Türkiye'den köşe yazarları
Star: Türkiye'den Akdeniz'de yeni hamle! Libya ile askeri işbirliği anlaşması TBMM'de
Cumhuriyet:
Kayıp yakınları: Adaletsizlik bizi yine yıktı
Yeniasya:
12-17 yaşta suç oranı arttı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Murat Ağırel, 14 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Sayıştay neyi bekliyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bilindiği gibi Sayıştay, kamu kaynaklarını TBMM adına denetlemekle görevli en önemli kurumlarımızdan birisi. Ne var ki, bu kurumumuz merkezi yönetimin diğer kurumları gibi asıl görevini yapamaz duruma düşürüldü.Çünkü yürütmenin dışında bağımsız olarak görev yapması gereken Sayıştay, özellikle Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçildikten sonra yürütmenin talimatları doğrultusunda çalışır duruma geldi. Sayıştay bağımsızlığını yitirdi; Sayıştay, Sayıştay olmaktan çıktı. Parlamento da göstermelik hale gelince TBMM'ye giden Sayıştay raporları ortada kaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Denetimler sonuçsuz kaldı diyoruz, zira raporlarla ilgili olarak hiç bir işlem yapılmayıp TBMM arşivine kaldırılıyor.
Denetim raporlarına baktığımızda, siyasi iktidarın tepkisini çekmemek için ya denetim tespitlerinin saptırıldığı ya da gelecek yıl denetimlerinde izlenecektir diyerek geçiştirildiği görülüyor. En garip olanı da bakanlıkların taşralarında bağımsız muhasebe birimleri oluşturulamadığı için sadece merkez teşkilatlarında denetim yapılabildiği halde bakanlıkların denetim raporları tüm teşkilatlarını kapsıyormuş gibi düzenlenip yayınlanmış olması.
Bir diğer önemli konu da, Sayıştay Kanunu'nun 44'üncü maddesi uyarınca kamu idarelerinin raporlarının kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Sayıştay bu duyurma işini raporları web sitesinde yayınlamakla yapıyor. 2019 yılı denetimlerine başlanılmış olduğu halde belediyelerin, özel idarelerin ve kalkınma ajanslarının 2018 yılı raporları bugüne kadar yayınlanmadı. Belki bütçe görüşmelerinin Meclis'te tamamlanması bekleniyor olabilir.
Bu idarelere ait raporlar ilgili idarelere gönderiliyor, ayrıca Meclis'e gönderilmiyor. Kamuoyuna duyurmayı geciktirmekle denetim raporlarındaki usulsüzlükler haliyle Meclis Genel Kurulu'ndaki bütçe görüşmeleri sırasında konu edilemeyecek. İlk defa olan bu uygulama ile her halde siyasi iktidar korunmak isteniyor olabilir.
Birazda uygulamalardan bahsetmek istiyorum.
- İstanbul Arnavutköy Belediyesi'nin 2017 yılı Sayıştay Denetim Raporu'nun denetim görüşünü etkilemeyen tespit ve değerlendirmeler başlığı altındaki 1. maddede; denetçi, edimin ifasına fesat karıştırılmak suretiyle ilgililere haksız ödeme yapıldığını tespit ederek bunun Ceza Kanunu'na göre suç olduğunu açıklamış olmasına karşın idarenin cevabı üzerine konu bir sonraki denetimlerde izlenecektir denilmekle yetinilmiş, dolayısıyla top taca atılmıştır.
Şöyle ki; suç unsuru taşıyan hesap ve işlemler bu raporun konusu olamaz. Öte yandan, suçun kovuşturulması C. Savcılığı'nın işi olduğu için Sayıştay bu konuda bir işlem yapamaz. Yapılması gereken, denetim tespitleri rapora alınmayıp C. Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmak şeklinde olmalıydı.
...***
İbrahim Kiras, 14 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "AKP şimdi ne yapacak?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Olmaz denen şey oldu. Kesintisiz 18 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti ikiye bölündü. Ahmet Davutoğlu ve arkadaşlarının kurduğu parti her halükârda bu kişilerin eski partilerinin tabanından küçük ya da büyük bir kitleyi çekecek, az ya da çok oy deposundan pay alacak. Önümüzdeki günlerde Ali Babacan ve arkadaşlarının kurmaları beklenen parti de sahneye çıktığında AK Parti üçe bölünmüş olacak. Kamuoyu araştırmaları bu yeni partilerin her ikisinin de ciddiye alınmasını gerektirecek miktarda oy potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Bu doğru olmasa bile, mesela iki partinin alacağı toplam oy baraj seviyesinin çok altında kalsa bile bugünkü sistem içinde bunun da iktidar partisi için önemli bir tehdit oluşturacağı muhakkak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50+1 çıtasını getiren yeni sistem çerçevesinde artık tek bir oyun bile değer ve önem taşıdığı bir siyasi düzlemde iktidar partisinin oylarından gerçekleşecek her kopuşun ciddiye alınması gerekiyor. Haddizatında iktidar partisinin kayda değer bir kan kaybı yaşadığı, toplumdaki desteğinin her geçen gün adeta güneşi gören bir kar tanesi gibi erimekte olduğu düşünülürse durumun vahameti daha iyi anlaşılacaktır.
