Kasım 27, 2019 09:40 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Davutoğlu'ndan ‘Pür parlamenter sistem’ önerisi

Yeniçağ:

Türk-İş: Bu asgarî ücretle geçinilemez

Yeniasya:

'Başkanlık sistemi çare olmadı'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 26 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Adaleti tesis et, ekonomi düzelir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Milletin karşı karşıya olduğu dertlerden biri de ekonomideki sıkıntılardır. Türkiye’yi idare edenler de konuşmalarında bu hususa dikkat çekip, ekonomik sıkıntıları aşma sözü veriyorlar. Bunun için de ‘ekonomi paketleri’ açıklandığına hepimiz şahidiz. Ancak Prof. Dr. Emre Alkin’in dikkat çektiği önemli bir nokta var: Ekonomiyi düzeltmek için işe ‘ekonomi’den başlamak gerekmez. Hatta Alkin’in bu yorumundan yola çıkarak, daha doğru bir tabirle  ‘ekonomiden başlamamak’ gerekir de diyebiliriz. Nasıl ki baş ağrısı çeken insan icabında ilâcı başına değil de midesine ‘sürer’, onun gibi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşte Prof. Dr. Emre Alkin’in yorumu: “(Türkiye’de) Kimsenin ekonomiye odaklandığı falan yok. Zaten ‘ekonomiye odaklanmak’ da saçma. Ne ekonomisi yahu. Memlekette atılması gereken bir sürü adım var.  Bunların ekonomik yansımaları olacak. Meselâ, sefaleti gidermek. Türkiye, OECD ülkeleri arasında küçük yaşta en çok sefalet yaşanan ülke. Ayrıca Türkiye OECD ülkeleri arasında ailelere yapılan sosyal yardımın millî gelire oranı bakımından en sonuncu ülke. Amerika’dan bile kötüyüz. Seçimden sonra ‘Şimdi sıra ekonomide’ dendiğinde bana bir gülme geliyordu, şimdi sinirleniyorum. Hani (sanki) eğitim süper, her şey muazzam, hak ve özgürlükler tavan yapmış, ondan sonra adalet muhteşem işliyor, emniyet güçlerimiz adaletli davranıyor, iş yerlerindeki bütün patronlar patronluğu bırakıp ‘lider’liğe başlayıp bir orkestra şefi gibi oldular... Memlekette marka üzerine marka çıkarılıyor.

Türkiye’yi idare edenler hadiseye bu pencereden baksa ve ekonomi başta olmak üzere diğer dertlerin düzelmesine de vesile olacak hak, hukuk ve adalet yolunu açsa çok daha iyi olmaz mı? Hem Türkiye’de hem de dünyada yaşanan hadiseler gösterdi ki hak, hukuk ve adalet olmadan zenginlik de olmuyor. Ayrıca hak, hukuk ve adalet yolunu açmak ya da o yolda yürümek için ekonomini düzelmesi şartı bile  gerekmez. Ekonominin düzelmesine sebep olmasa bile hak, hukuk ve adalet yolundan yürümek gerekir.

Ülkemizin geldiği nokta bunu herkese gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Mutlaka bu yolu tercih etmek icap ediyor. Hürriyet ve adalet yolundaki yürüyüşün uzun vadeli olduğunu ifade edip bu yoldan geri dönme tavsiye edilebilir mi? Uzun ve ince bir yol olsa da bu yolda yürümek milletin ve memleketin menfaatinedir. Bunu yapmayıp kısa vadeli çareler peşinde koşmak hepimize kaybettirir.

Temennimiz hak, hukuk ve adalet yolunun gecikmeden tercih edilmesi ve kararlı adımlarla  ilerlenmesidir. “Hayır biz bunu yapmayacağız. Bize ‘Ankara Kriterleri’ yeter” diyen varsa millete zarar  vermiş olur. Adaleti tesis edelim, ekonomi kolayca düzelir inşallah.

...***

Esfender Korkmaz, 26 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İstihdam yaratma yolları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre; üye ülkeler 15-64 yaş grubuna göre ortalama istihdam oranı yüzde 68.3'tür. Türkiye, yüzde 51,8 istihdam oranı ile sonuncu sıradadır. Türkiye'yi yüzde 54,8 istihdam oranı ile Yunanistan, yüzde 58,7 istihdam oranı ile İtalya izliyor. Açıktır ki, düşük istihdam ve yüksek işsizlik sorunu, bu günkü politikalarla çözülmüyor. Çözüm için iyi niyet veya hatır ve gönül de yetmiyor. Zira serbest piyasa düzeninin acımasız rekabet kuralları buna izin vermez."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Öte yandan büyümenin olduğu yıllarda da, OECD ve AB ortalamasına göre  Türkiye'de istihdam oranı düşük, işsizlik oranı yüksek kaldı.

İçeride istihdam yaratmak ve işsizliği düşürmek için ilk şart üretimde kullandığımız ithal girdi payını ortalama yüzde 10 seviyesine indirmektir. Bunun için ithal ettiğimiz hammadde ve ara mallarını içeride üretmemiz gerekir. Elbetteki her durumda içeride yatırım ortamı ve güven ortamı sağlamak şarttır. Aslında tüm  tasarrufların ve yatırımların artması için, hukuki ve demokratik altyapı kurulmalıdır. Ayrıca, ithal girdi sektöründe bir geçiş dönemi içinde, ithal ikamesi uygulanmalı ve bu yatırımlara daha yüksek teşvik verilmelidir. 

Devlet-Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, özel fayda-sosyal fayda yararlanılması gereken en iyi kriterdir.

