Ocak 05, 2020 10:36 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: İran: ABD'nin bölgedeki varlığının sona erme süreci başladı

Milli gazete:

Ali Babacan, yeni partiyi yine erteledi

Cumhuriyet:

TRT’den ‘kapalı’ ihale

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik, 4 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "ABD vurdu, İran ne yapacak?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kasım Süleymani. İran’ın efsane generali. Sadece İran’da değil; Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, ... Bütün Müslüman ülkelerde ünlü. ABD ve İsrail’e karşı direnişin simgesi. Her şey adım adım geldi. ABD Haşdi Şabi ve Irak Hizbullahı’nın üstlerini vurdu. Militanları ABD büyükelçiliğini bastı. Duvarı aşıp içeri girdi. ABD, İran’ı sorumlu tuttu. Kasım Süleymani Irak’ın misafiriydi. Irak’ın çağrısıyla Bağdat’taydı. ABD Irak’ın misafirine suikast düzenledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tehlikeli bir hamle yaptı. Süleymani’nin IŞİD’e karşı zaferde payı büyük. Halkın örgütlenmesinde rol oynadı. ABD’nin IŞİD’le Bağdat’ı tehdidini boşa çıkardı. Suriye-Irak sınırını; IŞİD’in giriş çıkış yolunu tıkadı.

ABD en son Haşdi Şabi’nin Suriye sınırındaki üssünü vurdu. 27 Haşdi Şabi askeri öldü, 50’si yaralandı. IŞİD’i kurtarmaya çalıştı.

Bu nedenle, Süleymani şehit olunca; “ABD, IŞİD’in intikamını aldı” dendi. Süleymani’ye suikast bölgede şok etkisi yarattı.

Gerilim hat safhaya çıktı. Herkes tetikte. Bölge uzmanlarına bundan sonrasını sordum. Değerlendirmeleri özetle şöyle:

Seçim yaklaştıkça Trump hareketlendi. Seçim kazanmaya yönelik hamleler yapıyor. Ama sonrasını hiç düşünmüyor.

Süleymani’nin öldürülmesine çok sevindi. Ama sevinci uzun sürmeyebilir. İran’ın sert karşılık vereceği ortada.

Bu arada, İran nükleer faaliyetleri hızla arttırabilir. ABD açısından zor bir dönem başladı. Irak’ta da ABD karşıtlığı artacak.

Kasım Süleyman efsaneydi. Şimdi daha da büyüdü. İran’da iç çatışmalar bitecek. Herkes birleşecek. ABD’ye direniş artacak. Artık bölge ABD açısından güvenli değil. ABD’nin bölgeden gidişi hızlanacak.”

İranlılarla da konuştum. Çok kararlılar.

Tepkileri şöyle: “Kasım Süleymani’nin şehit edilmesi milat.

Yeni bir dönemin başlangıcı. Şahadet onu bulmadı. O şahadeti buldu. Yatakta ölmedi, ayakta öldü. Herkes duvarına onun fotoğrafını asacak. Yeni nesillerin idolü olacak. Sadece İran’da değil. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, ... Tüm İslam aleminde.”

Herkes İran’ın ne yapacağını merak ediyor. Genel kanı İran’ın hızlı hareket etmeyeceği şeklinde. İyi düşünüp karar vermesi bekleniyor. Bölgemizde taşlar yerinden oynuyor.

Ama iktidar sessiz. Dışişlerinden yapılan açıklama da sıradan. Taraflara “itidal” tavsiye edildi. ABD’deki kaçak FETÖ’cüler bayram ediyor. Bu bile her şeyi özetliyor.

…***

Kazım Güleçyüz, 4 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yeni partiler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tek adam rejimine geçilmesiyle birlikte hızlanan süreçte AKP’den dışlanan ve aralarında cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık yapmış, milletvekili ve komisyon başkanı olmuş, parti yönetiminde önemli görevlerde bulunmuş isimlerin de yer aldığı ekipler yeni partilerle yola devam ediyor.Bunlardan Dışişleri eski Bakanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisini kurdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sırada, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül desteğiyle yola çıkan eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın kuracağı diğer parti var.

Davutoğlu da, Babacan da söylemlerinde çok sayıda ortak mesajları seslendiriyorlar:

“AKP kuruluşundaki değer, ideal ve hedeflerden saptı ve uzaklaştı. Tek adam yönetimi partiyi de, ülkeyi de demokraside geriye götürdü; hukuk ve adalet alanlarında ciddî sorunlara yol açtı. Ekonomi krize sürüklendi.”

Bu mesajları muhalefet de ne zamandır dile getiriyor. Fark, bunların yıllarca iktidar cenahında yer alıp düne kadar bu konularda suskun kalanlar tarafından da ifade ediliyor olmaları.

Bu durum ister istemez bir inandırıcılık sorunu doğuruyor ve “Yıllar boyu savunduğunuz ve sorumluluğuna ortak olduğunuz politikaların yanlışlığını yeni mi fark ettiniz? Ne oldu da değiştiniz?” sualini gündeme taşıyor.

