Aralık 04, 2019 11:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: NATO'da YPG resti

Cumhuriyet:

Bitmeyen OHAL: Hasta tutuklu ölüme mahkûm

Star:

AK Partili Ünal: Bizim hiçbir milletvekilimizin aklı hiçbir yere kiralanmamıştır

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan, 3 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Siyasi ihtirasın akıbeti…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bilindiği gibi 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri öncesinde “millet ittifakı”nın başta Ankara ve İstanbul olmak üzere başkan adayları “belediye şirketlerinin şeffaf yönetilmesi ve denetlenmesi” için “ihâlelerin artık şirketler üzerinden değil doğrudan belediyeler üzerinden yapılacağını deklâre etmişler ve kazanır kazanmaz ilk iş olarak bu teklifi belediye meclislerine sunmuşlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Ama belediye bütçesinin yüzde 75’ini bulan, ancak milletin seçtiği halka hesap verecek belediye başkanlarının kontrolü dışında iktidara yakın isimlerden oluşturulan belediye şirketleri yönetimlerinin devamı için, seçilmiş başkanların yetkileri gasbedildi.

“Torba yasa”da “bütçe yasası”nın ve belediyelere gönderilecek ödeneklerin de cumhurbaşkanınca belirlenmesi” girişiminde bulunuldu. Özellikle 23 Haziran İstanbul seçimlerinin 806 bin oy farkıyla “millet ittifakı”nca tekrar kazanılması üzerine, Ticaret Bakanlığı’nın kanuna aykırı olarak yayınladığı, “genelge”yle belediye başkanlarının bazı yetkileri belediye meclisine devredildi. On yedi yıldır AKP’li başkanların istimal ettiği yetkiler yeni seçilmiş başkanlardan alındı. Bilhassa metro ihâlelerinin Ulaştırma Bakanlığına devriyle en son belediyelerin yapım işlerini devrettiği, ücreti iş tamamlandıktan sonra maliyet bedelleri üzerinden Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ödenen metro ve şehir içi raylı ulaşımda geri ödemenin usul ve esasları değiştirildi.

Özetle, hiçbir hukukî ve kanunî dayanağı olmadan, kararnâme ve genelgelerle belediye başkanlarının elleri - kolları bağlanıp çalıştırılmaması operasyonlarına başvuruldu. 

Türkiye’nin imza attığı mahalli yönetimlere dair “Avrupa özerklik şartı”na göre, seçilen belediye başkanlarının yetkilerini kullanmalarına tırpan vuruldu; partili cumhurbaşkanın tek başına çıkardığı kararnâmelerle istediği belediyelere fazladan kaynak aktarıp istediği kaynakları kesmesine “yasal kılıf” uyduruldu.

Bu vaziyet, iktidar partisi adayına oy vermeyen vatandaşları toptan cezâlandıran bir “siyasi ihtirası” söz konusu ediyor. 

Ve “menfaat üzerine dönen siyaset”in, siyasi rant uğruna demokrasiyi ve millet irâdesini hiçe sayan bir garabeti olarak siyasi tarihin kayıtlarına geçiyor.

Oysa “ders çıkarmayan” siyasi ihtirasların akıbeti tarihin tekerrürü ile ortada.

Siyasette çokça tartışılan konulardan biri de, “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” (EYT) meselesinde siyasi iktidarın takındığı tutumla ortaya çıkan çelişkiler.  

Daha önce bu konuda siyasi iktidarca en üst düzeyde defalarca çözüleceği sözü verilen EYT’lilere dair Cumhurbaşkanı’nın en son gittiği Katar dönüşü, “Fazla uzun sürmez, kısa bir süre sonra bu olayın nasıl bir manipülasyon, ülke ekonomisini çökertmeye dönük nasıl bir adım olduğunu herkes kabul edecek ve bunun karşısında durmaya başlayacak” diyerek açıkça tavır koyması üzerine iktidar sözcüleri zor durumda kaldılar. (gazeteler, 26.11.19)

Saatte 12 milyon 104 bin 140 lira, yani 2 milyon 146 bin 124 dolar faize giderken, Hazine, ayda 8 milyar 714 milyon 980 bin 800 Türk Lirası, dolar bazında 1 milyar 545 milyon 209 bin 370 dolar faiz öderken ve bu kadar israf varken, siyasi iktidarın baştan beri, özellikle mahalli seçimler sürecinde “hak mağduriyetlerini gidereceği” sözünü verdiği “EYT konusu”nda tezatlı açıklamalarla çarkı, “siyasetin samimiyet(sizliğ)i”ni söz konusu ediyor. 

…***

Esfender Korkmaz, 3 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Büyüme-yatırımlar ve gelir artışı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“GSYH, 2018 yılının dördüncü çeyreğinden itibaren üç çeyrektir küçülüyordu… 2019 üçüncü çeyrek'te (Temmuz- Ağustos-Eylül) geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 0.9 oranında büyüdü. TÜİK, 2018 yılı nüfus artış oranını yüzde 1.47 olarak açıklamıştı. Bu sene de bu oranın değişmediği varsayımı ile hesaplarsak gelir artışını gösteren fert başına GSYH  0.74 oranında küçüldü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Dolar cinsinden ise; 2018 yılının üçüncü çeyreğinde 189.9 milyar dolar olan GSYH, 2019 yılının üçüncü çeyreğinde 201.8 milyar dolara yükseldi. Yani dolar cinsinden yüzde 10.6 oranında büyüdü. Elbette son bir yıldır dolar kuru düştüğü için GSYH dolar cinsinden daha fazla artmış oldu. Uluslar arası mukayeselerde ve G-20 gibi kuruluşlar dolar kurunun düşmesi veya artmasına bakmıyorlar… Cari kurdan GSYH büyüklüğüne bakıyorlar.

