Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Zamlar peş peşe geldi
Yeniçağ:
Cumhur İttifakında iki yeni ortak
Milli gazete:
Zamlar sıraya girdi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay, 22 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bir kampanya önerisi: Halkın bütçesi!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2020 yılı bütçesi AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edildi. Zaten kabul edilmese de sorun yoktu. Yeni sistem değişikliğiyle Meclis’in bütçe üzerinde oynama hakkı yok. Eğer Meclis bütçeyi reddederse Cumhurbaşkanı, bakkal hesabı gibi yıllık değişiklikleri ekleyip yoluna devam edebiliyor. Bu, maçtan önce sonucu açıklayıp “Bu maç 3-0 bitecek, ama siz yine de oyununuzu oynayın” demek gibi bir şey."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Meclis’in yaptığı işe noterlik bile denmez. Zira noterler yanlış buldukları bir belgeyi onaylamıyorlar. “Aslı gibidir” demiyorlar.
2020 yılı toplam bütçesi 1 trilyon 95.5 milyar lira. Enflasyonun yüzde 8.5, yıllık büyümenin yüzde 5 olması hedefleniyor. Bunların tutup tutmayacağını görmek için önceki yılların hedeflerine bakmak yeterli. Hiçbiri tutmadı. Özellikle enflasyon ve işsizlikle durum, rakamlarla oynamayla örtülecek cinsten değil.
Yeri geldikçe vurguluyoruz; bütçe demokrasinin doğum yeridir. Halk, yüzyıllar önce kendinden toplanan vergilerin nereye gittiğini bilmek istediği için, bu isteğini yaptırımlı şekilde duyurduğu için bir denetim mekanizması oluştu. Bu mekanizmadan parlamento doğdu.
AKP, özünde Erdoğan, bu denetim mekanizmasını tümüyle devre dışı bıraktı. İşte bu noktada bir kampanya başlatılsa. Dense ki:
Bizden alınan vergiler nereye gidiyor, bilmek istiyoruz...
Kamu bankaları gerçek anlamda adına uygun işleve sahip mi? Halk Bankası’nın gücünün ne kadarı gerçek anlamda halka gidiyor? Ziraat Bankası tarıma ne kadar destek veriyor? Bankanın zararı neden 3 milyar lirayı geçti? 2003 yılından bu yana görev zararı neden 2 bin kat arttı?
Örtülü ödenek nereye harcanıyor? AKP’den önceki 4 hükümet, 15 yılda örtülü ödeneği toplam 200 milyon lira olarak belirlerken Cumhurbaşkanı’nın sadece geçen ekim ayında kullandığı örtülü ödenek neden 264 milyon lira? Bir yıllık harcama 2 milyar lirayı buldu, niçin?
Ülkemizin tarihinde ilk kez Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesi niçin kullanıldı, nereye kullanıldı? 46 milyar liralık ihtiyat akçesi devreye girmeseydi ne olacaktı?
Varlık Fonu’nun gerçek amacı ne? Ankara Gençlik Parkı’nın da Varlık Fonu’na devriyle bu fonu rant dağıtma aracı haline mi getirmek istiyorsunuz?
...***
Ahmet Taşgetiren, 22 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "Kanal restleşme alanı olmamalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kanal ile ilgili ilk kanaatim şu olsun: Bu iş siyaseten alt etme alanı olmamalıdır. Şu anda o yöne doğru gitmektedir. Görünen durumda sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan “Çılgın projeler” mecrasındaki ilerleyişi ile yerel seçimlerde İstanbul’u kaybetmiş olmanın da getirdiği duygusal tepkinin sonucu kanal yapmayı yeniden İstanbul’da belirleyici olmanın sembolü gibi görmekte, buna karşılık, seçimlerde İstanbul’u yönetme yetkisini alan Ekrem İmamoğlu da, Kanal’ı yaptırmayarak geleceğe yürüyüşünde etkili bir çıkış noktası bulacağını düşünmektedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tabii ki herkesin bir gerekçesi vardır. Ve herkesin taraftarı vardır. İlginç olan şu ki, şu anda taraflar da Kanal’ın yapılmasının doğru olup olmamasından daha çok siyasi taraftarlık indirgemesine maruz kalmaktadırlar.
Oysa herkes, böyle bir kanalın ekonomik, ekolojik, demografik, diplomatik, askeri alanda pek çok gelişmeye sebep olacağının farkındadır. Hem İstanbul’u hem de doğuracağı sonuçlarla tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konunun, siyaseten birbirini alt etme alanı olmaktan çıkarılıp, artıların – eksilerin masaya yatırılıp konuşulduğu bir atmosferde ele alınması aklın gereğidir.
Olay çok açık ki İstanbul Boğazına ikinci, üçüncü bir köprü yapmak – yaptırmamaktan öte bir durumdur:
Montröyü ilgilendiriyor, bu yönüyle Karadeniz’e sınırı bulunan (başta Rusya) tüm ülkeleri ilgilendiriyor, bu arada Karadeniz’e savaş gemisi çıkarmayı arzulayan Amerika’yı, İngiltere’yi, başka ülkeleri ilgilendiriyor…
İstanbul’un su ihtiyacını ilgilendiriyor. Marmara’nın su yapısının değişimini ilgilendiriyor. Marmara’da canlılığın geleceğini ilgilendiriyor.
