Aralık 24, 2019 10:48 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Karadeniz'de 26 noktada orman yangını

Star:

Çipras'tan itiraf! 'Korkuyordum ve Türkiye'ye karşı hep tedirgindim

Milli gazete:

Bakanlık açıkladı! AKP Türkiye'yi borçlandırmaya devam ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara, 23 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “GPS’ye ciddî oranda “evet” çıkar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHS’nin yürümediğini ve 550 günden fazla bir zaman geçmesine rağmen milletin bu sistemi benimsemediğini gösteren bir gösterge de yapılan anket sonuçları oldu. “Hükümete yakın anket şirketi” diye kamuoyunda bilinen MAK Danışmanlık Şirketi’nin yaptığı araştırmada, CHS’ye referandumda ‘evet’ diyen seçmenin yüzde 25’inin bugün referandum olsa bu kez ‘hayır’ diyeceği ortaya çıktı.”diyen yazar, yaızsının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Anketin ortaya koyduğu bir şey de seçmenin önüne GPS (güçlendirilmiş parlamenter sistem) gelse ciddî oranda “evet” denilecek olmasının ortaya çıkmış olması…

Öyle görülüyor ki, önümüzdeki aylarda milletin önüne “güçlü” bir kampanya ile güçlendirilmiş parlamenter sistem, demokratikleştirilmiş siyasî partiler ve seçim kanunları teklifi götürülürse bu sistemin ayakta durması oldukça zor görünüyor. 

Türk tipi CHS’yle birlikte milletvekillerinin Meclis’in hükümeti denetleme yolları arasında yer alan sözlü soru sorması kaldırılmıştı. Vekillerimiz şu anda hükümetin başı olarak cumhurbaşkanı ve bakanlara sadece yazılı soru önergesi verebiliyor. Anayasa ve Meclis içtüzüğüne göre bakanların yazılı soruların 15 gün içinde cevaplandırılması gerekiyor. Ama maalesef bu bile yapılamıyor. Yani, yasa hükümlerine uyulmuyor.

Milletvekilleri bütçe görüşmelerinde de pek sık görmedikleri bakanları görünce de bunu sık sık dile getirip, şikâyetlerini dile getirdiler.

TBMM Başkanvekili Sadi Bilgiç, bir soru önergesi üzerine milletvekilleri tarafından verilen 19 bin 315 yazılı soru önergenin 6 bin 256’sının süresi geçtikten sonra cevaplandırıldığını, 10 bin 768’inin ise cevaplandırılmadığını söylerken, süresi geçtikten sonra cevaplanan ve cevaplanmayan 17 bin 24 yazılı soru önergesiyle ilgili de bakanların uyarıldığını söylerken yeni sistemdeki bu uygulamanın yürümediğini de göstermiş oldu.

550 gün geçmesine rağmen bir türlü rayına girmeyen CHS’nin eksiklerinden birisi de böylelikle ortaya çıkmış oldu.

Bakalım Meclis’in uyarılarından sonra bakanlar soruları zamanında cevaplandıracaklar mı? Milletvekili olmadıkları için Meclis’e gelmeyen, nöbetçi bakan uygulaması ile bu eksikliğin giderilmeye çalışılmasına rağmen oturmayan bu sistemde, yazılı sorulara da cevap verilmezse milletvekillerinin hükümeti denetleme yolunun nasıl olacağı merak konusu…

Tarım ve hayvancılıkta Türkiye’nin 17 yılda nereye geldiğini rakamlar ortaya koyuyor. Hükümetin en fazla eleştirilen icraatlarından birisi de tarım politikaları. Özellikle de en temel ihtiyaç malzemelerinin ithal edilmesi tenkit edilen konuların başında geliyor. 59 milyon ton buğday, 20 milyon ton mısır, 570 bin ton pirinç, 10 milyon ton ayçiçeği tohumu, 8 milyon canlı hayvan ithal edilmiş. Buna Rusya’dan ithal edilen şeker de eklendi. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden sonra pek çok fabrikada şeker üretimi yapılamaz hale geldi.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı olmak savunma sanayisinde dışa bağımlı olmak kadar tehlikelidir” diyerek “tarımda dışa bağımlı olmanın tehlikesi”ne dikkat çekmesine rağmen, pek çok üründe dışa bağımlı hale gelindiğini rakamlar gösteriyor. 

