Aralık 22, 2019 10:45 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniçağ: İYİ Parti İlçe Başkanına silahlı saldırı girişimi

Star:

Başkan Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na Kanal İstanbul yanıtı

Yeniasya:

'Torba kanun teklifi' yasalaştı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kasım Güleçyüz, 21 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, "AİHM ve AYM"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Osman Kavala için verdiği “hak ihlâli ve tahliye” kararı ile, bilhassa AYM açısından kritik bir mesaj da vermiş oldu. Eski Başkan Haşim Kılıç’ın ifade ettiği gibi, bundan böyle AİHM Türkiye’den yapılacak bireysel başvuruları doğrudan gündemine alabilir. Böyle olursa tek sebebi, artık AYM’yi hak ihlâllerini önlemek için etkin bir kurum olarak görmeme noktasına gelmiş olması."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeelre yer veriyor:

...***

Kavala davasında AYM hem gecikmiş, hem oy çokluğu ile “İhlâl yok” kararı vermişti; ancak AİHM’in kararı tam tersi yönde oldu.

AİHM’de devam etmekte olan Wikipedia davasına müdahil olan Avrupa Konseyi de, AYM’nin artık etkin bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığı istikametinde görüş bildirmişti.

Bu durum AYM’nin uluslararası hukuk camiasında zemin ve itibar kaybetmekte olduğunun çok düşündürücü bir göstergesi.

Bunun sebebi, 15-20 Temmuz süreciyle oluşturulan ortamın AYM’yi de olumsuz etkileyerek işlevini yapamaz hale getirmesi.

Hukukta asla yeri olmayan bir mantıkla referans gösterdiği MGK’ya “teslim” olması.

Kendi üyelerini dahi savunamaması.

Önceki içtihatlarıyla çelişmek pahasına, temel hukuk prensiplerine aykırılığı son derece aşikâr olan OHAL KHK’larını denetlemekten ve iptal etmekten kaçınması.

Ve hak ihlâli iddiasıyla kendisine yapılan bireysel başvuruların çoğunu ya reddetmesi ya da cevapsız ve sürüncemede bırakması.

Hukukun en temel gereklerini konjonktüre, siyasete veya korkuya feda etmesi.

Bu arada 15-20 Temmuz sürecinde AİHM de birçok başvuruyu “İç hukuk yolları tüketilmedi” gerekçesiyle geri çevirirken, AYM başta olmak üzere bizim yargı kurumlarımıza çok fazla kredi açtı ve aşırı zaman tanıdı.

Bu tavır AİHM’e de puan kaybettirdi.

Ama artık görünen o ki, bunun da sonuna gelindi. AİHM açtığı kredinin suiistimal edildiğini nihayet görmeye, sıkışan AYM de üzerine sinmiş tutukluğu aşmaya başladı. 

31 Mart ve 23 Haziran seçim sonuçları ile ortaya çıkan yeni siyasî dengenin AYM üzerindeki iktidar odaklı derin baskıları hafifletmesi de, önceki konjonktürde veremediği veya verdiği zaman çok ağır hücumlara maruz kalması sebebiyle tekrarından çekindiği kararları vermek için cesaretlendirdi.

...***

İbrahim Kiras, 21 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "AKP'nin dünü ile bugünü" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Şehir Üniversitesine yapılanlar aslında 18 yıllık AK Parti iktidarının da kısa bir özeti. Nereden nereye gelindiğinin açıklaması var bu resimde. Niçin buraya gelindiğinin cevabı. Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için devletin el koyduğu bu kurumun özelliklerini hatırlatmam gerekiyor. Öncelikle göz önünde tutulması gereken husus Şehir Üniversitesi’nin muhafazakâr/mütedeyyin kesimin bugüne kadar ürettiği en kaliteli kurumlardan biri olduğu. Keza üniversitenin mayasının atıldığı Bilim Sanat Vakfı da öyle. Bilhassa son kırk yıl içinde ortaya çıkan -ve AK Parti iktidarları devrinde hem sayıları hem de güçleri artmış olan- vakıfları, dernekleri, kültür kuruluşlarını vs. toplu biçimde şöyle bir gözünüzün önünden geçirdiğinizde bunu kolayca fark ediyorsunuz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şehir Üniversitesi’nin başına gelenleri 28 Şubat döneminde muhafazakâr/mütedeyyin kesimin kurumlarına karşı yürütülen operasyonlarla mukayese edenler var. “O devirde bile bu şekilde hukuksuz muamele görmedik” tespiti yapanlar var. Bunlar doğru olabilir tabii ama meselenin asıl mahiyetini anlamak için mukayeseyi AK Parti’nin ilk yıllarıyla son yılları arasında yapmak daha isabetli olur bence.

Çünkü Şehir Üniversitesi’nin genel özellikleri ve temsil ettiği değerler bugün AK Parti’nin geride bırakmayı tercih ettiği çizgiyle uyumlu daha ziyade. Bunu politik tercihler anlamında veya belirli figürler üzerinden söylemediğimi belirtmeye gerek yok. Tercih edilen iş yapma tarzı ve siyaset kalitesi anlamında söylüyorum artık terkedilmiş olan çizgiyle bugünkü çizgi arasındaki uzaklığı ve uzlaşmazlığı.

