Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kalkınma adaletle olur
Yeniasya:
Asgarî ücrette Avrupa 22.'siyiz
Yeniçağ:
İş dünyasından Ali Babacan’a şok tepki!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Atakan Hatipoğlu, 30 Kasım tarihli Aydınlık gazetesinde "CHP operasyonu okuyabildi mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Olayın ayrıntıları ortaya çıktıkça “Saray’a giden CHP’li” olayının, önceki kaset komplosuna benzer bir operasyon olduğunun CHP yönetimi ve CHP’li kitleler tarafından anlaşılmış olması beklenirdi. Ama ne Kılıçdaroğlu ne de Muharrem İnce operasyonun adını ve amaçlarını açık seçik tespit eden bir dirayet ortaya koyamadılar. Geçen gün eski bir üst düzey CHP yöneticisi, bu olayın genel başkanın gözüne girmeye çalışan bir CHP’li tarafından kotarıldığı şeklinde “yüksek bir analiz” yaptı. Partinin eski genel başkanlarından biri ise bu olayda amacın CHP’lileri birbirine düşürmek olduğunu söyledi. Olayı bu denli masumlaştıran ve çocuksu motivasyonlara bağlayan insanların bir dönem Türkiye’yi yönetmeye talip olduklarını düşünmek bile garip hissettiriyor."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Olan biteni okuyamama göstergesi olan bu analiz zaafı yeni başlamış değil. Daha önce de Baykal, kendisine yönelik komployu FETÖ yaptığı halde, bunu okumayı başaramamış ve istifa açıklamasında Pensilvanya’nın açıklamasına güvendiğini belirtmişti. O günden bu güne CHP tabanı, dünyayı derli toplu okumasını sağlayacak bir kurmaylık öncülüğünden yoksun olduğu için, kaset olayının bir gladyo tertibi olduğunu hiç anlayamadı. Bugün de “Saray’a giden CHP’li” operasyonunun, İmamoğlu’nun önünü açmaya yönelik hesaplarla ilişkisini kurabilmekten uzak görünüyor. CHP yönetimi operasyonun adını koyamayınca, hedeflerini tayin ve tespit etmesi de mümkün olamıyor.
Gerçi Muharrem İnce kargaşayı izleyen sonraki günlerde bunun bir alan temizliği olduğunu söylemeyi başarabildi. Ama kim, hangi amaçla ve kimin için alanı temizliyor sorusuna yine açık cevap veremedi. Öyle sanıyorum ki, adresi açıkça vermesi halinde, CHP kitlesinin kendisini anlamaya hazır olmadığını ve yalnız kalacağını hesaplamış olmalı.
CHP’li seçmen ve partililerin ağırlıklı bir kesimi, yaşanan olayın bir parti içi kavga değil, parti içinde de işbirlikçileri olan bir operasyon olduğunu anlamalarını mümkün kılacak bir siyaset okuma yeteneğine pek sahip görünmüyorlar. Bunun temel nedeni siyasal fikirlerini sistematize ederek onlara yeniden sunması beklenen parti önderlerinin kurmay niteliği taşımaması.
Kitleler tarihi yapar ancak örgütlü öncüleri aracılığıyla temsil edilirler. Kitlelerin içinde talepler, beklentiler ve fikirler karmakarışık bir yığıntı halinde bulunurlar. Öncülerin işlevi, o karmaşayı derli toplu program ilkeleri haline getirmek ve temsil edilebilir kılmaktır. Siyasal yaşamda süreçleri analiz edebilen, isabetli öngörülerde bulunabilen, stratejiyi belirleyen, taktikleri oluşturan, programı derinleştiren ve siyasal mücadeleyi planlayan öncülere askeri terminolojiden ithal edilerek popüler kültürde kullanılan bir kavram olan “kurmay” benzetmesi yapılmaktadır.
CHP’nin başında İmamoğlu’nu görme ricası batılı dostlardan gelirse ne olur? Tabi ki bütün yumurtaları batıcılık sepetine koymuş bir partide kim daha tutarlı batıcıysa onun karşısındaki daha tutarsız batıcılar paralize olur. Bu nedenle CHP yönetiminin son operasyondan ders çıkarma konusundaki acziyeti, kaset komplosu yapan gladyo merkezine güven açıklaması yapmaktaki kadar sürrealist bir konumlanmaya işaret etmektedir.
...***
Kazım Güleçyüz, 30 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Çıkış demokrasi ittifakında"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı şeflik dönemi uygulamalarını referans göstererek gündeme getirdikleri “yeni” yönetim sistemi için “En önemli demokrasi” hamlemiz diyor. Ama kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp herşeyi tek adama bağlayan sistem kendi içinde de tıkandı. İktidar medyasında sisteme yöneltilen en son eleştirilerden biri: “Bakanlar ve ekipleri inisiyatif almayınca iş hep ‘başkan’a kalıyor.” Son dönemde AKP ile yolunu ayıran isimlerin çoğunun itirazı tek adam sistemine. “Destek vererek yanlış yapmışız” diyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Buna mukabil hayatının en mutlu günlerini yaşadığını söyleyen Perinçek, 2014’ten beri ülkeyi Erdoğan’ın değil, kendilerinin de dahil olduğu güçlerin yönettiğini ileri sürüyor.