Deprem sebebiyle Marmara’nın tüm kuzey bölgesinin geleceğini ilgilendiriyor.
Kanal çevresine yerleşecek olan insan kütlesiyle İstanbul’un demografik bünyesinin nasıl gelişeceğini ilgilendiriyor.
Kanal projesinin babası hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Erdoğan’ın İstanbul’a Marmaray gibi, Avrasya tüneli gibi, tartışmalı olsa da Üçüncü Köprü ve İstanbul havalimanı gibi büyük eserler kazandırdığı bir vakıadır.
Erdoğan’ın uluslararası planda Türkiye’nin etkinlik alanını genişletme yolunda gayretlerinin olduğu da bir vakıadır.
Aslında yapılması gereken bilek bükmekten vazgeçip bir masaya oturmaktır.
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanıdır. Kanal için para, şayet dışardan kredi bulunmazsa, onun iradesi ile bütçeye konacaktır. 75 Milyar gibi bir harcama söz konusudur. Bu parayı, anlamsız ya da birilerine rant sağlayacak bir projeye tahsis etmesi akla uygun gelmemektedir. Türkiye için gerekçeleri olmalıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimi bilim adamlarının risk tahminlerini gözardı mı etmektedir?
İmamoğlu’na rağmen Kanal’ı yaparak “İstanbul’u kazandılar ama buranın hakimi biziz” mesajı mı vermektedir?
Bunları düşünmek gerçekten sıkıntılıdır.
Peki İmamoğlu “Yaptırmam” derken, Cumhurbaşkanı’nın yapma gerekçelerinin tümüyle boş olduğunu mu düşünmektedir, yoksa, kolay izah edilemeyen bir konuyu kullanarak, bir sıfır öne geçmeyi mi hesaplamaktadır?
Masaya oturmak, dedim.
Şu anda bir halk oylamasında kanal için “Evet – Hayır”lardan hangisinin öne geçeceği bilinmemektedir. Ciddi bir itiraz topluluğunun olduğu görülüyor.
İstanbul Büyük şehir Belediyesi çalıştay yapıyor. Yapsın. Ama bana göre masayı asıl sayın Cumhurbaşkanı kurmalı ve İBB’nin görüşlerine başvurduğu ve itirazlarını seslendiren tüm bilim adamlarını davet edip kanaatlerini almalıdır. Diplomatlar var, emekli genelkurmay başkanları var, Marmara’nın altını izleyen deprem uzmanları var, iklim araştırmacıları var, ekolojik gelişmeleri izleyenler var… Bunlar bir araya getirilip, toplumun içini durultan bir müzakere ortamı hazırlanmalıdır.
Siyasetten öte bir zemin oluşturulursa, bundan İstanbul kazançlı çıkar, Türkiye kazançlı çıkar, bana göre sayın Cumhurbaşkanı ve sayın İmamoğlu da kazançlı çıkar.
...***
Mehmet Kara, 22 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " CHS’nin 2. Bütçesi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2020 bütçesi Meclis’te komisyonlarda ve genel kurulda günlerce süren görüşmelerin ardından kabul edildi. Hem komisyonda hem de genel kurul görüşmelerinde bütçenin hazırlanış şekli hep tartışma konusu yapıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bütçe muhalefet tarafından “Saray bütçesi” olarak isimlendirilirken, Meclis’in ve milletvekillerinin etkinliğinin azaldığı söylendi. Haksız da değillerdi. Sistem getirilirken ve milletin onayına sunulurken, “Parlamento güçlenecek, daha güçlü bir parlamento olacak” denilmişti. Ama geçen sürede görüldü ki, parlamento güçlenmedi ve ülkenin bütçesinin sadece “onay” makamına dönüştü.
Bakanlar bile milletvekilleri arasından seçilmeyip, cumhurbaşkanı tarafından atandığından Meclis Genel Kurulu’na giremez duruma düştü. Bu da “milletin vekili” olan milletvekillerinin milletin sorunlarını bakanlara aktaramamasına yol açtı. Bu eksiklik görülünce “nöbetçi bakan” uygulamasına geçilse de, vekiller bakanla görüşmek için kuyruğa girmek zorunda kaldılar. Kaldı ki, nöbetçi bakanlarla sadece iktidar ve ortağının vekilleri görüşebilir hâle geldi. İktidar milletvekilleri dahi bakanlara ulaşamadığından şikâyetçi.
Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşmeleri sırasında da sistemin aksayan ve işlemeyen yönleri sık sık tartışma konusu oldu. CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, “nöbetçi bakanlık” uygulamasını eleştirirken, “Nöbetçi çavuş, nöbetçi onbaşı” yakıştırmasına AKP’li vekillerin “Güzel bir uygulama” diyerek cevap vermesi düşündürücüydü. Zira, bir taraftan eksiklik kabul edilip, nöbetçi bakanlık uygulamasından şikâyet edip bir tarafından “güzel bir uygulama” deniliyordu. Tezcan’ın, “Kuyruk; hani domates, biber, patlıcan kuyruğu oluşturttunuz ya şimdi de bakanın kapısında milletvekili kuyruğu oluşturacaksınız, itibarlı parlamentodan anladığınız bu” diyerek eleştirisini sürdürmesine AKP’ Grup başvekillerinin “en çok sizde vardı o dönem” demesine ise bir anlam verilemedi.
...***
Değerli dinleyiciler programımızın sonunda Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012