Kasım 30, 2019 08:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: OHAL düzenlemesi iptal edildi

Karar:

Döviz istikrarı TL tasarrufunu güçlendirdi

Yeniasya:

Sistem tıkandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol, 29 Kasım tarihli Karar gazetesinde, “Ali Babacan ne diyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ali Babacan, 15 yıldır izlediğim ve rasyonel tavrını desteklediğim bir politikacı. Eski açıklamaları arşivimde kayıtlı. Haber Türk’te Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamaları da tabii dikkatle izledim. Babacan bugünkü temel sorunlara politikacı olarak oy hesabıyla mı, yoksa eskisi gibi kurallı ve rasyonel yaklaşımlarla mı bakıyor? Babacan'ın açıklamalarında en önemli husus 'hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, özgürlükler' gibi kavramları kuvvetle vurgulamasıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

….***

Bu kavramları kendi üsluplarınca CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve yeni parti kurmakta olan Ahmet Davutoğlu da savunduğuna göre bunlar artık büyüyen toplumsal taleplerdir.

AK Parti “kuvvetli lider” kavramını ön plana çıkarıyor ama yaşanan tecrübeler “sistem”in “lider” kadar, hatta bazen daha bir önemli olduğunu sistemlerin düzgün işlemesinin de bu kavramlarla mümkün olabileceğini hepimize öğretiyor.

Babacan, “Meclis gücünü kaybetmiş durumda” diyor ve şunları söylüyor:

“Öncelikle güçler ayrılığı. İkincisi denge kontrol mekanizmalarıdır. Yüzde 90’ın üzerinde Meclis var, bir de 50+1 var…  50+1’den hareket ederseniz toplumda kutuplaşmaya sebep olur... Eskiden Meclis’ten bütçe geçmese hükümet düşerdi. Şimdi öyle bir şey yok. Meclis gücünü kaybetmiş durumda…”

Peki ne yapmalı?

“Sistemin tam merkezinde olan bir parlamento, demokrasinin parlamento yoluyla iyi işlemesi… Düzgün işleyen parlamenter sistem...”

Babacan “güçlü kurumlar, kurallar” vurgusu yapıyor.

Yolların ayrılması, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı dahil, bu konulardaki görüş farklarıyla başlamıştı zaten.

Fatih Altaylı’nın bir sorusu üzerine Babacan, bakanlıktan ayrıldıktan sonra, çeşitli ülkelerdeki ekonomi toplantılarına ve araştırmalara katıldığını anlattı. Sanırım bunların en önemlisi, G-20 için “Küresel sistem nasıl herkes lehine işleyebilir” konulu Ekim 2018 tarihli yüz sayfalık raporun hazırlanmasıdır. Dünyadan 20 ekonomistin hazırladığı bu raporda, Türkiye’den ‘vatandaş’ Ali Babacan’ın imzası vardır.

Ekonomide “güven”, yani kurumlara, kurallara, sevk ve idarede rasyonelliğe “güven” hayati derecede önemli olduğu için, Babacan, Karar gazetesindeki açıklamasında “sorunların en kolayı ekonomi” diyordu. Bu “güven”i restore edeceğine inandığı için olsa gerek.

Babacan’ın açıklamalarında altını çizdiğim diğer bir husus büyük ülkelerde görülen “korku siyaseti” eleştirisidir. Geleceğe dönük perspektifler oluşturamayan siyasetçiler “korku siyaseti”ne başvuruyorlar, toplumları “düşmanlar”la korkutarak yönetmeye çalışıyorlar.

Babacan “Türkiye’nin en kıymetli insan sermayesi var. Pırıl pırıl kurumlar, üretmeyi bilen kurumlar var. Bu ülkenin her şeyi var ama gelecek perspektifi yok” diyor.

Hangi parti olursa olsun, Türkiye böyle bir perspektifle, dünyadaki demokrasi ve kurallı piyasa ekonomisi yanlısı ana akımlarla yakın ilişkiler geliştirerek yeniden dinamizm kazanabilir, kazanmalı.

Kurulu partiler veya kurulacak olan partiler, bunu başarabilir mi?

Toplumda “masaya vuran lider” tercihiyle, Turgut Özal gibi sakin, rasyonel lider tercihi bugün ne oranlardadır?

Bunları zaman gösterecek.

Her halde “hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, temel hak ve hürriyetler, kurallı piyasa ekonomisi, şeffaflık, düzeltilmiş parlamenter sistem” gibi kavramları savunanlar ayrı partilerin içinde olsalar da bu yönde birlikte hareket edebilmeliler.

...***

Esfender Korkmaz, 29 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyonda kur etkisi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2018 eylül ayında kur şoku yaşadık. Tüfe bazlı reel kur endeksi 62.50 oldu. Yani TL kuru yüzde 37.5 oranında düşmüş oldu. 2004 yılından beri ortalama yüzde 10 dolayında devam eden TÜFE oranı, 2018 yılında yüzde 20.30'a yükseldi.2018 öncesi kur hareketlerinin TÜFE üzerindeki etkisi, fazla olmadı. Söz gelimi 2007 yılı sonunda Reel kur endeksi 127.7 idi. Yani TL kuru yüzde 27.7 oranında daha değerli idi … Buna rağmen o yıl TÜFE yüzde 8.39 oranında oldu. 2015 yılı sonunda TÜFE bazlı reel kur endeksi 99.1 idi. Yani dengedeydi. Ama yine TÜFE oranı 2017 seviyesinde, yüzde 8.81 oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Buradan çıkan sonuç; kur şoku TÜFE'yi hızlı etkiliyor. Zaman içinde kur hareketleri, TL'nin değer kazanıp  değer kaybetmesi TÜFE' yi etkilemiyor. Yüzde 10 dolayında TÜFE oranı tamamıyla yapısal sorunlardan kaynaklanan kronik enflasyondur.