Şehir Üniversitesi AK Parti’nin “dün”ü için övünme konusuydu. AK Parti’nin “bugün”ü için ise üniversitenin kalitesi konuşulabilecek son detay. Sadece ve sadece kurucuları arasında yer alan bir siyasetçi partiden ayrıldı diye ibret-i alem için bir üniversitenin boğazına çökülmesi AK Parti’nin “bugün”ü için anormal görülmeyen bir olay.

Öyle anlaşılıyor ki AK Parti’nin “dün”ü muhafazakâr/mütedeyyin kesimin ülke ve dünya vizyonunun bir ürünü değilmiş. AK Parti dün neyi savunuyordu? Ortak akıl, istişare, farklı olana tahammül, çoğulculuk, adalet, demokrasi, liyakat gibi birtakım değerleri. Muhafazakâr/mütedeyyin kesimin temsilcileri olan dernekler, vakıflar, hocalar da var güçleriyle bunu destekliyordu.

İktidar partisi bugün tam da bu değerleri karşısına alarak siyaset yapıyor. Muhafazakâr/mütedeyyin kesimin dernekleri, vakıfları vs. bundan da hiç şikayetçi değiller. Zira bunlar için önemli olan direksiyon başında “mahalle sakinlerinden biri”nin olması, arabanın nereye gittiğine bakmıyorlar.

...***

Uğur Civelek, 21 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, Türk lirası neden olumsuz yönde ayrışıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Son haftalarda Türk lirasının değerinde yaşanan kayıplar, pek çok şeyin göründüğü veya gösterildiği gibi olmadığı yönündeki endişeleri seri bir şekilde artırdı. Sistemi oluşturan kurumsal yapıyı temsil eden tek sesli koronun ahengi de bozulmaya başladı! Çok sesli tutarsızlıklar etrafa saçılınca, kısa vadeli beklentilerde yaşandığı iddia edilen düzelmenin temelsiz olduğu ve kırılganlıkların azalmadığı yönündeki endişeler yeniden hortladı!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geride bırakmaya hazırlandığımız yılın ikinci yarısında, ekonomi yönetiminin ilginç uygulamalara yöneldiğine tanık olduk. Sistemi oluşturan kurumsal yapının liyakat ve deneyim sahibi yetkilileri susmak zorunda bırakıldı ve doğru olmadığını bildikleri uygulamaları alkışlamaya zorlandı.

Herkes susturuldu, meydan boşaltıldı; sorunların ağırlaşması pahasına beklentilerin yönlendirilmesi yolu ile zaman kazanmaya çalışıldı! Çatlak sesler ya sindirildi, ya da yeni görevlendirmeler yapıldı veya yapılması için farklı mekanizmalar devreye sokuldu! Dur bakalım ne olacak oyunu için tüm olanaklar seferber edildi!

Para otoritesi, önden yüklemeli faiz düşürmekle görevlendirildi. Mali sektörü kredi genişlemesine ikna görevi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na ihale edildi. Bu süreçte kimsenin almak istemediği riskleri almak görevi, kamu bankaları ile kamu fonlarının üzerine kaldı. Bölgesel ve küresel koşullar ile kırılganlık sebebi bağımlılıklar ile iyice ağırlaşmış sorunlar görmezden gelindi.

Her şeyin düşünüldüğü gibi gittiğinin varsayıldığı, ya da genel beklentilerin umulan yönde değişmek üzere olduğu izleniminin pazarlandığı koşullarda motor su kaynatmaya başladı! Yoğun döviz satışlarına rağmen döviz kurlarının yükseldiği son haftalar, kapalı kapılar arkasında hesap yapanları kısmen panikletmiş olabilir! Deneyin umulduğu gibi sonlanmayacağı endişesinin güçlenmesi, hem danışmanlar arasındaki eşgüdümü bozmuş ve hem de siyasi desteği azaltmış olabilir!

Bu hafta yaşanan bazı gelişmeler, arka planın göründüğü gibi olmadığı kanaatini güçlendirdi. Kurumlar arası yetki karmaşası belirginleşirken bazı kesimlerin görüntüyü kurtarmak adına işgüzarlık arayışında olduğu gözlendi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun SWAP işlem limitlerini sınırlayan kararı ve bunu anlamlı göstermeye çabalayan tek sesli yorumlar, para otoritesinin üç ay vadeli SWAP ihalesi, bu süreçte beklentileri bozan piyasa eğilimlerinin güçlenmesi tuhaftı. Görünen duman, bir yerlerin yandığı ve aksini iddia edenlerin samimi olmadığı anlamındaydı!

Döviz kurunun yaklaşık bir aydır yükseliyor olmaması hesaplanmış, fakat başarılamamış! Bu olumsuzluk para otoritesinin önden son faiz hamlesini tartışmalı hale getirmiş ve 2020 hedeflerine yönelik güvensizlik yeniden artmaya başlamış. Tüm bu sürece eşlik eden iç ve dış diğer gelişmeler de, 2020 hedeflerine yönelik beklentilerin olumsuzlaşmasına katkı yaparak güvensizliği beslemiş. Kanal İstanbul, yeni vergiler, asgari ücret, ülkemiz yönelik olası yaptırımlar türünden farklı uzlaşmazlıklar böyle devam edilemeyeceği yönündeki endişeleri güçlendirmiş.

Döviz kurlarındaki hesapta olmayan yükseliş, geleceğe ilişkin tüm iyimser senaryo ve beklentileri etkisiz hale getirir! Enflasyon ve faizler konusundaki beklentiler seri bir şekilde değişir, kırılması güç bir kısır döngünün devreye girmesine sebep olabilir.