Nisan 20, 2016 08:14 Europe/Istanbul

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Boş övünme ile yol alınır mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Propagandaya değil de rakamlara bakılacak olursa, ülke olarak sağlam adımlarla ilerlediğimiz söylenemez.Başka pek çok ülke gibi ülkemiz de her geçen yıl büyüyor, ama bu büyümenin temeli ve özü sağlam mı? Üretim konusunda yapılması gereken işler yapılıyor mu?Başımıza olumsuz anlamda ne geliyorsa, ‘boş övünme’den geliyor. “50 yılda yapılmayanları 10 yılda yaptık” diyenler bu rakamlarla ilgili bir itiraz ya da biz izah denemesi yaparlar mı? Rakamlar her şeyi anlatmayabilir. Fakat tamamen göz ardı edilebilir mi? Elbette ‘büyümek, zengin ülke olmak’ bir tabu değildir. Önemli olan büyümenin dengeli ve kalıcı olmasıdır. Dünyaca ünlü ekonomi profesörlerinden Daron Acemoğlu da, ‘kalcı büyüme’ ihtiyacına dikkat çekmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Daron Acemoğlu, Türkiye’nin bir süredir ‘yatırımsız’ ve ‘borçla yapılan iç tüketim’e dayalı büyüme yoluna girdiğini ve buradan bir an önce çıkması gerektiği uyarısında bulunmuş. Hiç içeriğine bakmadan sadece yüzde 4 büyümeyi başarı olarak nitelendirmenin sakıncalı olduğuna dikkat çeken Acemoğlu, “Türkiye şu anda yatırımsız büyüyor. Bu çok enteresan ve zor bir şey. Bunu şu an bir tek Türkiye yapabiliyor. Olacak en kötü şey bu şekilde büyümeyi devam ettirmemiz. ABD Merkez Bankası’nın (FED) kararları Türkiye’nin kötü büyüme hikâyesine daha fazla sarılmasına neden oldu. Ama artık yeni bir hikâyeye ihtiyacımız var; o da ‘yatırım’ ve ‘üretkenlik’” demiş.
Acemoğlu büyümenin formülünü de şöyle özetlemiş: “Sıcak para değil, doğrudan yatırımların artırılmasının yolu bulunmalı. Enflasyon şu anda Türkiye’de her şeyin krediye bağlı olarak büyüdüğünü ve yatırımların doğru olmadığını gösteriyor. Hiç bir reformu hayata geçirmeden, her şeyi aynı bırakıp, faizi artırırsak bu tabi ki özel sektör yatırımlarına yardımcı olmaz. Ama Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu büyüme sisteminden çıkması lazım.Bunun için de doğru yatırımlar yapılmalı, tasarruf ve toplam faktör verimliliği artmalı.”
Yatırım ve övünme denildiğinde başka bir haber daha akla geldi. Antalya’da düzenlenen ‘Kamu Bilişim Zirvesi’nde konuşan Havelsan Genel Müdür Yardımcısı Yücel Bağrıaçık, Türkiye’de siber güvenlik alanında kullanılan ürünlerin yüzde 97’sinin yabancılara ait olduğunu belirterek, “Yüzde 3 de yerli çözüm üretiyoruz. Bu sayıyı artırmadığımız sürece hiçbir zaman güvenli olmayacağız. Kendi çözümlerimizi kontrol edebilmek için elimizden geleni yapmak zorundayız. Değilse yeni dünyada yeni bir siber savaşta 1 dakikada her an her şeyi kaybedebiliriz. 5 dakikalık bir saldırı ile geçen yıl elektrik kesintisinde yaşadığımız felakete benzer felaketler yaşamamak için bu yüzde 97’lik orana yüzde 3’ü tersine çevirmek zorundayız” demiş.
En önemli sektörlerden olan ‘bilişim’de yüzde 3 yerli üretim yapıp, ‘dünyaya bedeliz’ şeklinde tavır takınmak akıl işi mi?
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Merkez faizi indirmeli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Biliyorsunuz Avrupa’da kısa vadeli faizler negatif ya da sıfır düzeyinde seyrediyor. Başta Avrupa Merkez Bankası olmak üzere, Danimarka, İsveç, İsviçre Merkez Bankaları negatif faiz oranları uyguluyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Peki, nedir bunun anlamı?
Anlamı şu; paranızı bu tahvillere yatırdığınızda faiz almak yerine adeta faiz ödüyorsunuz. Yani yatırdığınız para artacağına eksiliyor. İşte bu durumda yatırımcı faizi yüksek olan ülkelere gidiyor. Dolayısıyla faizi yüksek olan ülkelere para gelmeye başlıyor. Böyle bir durumda da ülke parası aniden değerleniyor. Ama gelen para kısa vadeli olduğu için kısa bir süre sonra ülkeyi terk ettiğinde bu defa o ülke para piyasaları ve ardından sermaye piyasaları sarsılıyor. Dolayısıyla uzun vadeli yatırımlar, kısa vadeli para girişi nedeniyle kârlı olmaktan çıkıyor. Hattâ döviz kurundaki oynaklık kaliteli yatırımlara izin vermiyor. İşte bu gelen kısa vadeli para kalitesiz yatırımlara yöneldiği için pek çok şirket iflas ediyor.
