Aralık 30, 2019 09:40 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniçağ: Ekonomide karamsar tablo devam ediyor

Cumhuriyet:

Trump’a yaptırım tepkisi yok

Star:

CHP'de 'Kanal İstanbul' paniği!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 29 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Tencere kaynamıyor, buzdolabı boş!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçtiğimiz yılın en önemli sorunları olarak en başta adalet, ekonomi, eğitim sıralanabilir.Adalet konusunda sorunların olduğu zaten ortada. Bunu sadece yargı reformları yapma ihtiyacının hissedilmesinden de anlayabiliriz. Birinci yargı paketi çıktı, ama sorunları çözemediği için hazırlık aşamasında olan ikinci ve üçüncü yargı paketlerinin de yeni yılla birlikte Meclis’in gündemine gelmesi bekleniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Diğer bir önemli sorun ise ekonomi. Millet olarak yaşayarak gördüğümüz bu sorun yeni yılda da önümüzde duruyor. İki-üç gün sonra uyandığımızda yeni vergiler önümüze gelecek. Doğalgaz, elektrik başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerine yapılan büyük zamlar, yeni yılla birlikte milletin belini iyice bükecek… İşsizliğin son yılların en büyük seviyelerine çıktığı, ödeme gücünün iyice düştüğü, insanların arabalarının sigortasını dahi ödeyemediği bir dönemde yeni zamlar ve vergiler hayatımızı iyiden iyiye etkileyecek.

Geçtiğimiz günlerde özeleştiri veya itiraf gibi bir açıklama Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Cumhurbaşkanı’nın ekonomide her şey iyi demekle çarklar dönmüyor, tencere kaynamıyor. Bunun için somut gelişmelere ihtiyaç vardır” demesi ekonominin kötü gittiğini eleştirenleri “dış güçlerin oyununa gelmekle” suçlayanların da bir bakıma sesini kesmiş oldu.

Neredeyse her ay açıklanan ekonomik reformların bir çare olmadığı da böylelikle ortaya çıkmış oluyor.

Burada Tarım Bakanı Ekrem Pakdemirli’nin, “Uçaklarınız roketleriniz olabilir, ama buzdolabı boşsa hepsi boştur” demesini de not düşmek gerekiyor.

Tencere kaynamıyor, buzdolapları dolmuyorsa ekonominin iyi yolda olduğunu söylemek de millete inandırıcı gelmez… Millet zaten yaşayarak ekonominin krizde olduğunu görüyor. Tencere kaynamıyor, kaynasa elektrik ve doğalgaza büyük zamlardan dolayı ocak yakılamıyor. 3,5 milyon kişinin elektrik, 700 bin kişinin doğalgaz borcunu ödeyemediği bizzat bakanlık tarafından açıklanıyorsa milletten bir şey gizlenemez… 

Konsensus Araştırma ve Danışma Şirketi, Türkiye’de en güvenilen kurumun hangisi olduğuna dair bir kamuoyu araştırması yapmış. Araştırma sonucunda, en güvenilir kurumlar listesinin başındaki kuruma şaşmamak mümkün değil.

Araştırma sonucunda ne çıkmış olabilir? “Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Adalet Bakanlığı, siyaset, medya” diye düşündüyseniz yanıldınız.

En güvenilir kurumların başında, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Türk Hava Kurumu geliyor. Üçüncü sırada Türk Silâhlı Kuvvetleri ve bunu devlet hastaneleri, devlet okulları, Orman Genel Müdürlüğü takip ediyor. Emniyet 7, belediyeler 8. Sırada yer almış.

Siyaset halkın gündemini yakalayamıyor, basın milletin dertlerini aktarmıyorsa elbette ki böyle sonuçlar çıkacaktır. Bu yüzden de milletten kopmamak için gerçekleri konuşup, yazmayı görev edinmek gerekiyor. Gerçi yazmayıp, söylemesiniz de millet görüyor. Gördüğü için de siyasetçiye de medyaya da artık güvenmiyor…

Bu sonuçları görünce birilerinin başını iki elinin arasına alıp düşünmesi gerekiyor… 

…***

Esfender Korkmaz, 29 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “2020'de ekonomik tablo”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2019 üçüncü çeyreğinden sonra, GSYH da başlayan büyüme, 2020'de devam edecektir. 2020 birinci ve ikinci çeyreğinde baz etkisi nedeniyle daha yüksek büyüme olur. Ancak, 2020 büyüme oranı, İMF tahminine yakın yüzde 3 dolayında gerçekleşir.Son verilere göre, Türkiye de nüfus artış hızı yüzde 1.47 olarak açıklandı. Bu şartlarda 2020 global büyüme oranı yüzde 3 olursa fert başına büyüme oranı da yüzde 1.51 olacaktır. Ekonomide gelir artışının göstergesi fert başına büyüme oranıdır. Yüzde 1.5 oranında bir gelir artışı ile Türkiye'nin yatırım yapması ve dış borçlar için TL olarak kaynak yaratması zordur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye'nin kalkınmayı sürdürmesi için sanayi sektöründe  yatırım yapması ve en az yüzde 6 büyümesi gerekir.

2020 enflasyon oranı yüzde 10 dolayında olur. 2004 yılından bu güne kadar Türkiye bu seviyede bir kronik enflasyon yaşıyor. 2020 yılı için siyasi iktidarın yapısal sorunları çözmek için ilan ettiği bir program ve bir planı yoktur.