Üçüncü çeyrekte, ana sektörler içinde en fazla tarım sektörü yüzde 3.8 oranında büyüdü. Sanayi 1.6 ve hizmetler 0.6 oranında büyüdü. İnşaat sektörü ise eksi yüzde 7.3 oranında küçüldü. İşsizliğin artmasında  inşaat sektöründeki küçülmenin etkisi devam ediyor.

Ekonomik olarak inşaat sektöründe yanlış planlama ve politika bu gün yaşamakta olduğumuz ekonomik sorunların baş sorumlusudur. Siyasi iktidar inşaat sektörünün kısa vadeli canlandırıcı cazibesine kapılarak büyüme stratejisinde en büyük hatayı yapmıştır.

Öte yandan hizmetler sektörü ve finans artı sigorta sektörlerinde büyüme geçen yılın aynı çeyreğine göre daha düşük kalmıştır. Reel sektörde daralma finans sektörüne işin tabiatı gereği gecikmeli yansımıştır. 

Yatırımların daralması, potansiyel üretimi ve büyümeyi de negatif etkiliyor. Bundan sonra birkaç yıl yüksek büyüme oranlarını yakalamak imkanımız yok demektir. Daha önemlisi yatırımlarda bu oranda yüksek düşüşler, işsizliğin de daha çok artacağını gösteriyor.

Bir başka sorun, fert başına gelir artışının eksi çıkmasıdır. Türkiye'nin  tasarruf etmesi ve dış borçlarını çevirmesi için gelir artışı yaratması gerekir.

Özetle bu günkü şartlarda, sosyal gelişmeyi de kapsayan bir kalkınma yaşamamız için fert başına GSYH'nın yüzde 5 üstünde artması gerekir.

…***

Akif Beki, 3 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Fişlemeciliği savunmak kimlere kaldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anayasa Mahkemesi, memuriyete girişte yeni ‘güvenlik soruşturması’ şartını iptal etti. Kim rahatsız olsun istersiniz; tabii ki eskinin ‘sakıncalı piyade’leri.Güvenlik soruşturmalarından en çok çekmiş, en fazla eleştirmiş kadroların gazeteleri, ayağa kalktı. “AYM, FETÖ’cü ve PKK’lıların önünü açtı, artık memur olabilecekler” diye suçlayıcı manşet bile  atabildiler. Oysa en önce AYM’yi onların alkışlaması, fişlemeciliğe en başta onların karşı çıkması beklenirdi. Ne çabuk unuttular 28 Şubat uygulamalarını!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AK Parti iktidarında yaşanan atama krizlerini, mağdurlarına sorsunlar. Ayakkabısını evinin kapısında çıkarması bile Durmuş Yılmaz’ın Merkez Bankası Başkanlığına engel gösterilmemiş miydi?

Eşinin ya da akrabasının başörtüsü yüzünden tayin kararnamesi Çankaya Köşkü’nden geri çevrilen üst düzey bürokratlara, rektörlüğü onaylanmayanlara sorsunlar...

Hani devlet, İstihbarat raporlarına dayanarak vatandaşlarını iç tehdit ve düşman diye ‘sakıncalı’ya ayıramazdı...

Hani düşman dışarda aranır, vatandaş  mahkeme kararıyla ya suçlu ya da suçsuz olurdu...

Hani haktan men edecek bir suçu sabit olmadıkça herkes devlet nezdinde eşit haklara sahipti...

Hani inanç, fikir, giyim ve yaşam tarzları nedeniyle kimsenin hakları elinden alınamazdı...

Hani devlet dedikodu fişleriyle işlem yapmazdı, apartman kapıcısı ve mahalle bakkalına sorarak vatandaşını mimlemezdi...

Kanunda tanımlanmayan suç ve ceza olmazdı, kesinleşmiş yargı kararı olmadan kimseye suçlu muamelesi yapılamazdı hani...

AYM, ‘güvenlik soruşturması’ şartını, ‘kişisel veriler ve özel hayatın korunması’ düzenlemelerine aykırılık gerekçesiyle iptal etti.

Bir kimseye FETÖ’cü ve PKK’lı diyebiliyorsanız elinizde bunu kanıtlayan kesinleşmiş yargı kararları var demektir. AYM, bu suçlara af getirmiş ya da mahkumiyet kararlarını iptal etmiş değil ki terörist ve suçlulara memuriyet kapısını açmış olsun.

Tim Sebastian, Deutsche Welle oturumunda, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’la röportaj yapmadı, tartıştı.

Sebastian, format gereği ‘muktedir’ konuklar ağırlayıp onlarla ağız dalaşına giriyor. Karşı taraf gibi saldırganlığa koşullanıp görüş çatıştırıyor.

Fakat ne hikmetse bizde Kalın gerçek gazetecilikle tanışmış, röportaj ve soru sormanın ideal örneği buymuş gibi gösteriliyor.

Türkiye’de gazetecilik standardı yerlerde sürünüyor, asıl sorular sorulamıyor, sordurulmuyor diye... Ne muhatabı dinlemeyen, ağzına lafı tıkayan saldırgan tavır ‘en doğrusu’ymuş gibi idealize edilebilir ne de militan gazetecilik haklılaştırılabilir.

Bu kadarcığını söyleyebilmek için, HDP’li başkanların görevden alınması, kayyum atamaları ve KHK ihraçları konusunda Kalın’a hak vermeniz gerekmiyor.

Demokrasi ve hukuk mantığıyla açıklanması zor uygulamaları savunmaya çalıştı. Argümanlarına katılmadım, bu konulardaki görüşlerim belli, defalarca yazdım, eleştirilerim baki. Ama kendinizi onun yerine koyun, sözcü olarak Kalın başka ne diyebilirdi ki!