Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 2020'de seçimi tartışacağız
Karar:
İstanbul ve Ankara’da çeyrek asır sonra değişim
Aydınlık:
Yılbaşında eylem hazırlığındaki 5 terörist yakalandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 31 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yargının hali"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2019 yılı biterken verilen iki mahkeme kararı, Türkiye’de “yargı reformu” tartışmalarına ışık tutmak ve ülkemizde yargının durumunu göstermek açısından son derecede önemlidir.
Tarih sırasıyla gidelim: 10 Aralık 2019’da Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) iki yılı aşkın süredir Gezi davası dolayısıyla tutuklu bulunan (ilk 16 ay boyunca hangi nedenle tutuklu olduğu da bilinmiyordu) iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğunun Ankara’nın da uyma yükümlülüğü altında olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin( AİHS) 5. ve 18. maddelerinin ihlali olduğunu bu yolla muhaliflere gözdağı verilmesi amacının güdüldüğünü, tutuklunun serbest bırakılması gerektiğini hükme bağlamıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin amir hükmü gereğince Türkiye ihlali gidermek üzere, tutuklunun derhal bırakılması için gerekli işlemleri yapmak zorundaydı.
Ama gelin görün ki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi davasının, 24 Aralık’ta yapılan dördüncü duruşmasında, tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Böylelikle Türkiye, dünya kamuoyunun gözündeki, altına imza koyduğu sözleşmeleri ve kendi anayasasını hiçe sayarak insan hakları ihlallerini hiç fütur etmeden sürdüren ülke konumunu biraz daha pekiştirmiştir.
Bu olayın üstünden daha bir hafta geçmeden İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında Emin Çölaşan, Necati Doğru, Metin Yılmaz, Yücel Arı ve Gökmen Ulu’nun da bulunduğu Sözcü’nün bazı yönetici, yazar ve çalışanlarına, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 1 yıl 3 ay ile 3 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları vermiştir.
Her iki yargı kararı da, 2019 Türkiyesi’nde yargının artık bir adalet arama mercii olmadığının, insanları korkutmak, sindirmek ,susturmak amacıyla kullanılan bir otomatik cezalandırma aracı olduğunun çarpıcı kanıtlarıdırlar.
Her iki karar da izan sahibi kişilerin vicdanlarını ve mantıklarını isyan ettirir. Bu isyan, daha “örgütün üyesi olmamakla birlikte...” diye başlayan tümcenin ilk sözcüğünde bayrağını açtırır. Bu mantık, “iktidara karşı olan, her türlü kötülüğün sorumlusudur; FETÖ bana karşı, bunlar da beni eleştirirken FETÖ’ye yardım etmiş oluyorlar” gibi abes bir mantığın ürünüdür.
Bu iki taze karar, iktidarın allayıp pullayarak sunduğu, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun “Türkiye’nin demokrasiden sapmış olduğunu ileri sürenlere verilmiş tokat gibi” bir karşılık oluşturduğunu iddia ettiği yargı reformunun gerçek niteliğini de tartışma götürmez bir açıklıkla bir kez daha gözler önüne sererken, bağımsız olmayan yargıda reformun hiçbir anlam taşımadığının da çarpıcı bir örneğini oluşturmuştur.
Bu arada yargının İstanbul kanadındaki önde gelen kimi figürleri, bağımlı yargının zaman içinde, bağımlı olduğu odakları da müşgül durumda bırakacak davranışlar içine de girebileceğinin örneklerini veriyor.
İktidarın, zaman zaman amacı aşabilecek olan bu başıbozuk güçlerden yakınma hakkı yoktur. Çünkü bunları yargının başına musallat eden bizzat kendisidir.
...***
Taha Akyol, 31 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "Adalet özlemiyle bir yıl daha" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Doldurduğumuz 2019 yılında “hukuk yolunda” ne kadar mesafe aldık? Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay 16. Ceza dairesinin kararlarından evrensel hukuka uygun olanları saymazsak, iktidar icraatı olarak bu bir yılda “hukuk yolunda” ilerlemeler kaydettiğimizi söylemek zordur. Evet, iktidar gösterişli toplantılarla “Yargı Reform Stratejisi” paketlerini açıkladı ama yargının işleyişinde belirgin bir etkisi olmadı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri hakkında FETÖ suçlamasıyla bu “paket”lerden önce davalar açılmıştı; bu paketler açıklandıktan sonra mahkumiyet kararları verildi!
Ne değişmiş?.. İbrahim Okur’a verilen haksız 10 yıl hapis cezası da bu “paketler” açıklandıktan sonradır! Göreceksiniz, nihayet AİHM’den dönecektir! Hele “KHK mağduriyetleri” yargısız siyasi infazlardır. 2019’da Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bozma kararlarına direnerek, Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin “ihlal” kararlarını yok sayarak mahkumiyetler de verildi!
Son örnek, Osman Kavala hakkında AİHM “derhal tahliye” (immediate release) kararı verdi; üstelik tutuklamanın “siyasi” olduğunu da belirtti… Dünya âleme ilan etti.
Mahalli mahkeme AİHM’nin bu kararına uyacak yerde, topu Adalet Bakanlığına attı!
