Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Öztrak: Önce kriz nedeniyle asgari ücrette meydana gelen tahribat telafi edilmeli
Yeniasya:
Asgari ücrette yeni düzenleme
Karar:
Türkiye'den NATO cevabı: 'Türkiye şantaj yapıyor' ifadeleri kabul edilemez
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara, 2 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Neyi unutturdu?”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“Ülke, bir haftadır başyazarın, 9 Kasım akşamı bir CHP’linin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek üzere Saray’a gidip, bilinmeyen plâkalı bir araçla girişine izin verildiğini, CHP’linin Erdoğan’la bir süre sohbet ettikten sonra değişik plâkalı bir araçla ayrıldığını, Erdoğan’ın görüştüğü CHP’liye “Türkiye’nin güvenliği için senin CHP Genel Başkanı olman gerekir” demesiyle yattı, kalktı…“Kim gitti, giden kişi ne dedi, nereye gitti, neden gitti, yoksa gitmedi mi, gitmediyse böyle bir tartışma nereden çıktı?” ile uğraşılırken medyada milletin birçok sorunu gündeme gelmedi…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Bu tartışma kimin işine yaradı?” diye bir soru sorulursa milletin işine yaramadığı rahatlıkla söylenebilir.
Bu tartışmanın “Hayat pahalılığından, adaletteki sorunlara, başta Suriye meselesi olmak üzere dış politika sorunlarına, EYT meselesinden yeni vergilere, yüksek oranda zamlara her sıkıntının halının altına atılmasına, gündemden düşmesine neden oldu” diye düşünenler var.
Ancak yanılıyorlar. Basında ve siyasetçilerin gündeminde olmasa da, millet bütün bu sorunları yaşayarak görüyor, hiç gündeminden çıkmıyor.
Toplum mühendisleri boşuna uğraşmasın, millet bu sorunları yaşayarak görüyor...
Bugünkü, siyasî tabloda eşine benzerine çok rastlamayacağım bir birliktelik oldu. 12 Eylül darbe döneminin lideri ve eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in adı, okul, cadde, sokak, mahalle, köy ve kışlalardan silinecekmiş. Ankara’nın Evren ilçesinin de adı değişecekmiş…
Evren’in adı silinmek isteniyorsa başta getirdiği 1982 anayasası ve aradan geçen 39 yıla rağmen yürürlükte olan yüzlerce kanunu silmek gerekmez mi? Adının silinmesi bir başlangıç olacaksa ülkenin demokratikleşmesi için anayasanın ve kanunların değişmesi bir son olacaktır.
Hani hep söylenir ya, önce sağlık diye. Çünkü sağlıklı olmazsanız işlerinizi yapamaz, verimli olamaz, hizmet üretemezsiniz…
Eski milletvekili Burhan Kuzu geçtiğimiz günlerde attığı bir twit’le rahatsızlığın başka bir yönünü ortaya koydu. “Kemal Bey Cumhurbaşkanını eleştirirken ‘Saray’ diyor. Aklı sıra Osmanlı’yı aşağılamaya çalışıyor. Oysa Fransa, İngiltere ve Japonya gibi ülkelere gittiklerinde, ağırlandıkları Sarayların ihtişamını ballandıra ballandıra günlerce anlatırlar. Ecdadımıza olan şaşı bakışa artık son verelim” diye bir twit atınca insanların aklına, yani artık “Saray” diyenler rahatlıkla “saray” diyebilirler mi? “Külliye” diyenler “Saray” diyenlere artık kızmayacak mı?