Ama bir de “muvazaa” kuşkusu var. AKP’nin yıpranıp dağıldığı bir süreçte partiden kopanları toparlayıp ileriki aşamalarda yine bir şekilde AKP’ye döndürme hesabı yapılıyor olabilir mi? 

Siyasette elbette bu da mümkün.

Ama eleştirilerin AKP’nin en çok yıprandığı alanlar olan adalet, hukuk, demokrasi gibi konularda yoğunlaşması, itiraz eden bu partiler için de bağlayıcı bir taahhüt anlamına geliyor ve hilâfına bir yönelişi çok zorlaştırıyor.

Her halükârda gidişat tek adam rejiminin aleyhine bir seyir takip ediyor. Hayırlısı...

…***

Remzi Özdemir, 4 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Poşet ücreti ve banka havale ücreti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye, son bir yıldır 25 kuruşluk poşeti konuşuyor. Marketlerden yaptığı alışverişte alınan poşet parası Türkiye'nin gündeminden düşmüyor. Öyle ki, 15 yıldır mevcut iktidarı destekleyenler bile bu 25 kuruşluk poşet parası yüzünden tepki gösteriyor. Bir poşetin maliyeti nedir ki 25 kuruşa satılsın? Aklınıza gelebilecek her türlü yorum ve şikâyet yazıldı çizildi. Anlayacağınız Türkiye resmen ayağa kalktı. Ben insanların bu 25 kuruşluk market poşetlerine gösterdiği tepkiye saygı duyuyor ve destekliyorum. Ancak bir konuyu anlamıyorum. 25 kuruşluk poşet parasına gösterdiği tepkiyi neden başka konularda göstermiyoruz.”diyen yazar, yaısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mesela bankalara? Son birkaç yıldır bankaların eli vatandaşın cebinde. Akla mantığa sığmayacak ücretler alınıyor. Geçen hafta Türkiye Bankalar Birliği bir açıklama yaptı. Bankaların fiyatlarının karşılaştırılacağı bir internet sitesi. Giriyorsunuz hangi bankada kredi kartı aidatı daha ucuz. Ya da hangi banka 5 bin liraya kadar havalede daha düşük para alıyor. Sıralamış. Tabii ki Türkiye Bankalar Birliği bunu yaparken bu rakamları resmi fiyat olarak gösteriyor. Devletin kanalları, yani Merkez Bankası üzerinden yapılan ve bankalara maliyeti bir poşet parasından bile daha az olan para transferi için 80 liraya kadar ücret aldığını gördük. En ucuzu 28 lira. Tabii ki bu 5 bin liraya kadar olan için. Paranın miktarı arttıkça masrafta artıyor. Bir poşet için ayaklanan insanlar Türkiye Bankalar Birliği'nin bu açıklamasına tepki göstermedi. 25 kuruşluk poşetteki kâr marjını hesaplayan insanlar bankaların bir para transferinden ne kadar kazandığını sorgulama gereği duymadı.

Ben söyleyeyim size. Bir poşette kâr marjı en fazla 5 kuruştur. 20 kuruşluk poşet 25 kuruşa satılıyor. 5 bin liralık bir para transferinde kâr marjı ise yüzde 300'den daha fazla. Yüzde 300 kâr marjı hangi sektörde var? Bu ticaret ahlakına sığmayan bir kar rakamı. Bu bir kontrolsüzlüktür. BDDK nelerden para alınacağını açıkladı ve kenara çekildi. Ne kadar alınması gerektiğini netleştirmedi. Serbest piyasa dedi 80 milyonluk Türkiye'yi bankaların vicdanına teslim etti. Bankaların vicdansızlığı ortada. Meydanı boş bulan banklar resmen elini vatandaşın cebine soktu. 25 kuruş bile olmayan bir EFT için 80 lira almak ticaret ahlakına sığmaz. Bankalar şu anda yabancı sermayenin kontrolünde.

Onlar Türkiye'den ne kadar çok para kazanırlarsa o kadar mutlu oluyorlar. Peki bu ülkede BDDK ne iş yapar? Neden bankalara bu EFT'nin maliyetini sormaz? Neden yüzde 300 hatta bazı bankalarda yüzde 500'ü bulan kâr marjının hesabını sormuyor?

Bugüne kadar bankacılık sektörü hep istikrar bozulmasın diyerek korundu kollandı. Bu kollama ile insanları soyup soğana çeviren bankalar kasasını doldurdu. Sonra Türkiye'de pazar daraldı diye çekip gidiyorlar.

Çıkartılan yasalarla insanlar bankalara mahkum edildi. Kirayı bankadan ödemek zorundasınız! Bir mal ve hizmetin ücretini maliye açısından bankadan geçirmek zorundasınız.

2019 ilk 10 ayda 130 milyar TL net faiz geliri elde eden bankalar 87,9 milyar TL de toplam faiz dışı gelir elde etmişler. 

Anlayacağınız bankalar bankacılıktan çok komisyonculuk yapmışlar. 80 lira EFT ücreti mi olur hem de 5 bin liraya? Ayıptır günahtır. Bugün İstanbul'da 80 liraya taksi ile iki şube arasında gider gelirsiniz. BDDK artık bu konuda ipleri eline almalı ve özellikle bankaların komisyon gelirlerine bir sınırlama koymalı.