Siyasi bir makam olan Adalet Bakanlığı AİHM kararını ‘temyiz’ edecek miymiş, karar kesinleşecek miymiş?..
Mesele sadece hukukun zayıf kalmasının vatandaşlarda yarattığı ağır sıkıntılardan, geniş haksız tutuklamalar ve Yargıtay kapısında bekleyen mahkumiyetlerden ibaret değil. Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına güvenin sarsılması büyük sorunlar yaratıyor.
Adalet Bakanı Gül, Deniz Zeyrek’e “reform aynı zamanda bir iklimdir” demiş, reform ortamının oluşmasıyla iyileşmeler olacağını söylemişti. (3 Haziran 2019)
Doğrudur fakat siyasi irade öyle bir “iklim” yaratmadı, reform paketleri uygulamadaki ağır sorunları etkilemedi.
Dışarıda da inandırıcı olmadı.
Adalet Bakanı Gül’ün “Yargı etik kurallarını” açıklamasından sonra, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Avrupa Birliği Temsilcileri Frederica Mogherini ve Johannes Hahn’a canlı yayında şöyle diyordu:
Düşünün ki “yolsuzlukla mücadele yasalarını niye çıkarmıyorsunuz” diye Avrupa Birliği Ankara’yı zorluyor!
Ülkemizin önde gelen ceza hukukçularından Prof. Adem Sözüer, yargıda bir “zincir” olduğundan bahisle, temeldeki adalet sorununu şöyle tasvir etmişti:
“Adlî sistem dışından bu zincire talimat veriliyor. Bu zinciri oluşturan her halkada hâkim savcılar âdil bir yargılama değil, daha baştan suçlu olarak damgaladıkları kişiyi mahkum etmek için hareket ediyor.” (1 Ekim 2018)
Anayasada da değişiklikler yaparak bu “zincir”i ortadan kaldırmadan, korkarım ki, bir sene sonra yargıda şu iyileşmeler oldu diye iyimser bir yazı yazmam pek kolay gözükmüyor.
...***
Orhan Uğuroğlu 31 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " FETÖ'nün siyasi ayağını buldum"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Özgür gazetecilere sopalı-bıçaklı militanlarını saldırtan MHP'lilerin genel başkanı Devlet Bahçeli'nin çok merak ettiği "FETÖ'nün siyasi ayağı" kimdir ya da kimlerdir? Hangi kurum içinde gizlendiler? ByLock kullanıyorlar mı? Silahlı bir örgüt mü? Kimliklerini nasıl gizlemişler? Eylemleri var mı? Hepsini tek tek açıklayacağım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
1- Sözcü Gazetesinin içinde gizlenmişler!
2- ByLock değil ama bazıları daha da tehlikeli olan WhatsApp ve SMS kullanıyorlarmış!
3- Dünyanın en etkili silahları olan "kalem ve bilgisayarları" varmış. Hatta bazıları diz üstü bilgisayardan çok etkili öldürmeyen ama süründüren yayınlar yapıyorlarmış!
4- Gazeteci kimliğine girmişler, FETÖ'ye savaş açmışlar, aleyhine haber/yazı bombardımanı yapmışlar!
5- Evet, FETÖ'cüleri deşifre etmek için AKP ve MHP'lilerin ipliklerini pazara çıkarmak için yazılı eylemler yapmışlar.
Devletin de Devlet'in de gözü aydın…
Bulduk FETÖ'nün siyasi ayağını…
Yargı ortaya çıkardı ki verdiği cezalar az bile…
Hepsini Sözcü'nün günlük tirajları kadar "müebbet" hapse mahkûm etmek gerekirdi.
Yani 300 biner kere müebbet… Yeter mi? Yetmez…
Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü kuşak akrabalarına, Sözcü'nün diğer tüm çalışanlarına da, "FETÖ'ye yardım ve yataklık suçundan ağırlaştırılmış müebbet" verilmesi lazımdı.
Bülent Arınç dedi ki; "Parsel parsel sattılar…"
Recep Tayyip Erdoğan dedi ki, "İhanet ettik…"
Nerede cumhuriyet savcıları?
2 kelime yazdılar diye 17 bin kişiye "cumhurbaşkanına hakaret" soruşturması açmayı çok iyi biliyorlar da, FETÖ'cülerin kaçırdıkları mallara el koymayı bilmiyorlar mı?
"FETÖ borsası" diye bas bas bağıran AKP Milletvekili Şamil Tayyar bırak bu yaygarayı, ortaya çıkartamazsın gerçekleri.
Ama tutuklu, hükümlü ve firari FETÖ'cüler ayan beyan ortada…
Adalet ve İçişleri bakanlıklarından isim listelerini alır, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden hangi FETÖ'cünün gayrimenkulü kime devir olmuş kolayca çıkartırsın.
Bu arada CHP ve İYİ Partili milletvekillerine de çağrıda bulunuyorum.
İster soru önergeleri vererek bu işi araştırın, ister meclis soruşturma komisyonu kurulması için acilen adım atın...
Hatta "hayır" oyu veren milletvekillerinin isimlerini de tek tek açıklayın ki, FETÖ mallarının tespitini engelleyen AKP ve MHP milletvekillerini kamuoyu tek tek ismen tanısın…