O hâlde bilinen bu duruma neden olmamak için Merkez Bankası’nın yapacağı toplantıda kafaları karıştıran faiz koridorunu kaldırıp tek bir politika faizine geçmesi şart. Ve bu faizin hedeflenen enflasyon düzeyinin bir miktar üzerinde olması gerektiğini belirtelim. O hâlde faiz koridorunun üst seviyesi olan yüzde 10,50 oranının yüzde 9,5’e indirilmesinde fayda var. Ve repo faiz oranının da politika faizi olarak sunulmasına gerek yok artık. Eğer bunlar yapılmadığı takdirde Türk parası yine taşıma ticaret parası olarak kullanılacak. Ve Avrupa bankaları yanında negatif faizli Japonya gibi ülke paraları da Türkiye ekonomisine zarar verecek.
Niye zarar verecek?
Verecek çünkü gelen kısa vadeli para zaten bozuk olan kaynak dağılımını iyice bozacak. Gelen para imalat sanayii ve tarım yerine kısa vadeli rantlar sağlamaya dönük alanlara yönelecek. Böylece yüzde 11,1’e ulaşan işsizlik daha da artacak. İhracata yönelik mal üretimi azalacak. İşte bu nedenle dış dengenin sağlanmasında kısa vadeli döviz girişi yerine uzun vadeli yatırımları sağlayacak yabancı sermayeye ve turizme güvenmek gerekiyor.
Aksi takdirde milli gelir dolar bazında azalmaya devam edecek. O hâlde mevcut koşullarda faiz indiriminin gerekli olduğunu söylemek herhâlde yanlış olmaz.
…***
İhsan Çaralan, Evrensel gazetesinde, “AKP’nin ‘dokunulmazlık’ oyunu bozulmalı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Milletvekili dokunulmazlıkları ilgili anayasa değişikliği teklifinin bu hafta TBMM Genel Kuruluna gelmesi bekleniyor.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ısrarlı girişimleriyle, 316 milletvekilinin imzası ile Meclise getirilen değişiklik teklifini MHP ve CHP’nin de destekleyeceği biliniyor. Daha doğrusu MHP ve CHP yönetimleri AKP’nin teklifini destekleyeceklerini açıkladılar. Ama özellikle CHP’nin “gizli oylamada” hayli fire vermesi bekleniyor. Ancak bu firenin teklifin yasalaşması için gerekli 367 “evet”i engellemesinin zor olduğu da bir gerçek.Ancak tartışmalar içinde şu açıkça ortaya çıktı ki; Erdoğan ve AKP, bir taşla birkaç kuş vurmayı amaçlamaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP’nin açık amacı; “Dokunulmazlıkları bir kereye mahsus kaldırıyoruz” diyerek aslında HDP’li vekillerin Meclis dışına itilmesi için ciddi bir adım atmaktır. Burada Kılıçdaroğlu başta olmak üzere diğer vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ülke siyasetini etkileyecek sonuçlarının olması söz konusu olmayacaktır. Çünkü HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını gerek Erdoğan-Davutoğlu yönetimi gerekse AKP ve MHP grubu, HDP’nin Meclis dışına itilmesinin dayanağı olarak kullanacak, bunun için mahkemeleri kullanmaktan da çekinmeyeceklerdir. Bunun güçlü belirtileri bugünden vardır. Kaldı ki; dokunulmazlıkların kaldırılması ve HDP’nin Meclis dışına itilmesi çabaları, HDP’li yerel yönetimlere “Kayyım atanması” ve “Teröre destek veren kamu emekçilerinin memuriyetten çıkarılmasına yönelik genelge”nin amaçlarıyla uyum içindedir. Dahası bu girişim, ülke çapında “terörle mücadele” adı altında sürdürülen tüm ilerici, demokrat güçleri, barış isteyenleri, akademisyenleri, aydınları sindirmeye yönelik operasyonun Meclis katında devamıdır.
Bütün bunların da ötesinde, Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi, AKP’nin “dokunulmazlık oyununa” destek vererek, bu operasyonun aynı zamanda CHP içine yönelik bir operasyon olarak sürmesine de çanak tutmuşlardır. Çünkü CHP yönetimi böylece, Erdoğan-Davutoğlu yönetiminin “terörle mücadele konseptine” teslim olarak başlarını AKP kılıcının altına uzatmıştır. Ve bugün “dokunulmazlıklar” konusunda AKP teklifine “evet” demek, AKP’nin bu amaçlarına; HDP’nin Meclis dışına itilmesi, CHP’nin içinin dizayn edilmesi ve ilerici demokratik kamuoyunun sindirilmesine; destek anlamına gelecektir.