Meclis’te bütçe görüşmelerinde en hararetli tartışmalarının yaşandığı bütçelerden birisi de Tarım Bakanlığı bütçesi oldu. Muhalefet tarım politikalarını sert şekilde eleştirirken Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli elbette ki bakanlığını ve icraatlarını savundu. Pakdemir’li icraatlarını anlatırken, gülüşmelere yol açan, “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber, benim gelmemle beraber bu seneyi 10 bin hektarın altında tamamlıyoruz; marifet iltifata tabi, bir alkış bekliyorum hepinizden, hepinizden bir alkış bekliyorum, hadi bakalım” sözü tebessüm edilmesine yol açtı. Bütün bütçe görüşmelerinde genel kurul salonunda pek görülmeyen iktidara mensup milletvekilleri ne kadar alkışlasalar da bakanın böyle bir şeyi neden söyleme ihtiyacı hissettiği merak konusu oldu.

…***

İsmet Özçelik, 23 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Zamlara rağmen cirolar düşüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumartesi günü programsız bir şekilde dolaştım. Pazar yerlerini gezdim. Esnaflarla sohbet ettim. Avukat dostlarla buluştum. Politikacı tanıdıklarımla bir araya geldim. Herkes kendi dertlerini anlattı. Anlatılanlar Türkiye’nin sorunlarıydı. İşte onlardan bazıları: Gündemin ilk sırasında ekonomi var. Herkes çok sıkıntılı. “Bir dokun bin ah işit” durumu yaşanıyor. Esnaflar çok tedirgin. Her şey zamlanmış. Ama buna rağmen cirolar düşmüş. Durgunluğun boyutunu gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ankara’nın en eski pastanelerinden biri. Sahibini 20 yıldır tanıyorum. Pastane doluydu. “İşler iyi herhalde” dedim. Güldü ve şunları söyledi: “Kalabalığa bakma. Kuru kalabalık. 3 saat oturuyor, sadece bir çay içiyorlar. Burası babadan kalma. 40 yılı aşkındır ben ve kardeşlerim çalıştırıyoruz. Hiç böylesini görmedim. Üç aile geçiniyorduk. Şimdi bir aileyi bile geçindirmiyor. İşlerin iyiye gideceğini gösteren bir işaret de yok. Kardeşler oturup ‘ne yapacağımızı’ tartışmaya başladık.” Semt pazarlarında da durum aynı. Pazarcılar da çok dertli. Yenişehir Semt Pazarı. Ankara’nın göbeğinde. Abdi İpekçi Parkı’nın yanında. Kalabalıktan pazarda dolaşmak zor olurdu. Şimdi çok sakin.

Pazarcılarla konuştum. Eskiden getirdikleri ürünün yarısını getiriyorlarmış. Yine de bitiremez olmuşlar. Balalı bir pazarcı isyan etti. “Şu fiyatlara bak abi.

Vatandaş bunu nasıl alsın.

Gelen müşteri bakıyor, almıyor” dedi. Güdüllü pazarcı söze girdi: “Bizde alışveriş peşin. Ama vatandaşta nakit yok. O nedenle buralara uğrayamıyor. Sebze meyvesini marketten karşılıyor. Kredi kartına yükleniyor. Borca alıyorlar.” Durumun giderek kötüleştiğini anlattılar. Satışlar yüzde 50’ye yakın düşmüş. Pazarcılığı bırakanların sayısı artmış. Avukat dostlarla yargıyı konuştuk. İçlerinde Ak Partili ve MHP’liler de vardı. Bir avukat tespihle kürsüye çıkan hakimi anlattı.

