Ocak 01, 2020 12:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Arınç'tan Ankara Başsavcısı'na: Bize kötü bir yeni yıl kutlaması yaptınız

Yeniasya:

İsrafın bedelini halk ödüyor

Milli gazete:

İsrail 2019'da 149 Filistinliyi şehit etti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Gürsoy, 1 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Yoksulluk, işsizlik, çaresizlik Türkiyesi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye'de insanlar gittikçe yoksullaşıyor. Yoksullaştıkça umudu kararıyor. İster istemez bir çıkış kapısı arıyor. Bir üniversiteyi bitiriyor, iş bulamayınca ikincisine yöneliyor. İkincisini de bitirmek üzereyken, orası da artık işsizlik kapısı oluyor? Bu sefer bari "yüksek lisans yapayım" diyor ama nafile."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yetmiyor doktora yapıyor… Gene işsiz… Neden? Birincisi, Türkiye'de siyaset, hukuk düzeni içinde toplumsal çıkar gözeterek yapılmıyor. İkincisi, siyasetin bir ideali yok. Siyasal zihin, büyük Türkiye hayaliyle yanıp tutuşmuyor. "Benim ülkem ve benim toplumum" sahiplenmesiyle gelecek hesabı yapmıyor. Dolayısı ile dünya ile bir yarış içinde değil. Hiçbir zirveye çıkmak amacı gütmüyor. Öyle ki dünyanın ileri ülkeleri Türkiye'deki yönetimin istediklerini parayla satsa, kendilerinin aklına kesinlikle "şunu da biz yapalım" fikri düşmeyecek.

Onların, Avrupa'yı geçelim. Amerika bizim yanımızda solda sıfır kalsın amacı yok. Hatırlasanıza, "Bu insansız hava araçlarını bize satmadılar, biz ne yaptık? Evelallah kendimiz yapıyoruz" dedik. Yetmedi bir de övünüyoruz. İşin bir tuhaf tarafı da nedir biliyor musunuz? Yabancı ülkelere, "bize satsaydınız yapmayacaktık" mesajı veren yönetimin yaptığı en iyi şey, kendinden önceki bütün devlet yatırımlarını satmak, satarken de yapanları eleştirmektir. Peki, bunlar, neyin peşinde?

Rantın. Paranın peşinde. Bu bakış açısına göre, iktidara gelmenin ve ülke yönetmenin birinci amacı, iktidar gücüyle zenginleşmektir. Bugüne kadar yapıp ettiklerinden bunu anlıyoruz. İşte Ankara'da Mansur Yavaş-Melih Gökçek-Sinan Aygün tartışması.

Konu ne? Rant! Gelin İstanbul'a. İmamoğlu'nun göreve başladığının ilk günlerinde kamu parasıyla gereksiz yere kiralanan araba sultasının sergilemesi sonrası  "şov yapıyor" diye suçlanmasının gerisinde neyin kaybı var?

Rant! Peki, Kanal İstanbul Projesi'nin Montrö dışında en önemli gerekçesi neye dayanıyor?

Ranta. Türkiye'de siyaset, Sayın Tantan'ın söylemiyle "kirlendi." Bu "kirli siyasetin", toplumun çıkarına üreteceği hiçbir çaba ortalıkta görülmüyor. Tek çare, toplumuna yabancılaşan düzenin sonlandırılmasıdır. Bunun yolu da seçimden geçer. Halk, kendisini gittikçe sefil bırakan, çaresizleştiren, kendi ülkesinde yaşayamaz hale getiren siyasal iktidarı sorgulamalıdır.

Halka yabancılaşan siyasal, ekonomik ve sosyal düzen ile halktan kopan, kendi çıkarına yönelen iktidar arasındaki mesafe gittikçe açılıyor. Toplumsal çıkarı göz ardı eden iktidar, halkı yönetime yaklaştıracak tüm ekonomi kaynaklarını teker teker ortadan ya kaldırdı ya da pasif hale getirdi.

Tarım eskisi gibi üretmiyor. Sanayi geriledi. Hizmet sektörü, özellikle kamu bürokrasisi bağlamında tek partinin siyasal çiftliği haline getirildi.

Bir tek ulaşım ve konut sektörü  gözde. İşte bu manzaranın karşılığı eğitimin de işe yaramaması sonucunu doğuruyor. İstediğin kadar mühendis, tekniker, kalifiye eleman olarak yetiş. Sonuç değişmez..

Neden değişmez? Çünkü aldığın diplomanın işe yarayacağı sektörel gelişme yok. Yani seni işe alacak, imalat sanayii, uçak sanayi, tekstil sektörü gelişmiyor. Aynı şekilde, elektronik sanayi, otomotiv sanayi vb. gelişmiyor. Ülke sadece inşaat ve ulaşım, bir de az da olsa sağlık sektörüne yatırım yapıyor. Gerisi ilerleyecek yerde duraklama döneminde. Öyle ise sen işsiz kalmaya mecbursun. Kendine sormalısın?

Neden bu hale geldik ya da getirildik diye. Ey millet haberin olsun: İktidar bağımlılığın seni işsiz, çaresiz, aç ve yoksul bıraktı.

