Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Erdoğan: Gerekiyorsa İncirlik ve Kürecik'i kapatırız
Karar:
İsrail gemisine Türk fırkateyninden önleme
Milli gazete:
Eski AKP'li vekilden 'Ziraat Bankası simit mi satacak' tepkisi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı, 15 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " AKP’nin çift yumurta ikizleri ve çöken ‘davamız’ masalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dava, davam, davamız.. Cumhurbaşkanı’nın safları kendi etrafında “yapıştırıcı” olarak kullandığı “davamız” meselesini takan pek kimse kalmadı. Tabii ağırlıklı olarak “Erdoğan olmazsa biz bir hiçiz” diyenler ve şimdilik iktidarda olmanın avantajını - avantasını kullanan ve “dur bakalım ne olacak” bekleyişi içinde olanlar dışında. AKP çift yumurta ikizleri doğurdu; doğal; liderin dava meselesi çökünce ve duvarın arkası görülünce, liderliği zayıflayınca, AKP içinde güçlü adamları ve kişisellik gösteren herkesi saf dışı bırakma politikası had safhada uygulanınca, doğumlar ve yeni liderlik savları kaçınılmaz olur."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeelre yer veriyor:
...***
Liderin ağzındaki “davamız” meselesi de, liderin kişisel iktidar davası çıplak ortaya çıkar. Çift yumurta ikizlerinin doğumundan sonra, AKP saflarında ve destekçilerinde “Reisimiz ne yapar ne eder şapkadan tavşan çıkarır, iktidarda kalır” inancıyla hareket eden ve düşünmeye cesaret edemeyen şüphesiz çok sayıda kişi vardır. Bunların bir kısmı 23 Haziran belediye seçimleri akşamı ortalıkta derin bir ağlayış içindeydiler! Tam bir seyirlik durumdu!
Peki, Davutoğlu iktidardayken bir “fikir mücadelesi” verdi mi vermedi mi?..
Fikir mücadelesi verdiğini anımsamıyorum, verdi diyemem. Ama Davutoğlu RTE’ye karşı bir liderlik mücadelesi verdi. “Gelecek” bu mücadelenin ürünü.
Suriye - Ortadoğu’ya ve daha önce de Balkanlar’a yönelik “Osmanlı bakiyesi” politikasının mimarı Davutoğlu’dur. Yeni Osmanlıyız diyerek Cumhuriyeti her bakımdan ekarte etmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamcısı gibi, Doğu’da ve Batı’da “stratejik derinlik” politikasını çizmiştir. Bu konuda RTE ile bir fikir çatışması yoktur. Suriye ortak mirastır Türkiye’ye. RTE’ye ve hükümetlerine bu politika zemininin mimarıdır. Ulus devletleri ve çağını yok sayma başarısını da gösteren kişidir. Bu açıdan, derin yanlışların da babası olması açısından da olsa,bir fikir adamıdır!
Davutoğlu’nun Erdoğan’a karşı liderlik mücadelesi, RTE’nin eski usul cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başladı. RTE, Gül’e kapıları kaparken, Davutoğlu’na açtı. Tam o sırada parti içinde yapılan eğilim yoklamasından ortaya çıkan isim Davutoğlu olmamasına rağmen! Oymuş gibi davrandı. Şüphesiz ki kimseden gık çıkamazdı!
Böylece başbakan ve parti başkanı Davutoğlu oldu. Şunu merak edebiliriz: Acaba Erdoğan, Davutoğlu’nun hemen kendi liderliğini inşa etmeye koyulacağını bekliyor muydu? Bir şüphesi var mıydı? Yoksa, cesaret ederse nasılsa tepelerim diye mi düşündü?
Hem meydan okuyan bir Davutoğlu gördü karşısında hem de onu etkisiz kıldı. Davutoğlu’nun, 17 - 25 Aralık 2013 yolsuzluk olaylarının üzerlerine yıkıldığı 4 bakan için, “Yüce Divan’a gitsinler” doğru kararını biliyoruz. Ama tabii ki RTE karşıydı ve gönderilmediler. RTE’ciler “Davutoğlu’nun amacı Erdoğan’ı da Yüce Divan’a göndermekti” gibi bir uç yorumda bulunmadılar değil.
RTE ile Davutoğlu burada çatıştı. RTE karışmasaydı, AKP milletvekilleri Yüce Divan yolunu açacaklardı. Daha sonra, Şeffaflık Yasası hazırladı Davutoğlu. RTE reddetti...
7 Haziran 2015 seçimlerinde, Davutoğlu CHP ile koalisyon kurma eğilimindeydi, RTE izin vermedi, hükümet kuramayan AKP’yi iktidardan düşürmedi ve seçimleri yenilemeye gitti.
2016 Mayısı’nda Davutoğlu’nun artık partiyi yönetmesi ve başbakanlık yapması imkânsız hale gelmişti. Öyle ki parti başkanlığından bile atılabilirdi, istifa etti, Binali Yıldırım’a devretti.
Evet, Davutoğlu bir liderlik mücadelesi verdi.
3 yıldır da parti içinde bir muhalefet kanadı oluşturma boş çabası içinde oldu.