Demek ki, fiyat istikrarını sağlamak yapmamız  gereken ani kur hareketlerini önlemek ve kronik enflasyona neden olan yapısal sorunları çözmektir.

1. Dalgalı kur politikası dünyada her ülkede kur hareketlerini etkiler. Ayrıca, bizde ekonominin  aşırı kırılgan olması nedeniyle siyasi, ekonomik, stratejik sorunlar kendisinden daha yüksek ivmede kur hareketlerini etkiliyor. Her şeyden önce kurların kısmen kontrol edilebileceği dalgalı kur sistemi ile sabit kur rejimi arasında bir ara rejim seçmeliyiz.  

2. Geçmiş yıllarda TL'nin aşırı değer kazanması ile oluşan üretim yapısının, ithal girdi bağımlılığından kurtarılması, en azından ithal girdi payının düşürülmesi gerekir.

3. Yapısal sorunların başında piyasa yetersizlikleri geliyor. Piyasada özelleştirmeden de gelen oligopol, tekelci yapılar var. Söz gelimi Telekom tekeldir. Fiyatları istediği gibi ayarlıyor. Bankalarda kartelleşme var… Bankaların tamamı banka ve kredi kartlarında , Merkez bankasının tayin ettiği en yüksek faizleri uyguluyorlar. Piyasada fiyatları kontrol eden stokçular var. 

Piyasada rekabetin önü açılmalıdır. Bunun için devlet ; yasal olarak ve doğrudan geçici olarak  piyasaya girmeli, piyasa yetersizliklerini çözmeli ve aynı zamanda piyasada oligopol ve monopol yapıları önlemedir.

Kamu bankaları geçmişte ve bu gün  siyasi amaçlı kullanılmıştır. Bu önlenmeli, dört kamu bankası özelleştirilmelidir.

...***

Faruk Çakır, 29 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Korku siyaseti faydasız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’den ayrılan isimlerden biri olan Ali Babacan’ın, Habertürk TV’de Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamalar korku ve yanıltma siyasetinin Türkiye’nin menfaatine olmadığını tesbit edilmiş olması bakımından dikkat çekici oldu. “Türkiye’de korku siyaseti çaresizlikten geliyor. Yetmiyor üzerine ittifak katıyorsunuz. Sürdürülebilir şeyler değil bunlar” diyen eski bakanlardan Ali Babacan, “2023 vizyonu”ndan da uzaklaşıldığını ifade etmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Babacan’ın ‘evrensel hukuk’a dikkat çekerken yaptığı tesbit de şöyle: “Ne yapıp edip Türkiye’nin  güvenilirliğini inşa etmek gerekiyor. Bunu da evrensel hukuk bazında yapmak gerekiyor. Bir zamanlar  övünüyorduk, ‘Türkiye’nin konuşamayacağı hiçbir ülke yok’ diye. Başka ülkelerin iç dinamiklerini değiştirme diye yaparsanız sonuç alınmaz. Filistin meselesi ilk defa sahipsiz kaldı. Türkiye o kadar kendi iç meseleleriyle meşgul ki, o tarafa bir şey yapamıyor. Dış politikada itibar ve güvenin verdiği sözün gücü var. O etki kalmayınca ölçülebilir güce düşüyorsunuz. Türkiye ancak dışa açık bir ülke olursa, yatırımcıların tercih yeri olursa böyle kalkınır. Şu anda Türkiye’de yaşadığımız varlık içinde yokluk bir durum. Eksi faizle borçlanıldığı durumda Türkiye maalesef çok yüksek faizlerle borçlanıyor. Avusturya 100 yıl vadeli borçlandı yüzde 1.1’le. Likiditenin çok bol olduğu dönemdeyiz şu anda. Şu anda Türkiye’ye gelip giden çok yatırımcı var. Nerede fırsat olabilir diye arayış içindeler. Uzun vadeli yatırım için gelmiyor, çünkü hukukî güvenlik ve gelecek perspektifi gerekiyor.”

Babacan’ın işaret ettiği bir nokta da hukuk alanı. Şöyle demiş: “Eğer siz evrensel hukuk ilkeleri dışında bir uygulama yaparsanız, yargılama yaparsanız, hangi konuda olursa olsun bu mutlaka ileride karşınıza çıkıyor. Türkiye’nin bugün genel anlamda ifade özgürlüğü, adalet sorunu ve yakan ekonomik sorunu var.  Bu özgürlük, adalet, ekonomi gibi pek çok sorunun çözülmesi için çalışmak. Bugünün ihtiyacı bu.”

Babacan’ın ya da diğer siyasetçilerin dile getirdiği meseleler Türkiye’nin ortak dertlerine işaret ediyor. Bütün bu dertlerin çaresi ve çözümü tam işleyen bir hukuk, adalet ve hürriyet iklimiyle mümkün. “Bize adalet ne gerek?” diyenler sayesinde bu çıkmaz sokaklara sürüklendik. Türkiye ve dünya şartları; hak, hukuk ve adaletin ‘kesin şart’ olduğunu herkese hem de yaşayarak gösterdi. Aynı şekilde korku ve gerginlik siyasetinin fayda vermediğini de. O halde tam işleyen bir adalet sistemi tesis etmek için herkes çalışmalı.