*Bu çerçevede, altyapı yatırımlarının bütçe içindeki payını artırmak gerekir. Kamu özel işbirliği yoluyla yapılan yüksek maliyetli ve bütçeyi ipotek altına alan uygulamadan vazgeçilmelidir. Aksi halde, bundan sonra Türkiye bütçe ile yatırım yapamaz.

*Devletin geri kalmış bölgelerde, o bölgenin özelliğine göre, istihdam yaratacak yatırımları bizzat yapması gerekir. Bu yörelerde oturanlar bu işletmelerde çalışmalı ve aynı zamanda ücretlerinden kesinti yapılarak bu işletmelere ortak olmaları ve sonunda bunlara devredilmesi planlanmalıdır. Bu takdirde gelir artışı ve istihdam artışı, o bölgenin kalkınmasına da imkan sağlayacaktır.

Yatırım teşviklerinde, emek yoğun yatırımlara  daha fazla teşvik verilmelidir.

Özelleştirme felsefesine dönülmeli, Telekom, köprüler kamulaştırılmalı, 4 kamu bankası özelleştirilmelidir. Devlet inşaat sektöründe yalnızca sosyal konut alanında kalmalı, konut sektöründen tamamıyla çekilmelidir. 

Kur politikasını değiştirmeliyiz. Dalgalı kur politikası hem içeride rekabeti bozuyor, sektörler arasında, işletmeler arasında haksız rekabet yaratıyor, hem de dışarıya karşı Türkiye'nin rekabet gücünü düşürüyor.

Yatırımları ve özellikle emek yoğun yatırımları artırmak için istihdam yükünü düşürmeliyiz. Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi ve prim yükü, yüzde 37'den başlamaktadır. Yüksek istihdam yükü hem içeride kayıt dışı istihdama neden oluyor… Bu sorun da haksız rekabet yaratıyor. Hem de Türkiye'nin dış rekabet gücünü düşürüyor. İstihdam yükünün daha düşük olduğu ülkelere karşı da, Türkiye'nin üretim maliyeti daha yüksek olmakta ve rekabet şansını azaltmaktadır. Yapılması gereken, istihdam yükünü yüzde 25'e indirmektir. Bu durumda kayıt dışı istihdam da azalacaktır.

...***

Akif Beki, 26 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Kılıçdaroğlu ne biliyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bakan Albayrak'ın ekonomiyi kötüleyenlere 'terörist' dediği ne kadar doğruyduysa...Kılıçdaroğlu'nun "Beştepe'ye giden CHP'liyi biliyorum" dediği de ancak o kadar doğru. Albayrak, 'ekonomi aleyhine algı oluşturdukları'nı söylediği ekonomistlerle 'terörle mücadele aleyhine algı oluşturmak'la suçladıklarını bir tutmuştu. 'Farkları yok, aynı şeyi yapıyorlar' diye konuşmuştu. CHP sözcüleri ve muhalif medya fırsatı ganimet bildi. Lafı sündürdüler ve başladılar 'vay, ekonomi kötüdür demek suç oldu ha' diye yüklenmeye. Albayrak'ın dedikleri sorunluydu ama bu da değildi..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

O sıra bu yanlışlığa nasıl itiraz ettiysem, şimdi Kılıçdaroğlu'nun söylediklerinin çarpıtılarak yansıtılmasına itiraz etmek de okura borcum. Dün Hürriyet'te İsmail Saymaz'a konuşarak aslında ne dediğini, nasıl başka yere çekildiğini kendisi de anlattı.

Yine de bizzat kaynağından kontrol etmenizi öneririm. FOX TV'de İsmail Küçükkaya'ya canlı yayında söyledikleri sosyal medyada dolaşıyor, o videodan kendi kulağınızla dinleyebilirsiniz.

Küçükkaya, Rahmi Turan'ın 'müthiş haberi'ni soruyor. 'Doğrudur diyebilir misiniz' diye üsteliyor. Beştepe'ye gizlice gidip Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüştüğü iddia edilen CHP'li ismi tahmin etmesini istiyor... Kılıçdaroğlu da iktidarın CHP içinden birilerilerine kanca atmaya çalıştığına dair duyumlar aldığını belirtiyor. O yüzden şaşırmadığını, böyle hamleler beklediğini dile getiriyor. Hatta bir değil, birden fazla ismin Beştepe'ye görüşmeye çağrılması ihtimalinden söz ediyor. Bunun olabilibirliğine 'doğrudur' diyor. 'Birilerini ayartarak CHP'yi karıştırmak istediklerini biliyorum' manasına laflar ediyor. Ama kimler olduğuyla ilgili tahmin yürütmeyi ve isim vermeyi reddediyor. İkisi de duyumlar, ihtimaller ve tahminler üzerinden konuşuyor anlayacağınız. Bakan Albayrak'ın sözleri gibi, Kılıçdaroğlu'nun ifade biçimini de sorunlu bulabilirsiniz. "Hiçbir CHP'li yapmaz" diyerek arkadaşlarına kefil olmadığı için eleştirebilirsiniz de. Size kalmış...

Fakat buradan, "Biliyorum, doğrudur" dedi, "Öyleyse çıksın açıklasın" sonucu çıkmaz. Dün Albayrak'ın sözleri istismar edilirken dolduruşa gelinmemesi için uyarmıştım. Şimdi de tersinden bir yalan ve istismar rüzgarı estiriliyor, inanıp kapılmayasınız! CHP sözcüleri ve muhalif medyanın Albayrak aleyhindeki manipülasyondan yararlanması ne kadar kabul edilebilirse...Kılıçdaroğlu karşıtı manipülasyondan AK Parti sözcüleri ve iktidar medyasının yararlanması da o kadar makbul.