...***
Orhan Uğuroğlu, 2 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Davutoğlu partisini 16 Aralık'ta kuruyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“11 Şubat 2019'da Ankara'nın tarihi Hacı Bayram Cami külliyesinde bulunan Araştırma ve Kültür Vakfı'nın Ankara şubesinde eski Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun konferansında yaptığı konuşmayı dinleyen tek gazeteciydim. 12 Şubat'ta şöyle yazdım: Hedefine ulaşmak için 3 yıldır çeşitli yerlerde konferanslar veren Davutoğlu Ankara Hacı Bayramı Veli'de bulunan müthiş bir kalabalık tarafından izlendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Davutoğlu'nun gelişini beklerken yaklaşık 35-40 dakika konferansı izlemeye gelenlerle sohbet ettim ki ortaya şu sorular çıktı:
- Yeni parti gerekli mi?
- AK Parti'de lider değişimi mi olur?
Bu soruların yanıtını 13 Şubat'ta yazdım.
Davutoğlu konferansında ilkelerini şöyle açıkladı:
"Birinci ilke, içselleştirme kabiliyeti. Tarihteki bütün devletleri incelediğinizde devletlerin en uzun süreli yaşamalarının en önemli prensiplerinden biri budur.
İkinci ilke, Türkiye'de hukuk meselesinde yaşadığımız en büyük şeylerden birisi vicdanlarıyla hükmeden hâkimlerimizin eksikliğidir. Başbakanlığımda FETÖ'nün hâkimiyetini kırmak için değişik gruplar 'yargıda birlik' oluşturdular ve ziyarete geldiklerinde 'Bir daha bizim karşımıza gelirken herhangi bir topluluğa yakın hâkim veya savcılar diye çıkmayın' dedim.
Üçüncü ilke, devlet adamı vatandaşa baktığında demokrasilerde oy versin vermesin ama seçim bittiği anda bütün vatandaşlar devlet adamı huzurunda eşittir.
Dördüncü ilke, iç tutarlılık. İç tutarlılığı şeffaflık ile tespit ederiz. Biz bunu yaşadık. İç tutarlılığın olmadığı kavramı söyleyeyim size oda takiye.
Beşinci ilke, çıkar optimizasyonu… Bütün çıkarlar belli bir elde toplanmaya başlanmışsa orada düzen olmaz. Geçici bir düzen olur ama kalıcı bir düzen olmaz.
Altıncı ilke, temsil güç dengesi ve uygulama. Düzen kurmak için güç şarttır. Bir güç gerekir ama önemli olan şu o gücün ahlaki özü nedir nasıl denetlenecek? Problem nedir? Güç nasıl organize olacak ve nasıl denetlenecek?
Ama güçlü bir devlet zayıf bir vatandaş olursa buradan otokrasi çıkar. Vatandaşların haklarının devletle buluştuğu yerde meşruiyet doğar. Yedinci ilke, düzenin olmazsa olmazlarından bir tanesi de kurumsallaşmadır. Kimlerin hangi rolü üstlendikleri belli olmadığı bir kurumsallaşma krizi yaşıyoruz.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kindar ve dindar bir nesil yetiştirmeliyiz" demişti.
Davutoğlu'nun "yeni nesil" tanımı ise şöyle oldu: "Kendi ülkesine aidiyeti güçlü olan ve herkese bu aidiyet duygusuyla bakan, iç tutarlılığı tahkim edilmiş olan, takiyeyi değil şeffaflığı savunan ve yaşayan, kamu çıkarını kendi çıkarından önce düşünen, kurumsal yapıların yaşaması için özel ve toplumsal hayatından gerekli fedakârlıkları yapabilen bir yeni nesil oluşturmamız gerekli."
Konferans bitiminde hemen sordum:
- Sayın Başbakan Türkiye'de yeni bir siyasi oluşum düşünüyor musunuz?
Davutoğlu, "Orhan Bey, bir gün basın toplantısı yapacak olursam istediğiniz soruyu sorabilirsiniz. Burası konferans olduğu için bu soru muhtevayla ilgili olmadığı için isterseniz bu soruyu yok addedelim…" diye yanıt verdi.
Sonuç olarak söylemem şu ki Davutoğlu'nun "Duruş" kitabı kuracağı partinin de kuruluş manifestosudur.