“Görülmüş şey değil. FETÖ’ye malzeme veriyorlar. Yargıda kara propagandaya ortam hazırlıyorlar” tepkisi verdi. Yargıda liyakat uyarısı öne çıktı.

…***

Zeki Ceyhan, 23 Aralık tarihli Milli gazetesinde, “Şehir Üniversitesi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar partisi içindeki anlaşmazlık konularına bir türlü “çözüm yolu” bulunamıyor. Ve parti içindeki kan kaybının önüne geçilemiyor. İktidar partisinde “yönetim tarzını” eleştiren kişilerin “kara listeye” alınmasının çözüme yardımcı olmadığı görülüyor. Ama bütün bu menfi gelişmelere rağmen iktidar partisi yönetimi kendilerine hatırlatılan hatalarını görmezden gelmeyi sürdürüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 İktidar partisi yönetimi sadece kendilerinin haklı olduğunu düşünüyor olmalılar. Oysa yapılan ikazlara şöyle hafiften bir kulak verseler.

“Acaba biz de hata yapmış olabilir miyiz” diye kendilerini bir hesaba çekebilseler. Mesela Şehir Üniversitesi olayında izledikleri politikanın doğru olup olmadığını sorgulasalar!

Parti içi hesaplaşma uğruna “Şehir Üniversitesi'ni” harcamış olduklarını görebilseler!

Olayın tarafı olmadığımız için her iki taraftan yapılan açıklamaları oldukça dikkatli bir biçimde takip ettik. Bu üniversitede çocuklarını okutanlar ile görüşmeye çalıştık. Dahası üniversitenin öğrencileri ile konuştuk. Ne bu üniversitemizde okuyan çocuklarımız ne de onları bu üniversiteye yollayan veliler yaşanan gelişmelerden memnun!

 İktidar partisinde yaşanan iç hesaplaşmalardan dolayı oldukça huzursuz ve tedirginler. Parti içi hesaplaşmalara Şehir Üniversitesi'nin alet edilmemesi gerektiği konusunda hemfikirler.

Diğer vakıf üniversiteleri ile kıyaslandığı zaman Şehir Üniversitesi'nin onlardan daha iyi durumda olduğunu savunarak böyle bir eğitim kurumunun harcanmasının doğru olmadığı söyleniyor.

Şehir Üniversitesi yönetimine yöneltilen suçlamalar konusunda da kafalar bir hayli karışık. Söz konusu kişiler iktidar partisinden ayrılmaya karar verinceye kadar attıkları hiçbir adım eleştirilmezken “ayrılma kararı” verildikten sonra “dürüst olmamak ve dolandırıcılıkla” itham edilmeleri hüsn-ü kabul görmüş değil.

Bu tür suçlamalar onlar partiden ayrılmaya kalkışmadan önce yapılmış olsa bir değeri olurdu ama yeni parti kurunca yapılmış olması belden aşağı vurmaktan başka anlam taşımıyor.

Evet, iktidar partisi yönetimi ayrılmak isteyenleri bu yolla köşeye sıkıştırmaya çalışırken aslında bindikleri dalı kesiyorlar.

Ve yakın zamana kadar kendilerini destekleyen insanları adeta karşı tarafı tutmaya yöneltiyorlar.

Şehir Üniversitesi'nin YÖK tarafından Marmara Üniversitesi'ne devri bile kafalarda oluşan soru işaretlerini giderebilmiş değil.

Bu kısır çekişme sonucu Davutoğlu, Şehir Üniversitesi'ni Marmara Üniversitesi'ne kaptırmış olabilir ama bu işten asıl zararı Erdoğan ve ekibinin göreceği açık. Zira bu yüzden taraftar kaybedecek gibiler.