AK Parti’nin nihayetinde kendi içinden kopmuş olan yeni partiler karşısında “bundan sonra” nasıl bir tutum alacağını merak edenler var. Bu konuda Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Şehir Üniversitesi tartışması bağlamında Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi eski siyaset arkadaşlarına yönelik “Halk Bankasını dolandırmaya çalışıyorlar” şeklindeki ithamı ipucu veriyor galiba.
Özellikle Erdoğan’ın mizacı siyasi tartışmalarda sertleşmeye mütemayil olduğu için bu hususta kendisinden farklı bir yaklaşım bekleyenler azınlıktalar. Ancak iktidar partisi cephesinden yeni partilere yöneltilecek sert hücumların kendisi açısından olumlu sonuç getirmesi de beklenemez. Bu noktada özellikle Davutoğlu’nun bunlara karşı sertleşmekten çekinmeyişi de partisinin taban edinmesini kolaylaştırır.
Şunun görülmesi lazım: Davutoğlu’nun ve Babacan’ın çıkışları hiçbir toplumsal karşılığı olmayan tepkisel hareketler veya macera arayışı değil. Bu isimler toplumdaki ve özellikle AK Parti tabanındaki hissiyata, taleplere ve beklentilere cevap vermek üzere sahnedeler. Bu gerçeği fark etmemek veya kabullenmekten imtina etmek iktidarın toplumla ilişkisindeki problemleri -çözmek bir yana- daha da büyütür.
...***
Akın Aydın, 14 Aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, " AKP’ye göre her şey pürü pak!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, Twitter hesabından 17 yıllık iktidarlarını 23 başlıkta değerlendi. Başlıkları tek tek okuduğunuzda dersiniz ki; AKP'den önce Türkiye'de hayat yoktu! Lafı fazla uzatmadan Sayın Canikli'nin maddelerini, kendi sorularımla ve kısa yorumlarımla ortaklaşa değerlendirelim; AK Parti dönemi boyunca; 10 milyon aile ev sahibi olmuştur. Nasıl olmuştur? Banka kredisi, faiz batağı ile. AK Parti dönemi boyunca; 11.8 milyon aile araç satın almıştır. Nasıl almıştır? Banka kredisi, faiz batağı ile. AK Parti dönemi boyunca; 197 milyon akıllı cihaz satılmıştır. Nasıl? Ya baba parası ya da ihtiyaç kredisi ile."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
AK Parti dönemi boyunca; 103 milyon beyaz eşya satın alınmıştır. Doğru! Ya çeyiz için baba parası, ya da banka kredisi ile. Buradaki en önemli nokta ise ev, araç, telefon ve beyaz eşyadan vergi adı altında en çok kazananın iktidar olduğu gerçeğidir. Sayın Canikli bunu es geçmiş! Maddelere devam edelim;
Sağlık sistemindeki gelişmeleri hastane ve yatak sayısı olarak gören Sayın Canikli birçok rakamlar verdi.
Ama milletin düne göre daha çok hastalandığına, hastanelerde bitmeyen kuyruklara, depreme dayanıksız hastanelere, özel ve şehir hastanesi adı altında sağlığın endüstrileştirilmesine; doktor, hemşire ve diğer personel eksikliğine hiç değinmedi.
Sayın Canikli eğitim konusunda da benzer değerlendirmeler yaparak derslik ve okul sayılarını ne kadar artırdıklarını ifade ediyor.
Ama ortaokul mezunlarının dört işlemi yapamadığını, her yıl yayınlanan PİSA raporlarında acınacak halde olduğumuzu ifade etmiyor. Yani eğitim ve sağlıkta betonlaşmanın gelişme olduğunu bir türlü anlatamadık!
Sayın Canikli'nin dikkat çeken maddelerinden birisi de faiz konusunda. "Faizin bütçe içindeki payı %43'ten %10'a düşürülerek sadece 2019 yılı için 300 milyar TL faizden tasarruf sağlanmıştır." Faizin bütçe payındaki yeri nedir bilmem ama dünyada en yüksek faiz oranlarına ulaşan ülkelerden biri Türkiye. Bu yükseliş AKP ile oldu. Ayrıca cumhuriyet tarihinin en çok faiz ödeyen hükümeti de AKP.
Sayın Canikli'nin katıldığım tek başlığı bu; Türkiye'de hiçbir banka zor duruma düşmedi. Çok doğru.
Türkiye'de en çok kazanan ve hükümetçe kollanan kurumu bankalar. Ne iş yapıyorlar? Faizle para satıyorlar.
Verilere göre, bankaların yılın 10 ayında elde ettiği toplam faiz geliri, ekim sonunda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 21,4 artarak 355 milyar lirayı aştı. Geçen yılın ekim sonunda bu rakam 293 milyar lira düzeyinde bulunuyordu. Bankalar, ocak-ekim döneminde kredilerden 272,1 milyar lira faiz geliri sağladı…"
Ekonomimize saldırı yapıldığını ve bu saldırıları nasıl atlattıklarını Sayın Canikli tek tek sıraladı. Ama kimin saldırdığını ve bu saldırganla neden hâlâ dost olunduğuna hiç değinmedi.