Davutoğlu AKP'de genel başkanlık ve başbakanlık yapmasına rağmen kovulmak istendi ama istifa ederek ayrıldı.
Davutoğlu ve partisinin hedefi, 81 ilin başkanlarını ve ilçe başkanlarını Ocak ayı sonuna kadar açıklamak ve Mayıs ayında da büyük kongreyi yaparak muhtemel erken seçime katılma hakkını elde etmek. Davutoğlu ve arkadaşları 16 Aralık 2019 Pazartesi sabahı içişleri Bakanlığına başvurarak partilerini resmen kuracaklar.
…***
Mehmet Ocaktan, 2 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Türkiye nasıl bir Ali Babacan istiyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ali Babacan’ın daha önce KARAR’a verdiği röportajla başladığı siyasi yolculuğu, geçtiğimiz hafta Haber Türk’teki röportajıyla yeni bir safhaya girmiş bulunuyor. Bilindiği gibi Babacan AK Parti iktidarlarında dışişleri bakanlığı ve ekonominin patronluğunu üstlendiği başbakan yardımcılığı dönemlerinde gerek Türkiye’de, gerekse dünyada saygın bir yere sahip, dürüst, şeffaf, ekonomide hatırı sayılır başarıların altında imzası olan pırıltılı bir isim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Artık o, kuruluşuna sayılı günler kalan yeni bir siyasi oluşumun önünde yer alan bir siyasetçi. Televizyonda çizdiği görüntü, güvenilirliği ve konulara hakimiyeti konusunda kimsenin bir itirazı yok. Ancak Türk siyasetinin karizmatik lider geleneği çerçevesinden bakıldığında, “acaba bağırıp çağırmayan, ‘düşün peşime’ diye meydanları inletmeyen bir parti liderinin başarı şansı olabilir mi” benzeri soruların tartışıldığı da muhakkak.
Açıkçası Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durum dikkate alındığında, bu tür bir endişenin biraz abartılı olduğu kanaatindeyim. Zira halihazırda siyasi hayatımızda hakim olan buyurgan ve azarlayıcı üsluptan millet kelimenin tam anlamıyla yorgun düşmüş durumda.
Epey bir süredir siyasete hakim olan bu buyurgan, itham edici ve kavgacı üslup toplumu o kadar yordu ki, hepimiz sükunete, bağırıp-çağırmayan siyasete hasret kaldık. Eminim ki şu günlerde bir kamuoyu araştırması yapılsa, hangi siyasi anlayışa sahip olursa olsun toplumun önemli bir bölümü bu rahatsızlığı açıkça dillendirecek ve sadece “huzur” istediklerini beyan edeceklerdir.
Denilebilir ki “Kimse Ali Babacan’dan Demirelvari bir çıkış, ya da Tayyip Erdoğan gibi kitleleri ‘beka’ üzerinden motive eden volümü yüksek bir siyasi üslup beklemiyor. Ama siyasi lider dediğin de kitlelerin önüne düşüp bir umut rüzgarı estirebilmelidir...” Elbette bu yaklaşımdaki haklılık payını inkar etmek mümkün değildir. Ancak unutmayalım ki, Ali Babacan henüz partisini bile kurmuş değildir. Dolayısıyla sahaya inmeden bazı şeyleri test etmenin imkanı yoktur.
Şundan eminim ki Babacan yarın bir genel başkan olarak sahaya indiğinde, bugün konuştuğumuz pek çok şey bir teori olarak kalacaktır. Çünkü kitlelerin teveccühü o siyasi partiyi de, liderini de teorinin ötesine taşıyacak güçlü bir motivasyon gücüne sahiptir.
Önemli olan çıkacak yeni siyasi partilerin Türkiye’nin sorunlarının çözümü konusunda üretecekleri projelerdir, güvendir ve toplumun hasret kaldığı ”huzur” duygusudur.