2020 de, döviz kurları artar ve fakat yeni bir kur şoku yaşamayız. Çünkü 2019 son günlerinde Dolar/TL kuru 5.95 dolayındadır. Bu demektir ki, MB TÜFE bazlı reel kur endeksine göre TL yüzde 25 daha düşük değerdedir. Yani riskleri de katarsak Dolar denge kurunun 5 lira ve altında olması gerekir. TL'nin yüzde 25 daha düşük değerde olması yeni bir kur şokunun etkisini azaltacaktır.

Buna rağmen MB beklenti anketi, 2020 sonu dolar kuru tahmini olan 6.3527 tahmini düşüktür. Zira, 2019 sonuna göre kurdaki yıllık artış yüzde 6,77 oranında oluyor.

· Döviz, Türkiye'nin yumuşak karnıdır. Kur artışı yönünde de etkili olabilecek sorunlar vardır;

· Büyüme başlayacağı için ithalat talebi artacaktır. Yeniden cari açık oluşacaktır.

· Döviz kazanma imanları sınırlı olduğu için dış borçları çevirmekte yeni dış borçlanmaya ve taze dövize ihtiyaç vardır.

· 2020 enflasyon oranı yüzde 10'un üstündedir.

· Hükümetin MB döviz kararlarına müdahale edeceği, ''faizin tek rakama ineceği açıklaması ile anlaşılmıştır. Faizler tek rakama iner ve mevduat faizleri eksiye dönerse döviz talebi artar ve kur artar.

Bu şartlarda, iç siyasette ve dış politikada önemli bir sorun yaşamazsak dolar kuru 2020 sonunda 6.54 dolayında olur.

Dış ticaret açığı 2019 yılında geriledi. 2020 dış ticaret açığı 2018 seviyesinin üstünde yaklaşık 220 milyar dolar, ihracat 190 milyar dolar ve dış ticaret açığı da 30 milyar dolar olur. Cari açık MB beklenti anketinde olduğu gibi 13 milyar dolar  dolayında gerçekleşir.

2020 ihracatta daha yüksek artış olmaz… Çünkü 2019 yılında, iç talebin düşük olması firmaları ihracata zorladı, dış talebin de elverişli olması ihracat imkanlarını artırdı.

Ekonomi yönetimi üretimde ithal girdi payını düşürmek için bu güne kadar plan ve proje yapmadı. Gerçekte ithal girdi sektörlerinde ithal ikamesi politikası uygulanması ve yatırım teşviklerinin bu alanlara yönlendirilmesi gerekir. 

İşsizlikte, üretimde ithal girdi oranının yüksek olması nedeni ile enflasyon gibi kronik yapı kazanmıştır. Bu alanda da ufukta bir istihdam politikası görünmüyor. Yüzde 13 veya 14 olması sorunun büyüklüğünü değiştirmez.

…***

Orhan Bursalı 29 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Köprüye de karşı çıkmışlardı’ ucuzluğu.. Önce adalet ve hukuk..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir feci durum daha yaşadık, gazetecilik, hukuk, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, adalet adına. Ülkemiz adına bir yargı, hukuk, adalet cinayeti daha işlendi..Sözcü’de çalışan bir grup yazar ve yöneticisine açılan “Fetö’ye yardım” davası uydurukluğundan mahkûmiyet çıktı.Necati Doğru, Emin Çölaşan, Mustafa Çetin, Metin Yılmaz, Yücel Arı, Gökmen Ulu ve Yonca Yücekale’ye 2 yıl ile 4 buçuk yıl arasında cezalar verildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mahkemenin de inanmadığı bir dava olduğunu Avukat Celal Ülgen şöyle açıklıyor: Mahkeme yargılananların “FETÖ ile iltisaklarının bulunmadığı konusunda kanaat getirdi ki indire indire cezayı 3 yıl 4 aya indirdi”.

Şöyle bir bela sardılar hukukun başına: “Terör örgütüne üye olmadığı ve hiyerarşik yapıda bulunmadığı halde, bilerek ve isteyerek yardım etmek...”

Bunun kanıtını sormayın. İsterlerse mesela “bir Asya Bank şubesinin önünden geçtiler FETÖ’nün bankaya para yatırın çağrısını izleyen günlerde...” bile derler..

Adalet mekanizmasının tümüyle iktidar atamalarıyla oluşturulduğu yargı sistemi bu anlamda bağımlıdır ve siyasal irade istediği zaman verdiği ve vereceği talimatlarla bu mekanizmayı yönlendirmektedir.

Mahkemeler de normal bir zamanda, yargıya müdahale edilmediği zamanlarda böyle bir dava dosyasını kabul bile etmeyecekken, en alt sınırdan ceza vererek vicdanlarını sözde kurtarıyorlar.

Verilmezse, mahkemeyi bile dağıtabiliyorlar, hâkimleri değiştirebiliyorlar, cezalandırma atamalarını devreye sokuyorlar; tüm bunlar aslında yargıçların özgürce karar vermelerini önleyici müdahaleler... Öyle mahkemeler var ki, Anayasa Mahkemesi’ni bile takmıyor.. Böyle bir düzen yaratıldı.

Bu karara gelince, eninde sonunda dönecektir, çökecektir, iptal edilecektir ve bugün ceza alanların hepsi aklanacaktır.

İlk mahkemenin kararı da ve imzacıları da iptalin altında kendini nasıl hissedecektir?

Fatih Altaylı önceki günkü yazısında, adalet mi önemli yoksa otomobil mi diye haklı olarak soruyordu.. Güzel bir yazı.

Adaleti üretemeyen bir ülke ve iktidar, otomobil reklamı ve propagandası ile adaletsizliği örtbas ediyor.