...***
Taha Akyol, 15 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "Davutoğlu ne diyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ahmet Davutoğlu Gelecek Partisi’ni kurdu. Zor geçeceği belli bir yola çıktı. Konuşmasını iki açıdan dikkatle okudum: Biri demokrasi ve hukuk devleti, öbürü AK Parti’de yaşadığı tecrübelerin onda ne tür bir muhasebeye yol açtığı… Fikirlerden çok kişilerle meşgul olmayı seven bir toplum olduğumuz için, Davutoğlu’nun açıkladığı programdan ziyade, AK Parti iktidarındaki görevlerine bakılıyor, bazı çevrelerde aleyhte bir faktör sayılarak “bagaj” diye niteleniyor. Tabii ki önemlidir, fakat ben “tecrübe” diye bakmayı doğru buluyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Davutoğlu o tecrübelerin de katkısıyla, konuşmasında “popülist hamaset” olarak nitelediği politika tarzını eleştirdi, “rasyonel” kavramını vurgulayan bir siyaset ve diplomasi tanımı yaptı.
Dış politika anlayışını “barış diplomasisi” ve “çok boyutlu esnek rasyonel diplomasi” olarak niteledi. Dış politika hedefini de şöyle tanımladı:
“Milletimizin uluslararası alanda onurlu bir yer edinmesi temel hedefimizdir.”
Davutoğlu haklı olarak CB hükümet sisteminde güç tekelleşmesi olduğunu, parlamentonun ve yargı bağımsızlığının zayıfladığını belirtiyor.
CB hükümet sistemi, 15 Temmuz darbesinin yarattığı şok döneminde, enine boyuna tartışılmadan, geniş mutabakat sağlanmadan MHP’nin ani desteğiyle ve ancak yüzde 52 oyla referandumdan geçirilebildi.
Güç tekelleşmesinin yanında tekniği de iyi hazırlanmadığından sistem çabuk metal yorgunluğuna uğradı. Ömer Çelik’in deyişiyle “kireçlenme”ler bir yıl gibi kısa bir sürede ortaya çıktı. Milletvekilleri kendilerini “Züğürt Ağa gibi” görmeye başladılar.
CB sisteminin daha hızlı ve etkin çalışacağı söylenmişti; devlet tecrübesine sahip Davutoğlu’nun tespiti şudur:
“Yeni sistemle birlikte; karar alma süreçlerinde ve yetki kullanımında yaşanan daralma yönetimde ciddi bir verimlilik, etkinlik ve güven sorunu ortaya çıkarmasının yanında, demokratik standartlarda da sert bir düşüşe yol açmıştır…”
Evet, 11. Kalkınma Planı’nın tarihimizde ilk defa gecikerek, hem de bir yıl gecikerek hazırlanması bunun kanıtlarından biridir…
Davutoğlu “demokratik parlamenter sistem” diyor. CHP hiçbir zaman başkanlık sistemini istemedi. Meral Akşener liderliğindeki İYİ Parti’nin temel ilkelerinden biri “rasyonelleştirilmiş parlamenter sistem”dir. Ali Babacan da TV’de “Parlamenter sisteme geçmek, güçler ayrılığını tesis etmek gerekiyor” diye konuştu. Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu “kuvvetler ayrılığı”nı en çok vurgulayan liderlerden biri.Gücün tekelleşmesini gördükten sonra, toplumda parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, basın hürriyeti yönünde çok güçlü talepler gelişiyor.
Davutoğlu’nun deyişiyle “hamasetin özgün kavramları tükettiğini” toplum artık fark ediyor, sakin rasyonel dil isteniyor.
...***
Zeynel Balcı, 15 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, " Piyasalara düşük faiz desteği"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye’de ve dünyada yaşanan son gelişmeler en çok borsaya yaradı. Merkez Bankası faiz indirimlerine devam ederken, indirimlerin reel ekonomi üzerindeki etkileri de hissedilmeye başlandı. Gelecek hafta açıklanacak konut satışları da ekonomide hareketliliğin seyrini görmek açısından önemli olacak. PİYASALAR yılın son günlerine mutlu giriyor. Borsada yükseliş, faiz ve döviz kurlarında ise düşüş devam ediyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İçeride Merkez Bankası (TCMB) faiz indirim kararı, dışarıda ise ABD-Çin ticari görüşmelerinin anlaşma noktasına gelmeleri iyimserliği artırdı. Ancak ABD Başkanı Trump’ın anlaşma haberinden bir gün geçtikten sonra yaptığı “yalanlama” dalgalanmalara neden oldu. Ardından Çin kaynaklı anlaşmayı doğrulayan açıklamalar gelince piyasalar rahatladı. Son gelişmeler en çok borsaya yaradı. TCMB faiz indirimlerine devam ederken reel ekonomi üzerinde de etkileri hissediliyor. Ekonomideki hareketlenmenin seyrini görmek açısından önümüzdeki hafta açıklanacak konut satışları önemli olacak. Yine açıklanacak işsizlik ve bütçe verileri de yakından izlenecek. İki puanlık faiz indirimi sonrası TCMB, önümüzdeki toplantılar için bekle gör veya çok daha düşük adımlarla faiz indirim politikaları öne çıkarabilir. Zira yıllık enflasyon ile TCMB faiz oranı arasındaki nerede ise fark kapanmış durumda. Önümüzdeki yıl Hazine’nin ciddi bir iç borç çevirme oranı var. Bu durumda hatırı sayılır bir reel faiz verilmesi için TCMB enflasyonun daha da düştüğünü görmek isteyecektir. Piyasalar bir süre bu veya buna yakın bir faiz oranı ile yetinmek zorunda kalabilir. Düşük faiz, sermaye ve para piyasaları ile reel sektör için en önemli dayanak ve referans noktası oldu.