı CHP’liler bilmese de ABD’liler biliyordu. CHP yönetimi sürekli seçim kaybediyordu. Ama yönetim ayakta tutulmalıydı. Bu da yetmezdi. Partideki “Altı Okçular” temizlenmeliydi. Tek tek temizlendi. “CHP kapatılmalı” diyen ekip yönetimi ele geçirdi.
HDP ile ittifaka karşı çıkanlar susturuldu. Şimdi yeni bir hamle sözkonusu. Türkiye yine CHP’yi konuşuyor. Rahmi Turan Sözcü’de bir yazı yazdı. CHP’li birinin Erdoğan’la görüştüğünü;
CHP’nin başına geçmesi için ona destek vermeyi önerdiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu canlı yayında değerlendirdi.
“Partimde kimse böyle bir şey yapmaz” demedi. Olayı doğruladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yalanladı. İstifa restini çekti. Erdoğan’la görüştüğü iddia edilen isim Muharrem İnce. “İspatlasınlar Taksim’de kendimi yakacağım” dedi. Rahmi Turan kaynağının “Saray’dan biri” olduğunu söylemişti. “İşinden olabilir” ifadesini kullanmıştı. Sonra kaynağının bir gazeteci olduğu ortaya çıktı. Haberi yayınlatmak için itibarlı gazeteci aranmış. İsim isim dolaşılmış. Bir operasyon olduğu kesin. Ama operasyonu yapan kim? Ak Parti mi? CHP yönetimi mi? Yoksa Türkiye üzerine hesap yapan başkaları mı? Her kafadan farklı bir ses çıkıyor. Gelinen noktada durum değerlendirmesi yapalım: Erdoğan yalanlasa da yıprandı. Kılıçdaroğlu ağır darbe aldı. Muharrem İnce sıkıntıya girdi. “Kahraman”ın yakın çevresinden isimlerle konuştum. Çok sakinler. Hatta yaşananlardan memnunlar. Son hamlenin amacı belli. CHP’de birilerinin önü açılmaya çalışılıyor. Baykal’a kaset kumpası gibi bir durum yaşanıyor.