...***

Cevher İlhan, 1 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Ekonomide “başarı” masalları…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’de 2019’dan 2020’ye birçok problem devredildi. Bunların başında yeni zamlar, yeni ve ek vergilerin dayatıldığı, gerçek enflasyonun açıklanan “resmi enflasyon”u katladığı, yatırım, sanayi - üretim ve istihdamdaki durgunlukla muallel ekonomik ağır ekonomik kriz geliyor. Gıdaya yüzde 54, elektriğe yüzde 71, doğalgaza yüzde 70 zam gelirken, asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu, on binlerce şirketin iflas ettiği bir tabloda büyük şirketlerin ilân ettiği konkordatolar yeni yıla kalmış. İşsizler ordusunun sayısı dokuz milyonu aşarken büyük bir kısmı üniversite mezunlarından oluşan genç işsizlerin oranı yüzde 27.4’e varmış. 9 milyona yakın kişi açlık sınırının altında, 16 milyon açlık sınırında, 48 milyon kişi ise “yoksulluk sınırı”nda."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türk Lirası karşısında dolar yeniden 7 liraya kadar yükselirken, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre 30 Haziran itibarıyla Türkiye’nin brüt dış borç stoku 446,9 milyar dolar olmuş. Batık kredi miktarı 139 milyar liraya ulaşırken, sadece kredi kartı borcu yüzünden 3 milyon vatandaş yasal takibe düşmüş, kredi kartı borçları ise 542 milyar lirayı bulmuş. Bankaların kara listesine giren, temerrüde düşen ve icralıkların sayısı 21 milyonu aşmış; ve siyasi iktidara yakın şirketleri kurtarmak için toplam 25 milyar lira kredi verilmiş. (gazeteler, 30.12.19)

Bu arada Cumhurbaşkanı, “Faiz ülkenin kalkınmasında en büyük zulümdür” diye veryansın ederken, AKP iktidarında kat kat artan borç sarmalında saatte 2 milyon 146 milyon 124 bin dolar faize gidiyor. Ve hâlâ Hazine ve Mâliye Bakanı, “tarihî bir başarı olarak 2019’u hatırlayacağız” diyor. Hâlâ “dibe vuran ekonomi”de “başarı” masalları anlatılıyor…

Bilindiği gibi 2019’da başta Hazine ve Maliye Bakanı olmak üzere iktidardakiler, her fırsatta halka “tasarruf çağrısı”nda bulundular; lâkin bütçeye yansıyan rakamlar devletin “tasarruf”ta sınıfta kalıp israf ve şatafata battığını ortaya çıkarıyor.

Mâlum 1050 odalık Beştepe Sarayı ile Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Tarabya’daki Huber köşklerine ilâveten Cumhurbaşkanı başta Dolmabahçe Sarayı olmak üzere Vahdeddin Köşkü, Beylerbeyi Sarayı ve Beykoz Kasrı ve Yıldız Sarayı’nı kullanıyor. 

Bu arada Marmaris - Okluk Koyu’ndaki küçük köşkün yerine, dev inşaat şantiyesi kurularak çevresindeki arazi ve işyerlerinin kamulaştırıldığı, arazinin imar plânlarının değiştirilip doğal sit alanında mevzuata aykırı olarak toplam 113 bin 443 metrekarelik alanı kapsayacak projede mega ve süper yatların yanaşabileceği iki ayrı iskele ve plaj yapılarak aynı anda 400 personelin hizmet edeceği 300 odalı görkemli yazlık saray kompleksi yapıldığı haberleri çıkmıştı.

...***

Hakan Topkurulu, 1 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "2019'dan aklımızda kalanlar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her yıl sonunun klasik yazılarından, bir yıl geçmişte neler olmuş diye baktığımızda, bazı yaşananların sanki çok yıllar önce yaşandığı gibi bir algı oluşuyor. Aslında daha yeni yaşamışız. Bazıları da, evet bu yıl oldu, yakında başımızdan geçti denilecek olaylar. Herkese göre 2019 yılında yaşadığımız önemli olaylar farklı olabilir. Ben kendimce bir sıralama yapmadım. Ama en önemlisi hangisi derseniz. Onu söyleyebilirim. Ekonomik değil, siyasi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

ABD’nin çatırdamasının artık fiilen duyulduğu, ortaya çıktığı yıldı bence 2019.

S-400’ler ABD’nin bam teline öyle basmıştı ki, tehdidin bini bir paraya;

2 Aralık 2018; Türkiye, Rusya ile Batı arasında bir tercih yapmalı. Rusya’dan S-400 almaya devam ederse bunun sonuçları olacaktır.

9 Temmuz 2019; S-400 teslimatını tamamlarsa Türkiye’nin olumsuz sonuçlarla karşılaşacağının altını çiziyoruz”

11 Kasım 2019; “Türkiye S-400’den kurtulmazsa yaptırımlar olabilir” dedi. CAATSA yaptırımlarının, Kongre’nin her iki kanadında da büyük bir çoğunlukla kabul edileceğini söyledi..

Bunlar tehditlerin bir kısmı. Ayrıca ABD bütçesinde de Türkiye’ye s-400’ler için yaptırım uygulanması öngörülüyor.

S-400’ler geldi, kuruldu, F-16’larda test edildi. Sonuçlar iyi. Hatta zaman zaman Rusya ile Türkiye’nin ortak üretiminden bahsediliyor.

Uzatmayayım, ABD eskisi gibi iktidarları etkileyemiyor. Blöflerine pek aldıran yok.