Ve bu iddia karşısında Saray hâlâ sessiz.
Tek adam rejiminin ülkeyi içte ve dışta karşı karşıya bırakmaya devam ettiği sıkıntılar ortada iken, bu gidişatın demokrasi içinde nasıl frenleneceği, Türkiye’nin en âcil, önemli ve hayatî meselelerinden biri haline geldi.
Bu anlamda bir demokratik fren işlevi gören 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin açtığı yolda, hukuk ve demokrasi adına safların daha da sıklaştırılması gereken bir süreçteyiz.
Bizzat AKP Genel Başkanının talebiyle partisinden ayrılmaya, hattâ vekilliği de bırakmaya zorlanan Yeneroğlu’nun dediği gibi:
Türkiye’nin daha fazla otoriterleşmemesi için güçlü ve demokratik bir blokun mutlaka ve mutlaka siyaset arenasına çıkması lâzım. Bizim ne zamandır yaptığımız çağrı da bu:
Ülkemizin bir hukuk ve demokrasi ittifakına şiddetle ihtiyacı var. Hukuk, adalet, hürriyet ve demokrasi gibi değerlere içtenlikle inanan herkesin bu eksende âcilen bir araya gelip sıkı bir güç birliği yapması gerekiyor.
Bu amaca yönelik olarak başlatılan sivil inisiyatif ve organizasyonların geliştirilmesi, bir araya gelişlerin sıklaştırılması, toplumda bir demokrasi dayanışmasının kurulması şart. İşin siyaset ayağında, geçen yılki 24 Haziran seçimiyle imza attığı ilk başarıyı bu sene 31 Mart ve 23 Haziran seçimleriyle devam ettiren Millet İttifakının daha da kuvvetlendirilerek sürdürülmesi son derece önemli. Türkiye’yi evrensel hukuk ve demokrasi prensiplerinden fersah fersah uzaklaştırıp her alanda keyfîlik ve hukuksuzluğu geçerli kılan tek adam rejimini aşabilmek için...
...***
Ahmet Gürsoy, 30 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Operasyonu kim yapıyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bahçeli, "Kılıçdaroğlu bir projeyle geldi, başka bir projeyle de gideceği gözüküyor" dedi. Ne demek bu? Birileri Türkiye'de ana muhalefet üzerinde istediği zaman, istediği gibi proje yapıyor, sonra da yaptığı projeyi uyguluyor ve başarılı oluyor demek. Peki böyle bir durumda, devlet ne yapıyor? Devleti yönetenler ne iş yapıyor?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'de birileri siyaseti istediği gibi biçimlendiriyor, ülkenin siyasal düzenine yön veriyor onlar da seyir mi ediyor? Değilse, devletin kurumları bunu görmezden mi geliyor?
Eğer öyle ise vay halimize. Türkiye, operasyon alanına dönmüş de haberimiz yokmuş. Bugün CHP'ye yarın başkasına. Hadi birincide bu işleri FETÖ yapıyordu. Devlet birçok kurumuyla ele geçirilmişti. FETÖ'nün hâkimi, savcısı, polisi, istihbaratçısı vardı ve bir proje yapabiliyor sonra da planladığı gibi uygulayabiliyordu. Peki, şimdi kim ya da kimler Türkiye'ye ayar veriyor da işlem yapması gerekenler susuyor? Söyler misiniz kim?
"Kılıçdaroğlu, bir projeyle geldi, başka bir projeyle de gideceği gözüküyor" lafı çok iddialı bir laf. Eğer böyle ise, birileri Türkiye'ye operasyon çekiyorsa, istediği gibi atını oynatıyorsa, Sayın Bahçeliye düşen görev nedir?
Kılıçdaroğlu'na saydırmak değil, proje merkezlerine meydan okumaktır. Doğrusunu isterseniz, Bahçeli haklı olabilir. Rahmi Turan'ın haberiyle başlayan CHP'ye yönelik "bir CHP'li saraya çıktı" haberinin gerçekten de bir proje olduğu düşünülebilir.
Eğer ortada Bahçeli'nin belirttiği gibi bir proje varsa, önce birileri test ediyor demektir. Bunun için önce uygun bir haberci bulunuyor. Bu haberci, güya elde ettiği çok önemli haberi kendisi yayınlamıyor, özellikle CHP okuyucusunun haberle yakından ilgileneceği gazetede yayınlatmak istiyor. Bunu neden istiyor? Çünkü böyle yapsın ki haberin yankısı asıl hedefini tam ortadan vurmuş olsun. Sarsıntısı büyük olsun. Nitekim öyle oldu.
Eğer bu MHP liderinin söylediği gibi Kılıçdaroğlu'na yönelik bir projeyse, uygulaması gayet başarılı oldu denilebilir. Önemli olan bundan sonraki toplum mühendisliğidir. Sosyal mühendisler nasıl bir proje yapacak ve CHP'yi, hassas noktalarına dokunarak ayaklandıracak bilemiyoruz. Belki de bu bir ön yoklamaydı. Test edildi ve tepkiler ölçüldü.
Tekrar edelim: Eğer bu bir projeyse, İYİ Parti de kendisine yönelik bir operasyona hazır olmalı. Çünkü asıl hedef Millet İttifakı'nın birlik ve bütünlüğüdür.