Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Fransa'da tansiyon yeniden yükseldi
Cumhuriyet:
Buğdayda tablo vahim
Karar:
Hafter geri adım attı, Türkiye ve Rusya'nın ateşkes çağrısını kabul etti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Seçil Mumcuoğlu, 11 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, "2019 yılında iş cinayetleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçtiğimiz yılda kayda geçmiş 1606 ölüm var. 1606 kişi işe gitti ve geri dönemedi. Son yıllarda yapılan çalışmalara, çıkarılan kanunlara, mahkeme heyetlerinin işçi yanlısı yaklaşımlarına rağmen iş cinayetlerinin önü alınamıyor.Peki, bu ölümlerin sebebi ne? Cinayetlerin faili kim? İş kazalarının genel olarak iki temel nedeni vardır; tehlikeli durum ve tehlikeli hareket (davranış)."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tehlikeli durum; işverenden, işyerinin şartlarından kaynaklanan tehlikelerdir. Örneğin, alınması gereken bir tedbirin alınmaması ya da yapılan iş gereği kullanılması gereken kişisel koruyucuların çalışana verilmemiş olması tehlikeli durumlardır.
Tehlikeli davranış ise; işçi hatası olarak kabul edilir. Dalgınlık, acelecilik, moral bozukluğu gibi daha çok çalışanın psikolojisinden kaynaklanan tehlikelerdir.
Tehlikeli durumun giderilmesi için genel olarak işverenin bilinçlendirilmesi ve iş güvenliği tedbirlerine yatırım yapması sağlanmalıdır, yani 'para' gereklidir.
İşçi hatalarını gidermek için ne gerekir? Çalışanın dalgınlık, moral bozukluğu, stres gibi sorunlardan kaynaklanan hataları nasıl ortadan kaldırılabilir?
Alınması gereken iki önemli önlemden bahsedilebilir. Birincisi "eğitim", çalışanlarınızı eğiteceksiniz, profesyonel olmayı, dikkatli ve tedbirli olmayı öğretmeye çalışacaksınız. İkincisi, onun psikolojisini bozan sorunlarını çözeceksiniz. Peki, o zaman, işçi neden dalgın? Neden mutsuz?
Haydi biraz empati yapalım. Asgari ücretle çalışıyorsunuz; kiraydı, faturaydı, yiyecekti, giyecekti o kadar çok gider var ki. Her şeyi en asgarisinden alarak sadece yaşamaya çalışıyorsunuz. Ufacık bir ekstra harcama ya da ihtiyaçta dengeler tamamen bozuluyor.
Çalışıyorsunuz ama evdeki problemleri çözemiyorsunuz, yetmiyor. Düşünceler, çözümsüz sorular ve çaresizlikler... Gelin de dalgın olmayın! Ya da dinlenme saatlerinde bile çalışmak zorunda hissediyorsunuz. Bedenen, ruhen doğru düzgün dinlenmeden tekrar işe gidiyorsunuz. Nasıl dikkatli olacaksınız?
Yıllardır değişmeyen bir istatistik var. İş kazalarının %10'u tehlikeli durumlardan, %88'i tehlikeli davranışlardan kaynaklanıyor. Yani işçinin şartlarını düzeltmeden, iş kazalarını engellemek mümkün değil.
Elimizi attığımız her yerde karşımıza çıkan bu para problemini çözen kimse yok mu? Çözen nasıl çözmüş? Çözüm nerede? Uzayda filan da teknoloji mi yetmiyor almaya? Burasını bir kaç dakika düşünün lütfen. Çünkü düşünmediğiniz her 6 dakikada bir işçimiz kaza geçiriyor, her 2,5 saatte bir işçimiz ciddi şekilde hasar alıyor ve her 6 saatte 1 işçimiz ölüyor.
...***
Orhan Uğuroğlu, 11 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Gül, 42 yaşında adaletin başında"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün "10 Ocak çalışan gazeteciler günü" nedeniyle hem medyanın Ankara temsilcilerini davet etmesi, hem tek tek kutlayarak kırmızı karanfil vermesi, hem de açıkladığı görüşler kuşku yok ki savcı ve hâkimlere "medya davaları" konusunda önemli mesajlar içeriyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bakan Gül konuşmasına şöyle başladı:
"10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününüzü kutluyorum. Objektif habercilik anlayışıyla demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları alanındaki çabalarımıza katkı sunmaya devam edeceğinize olan inancımı da ifade etmek istiyorum.
Dünyanın dört bir yanında görevi başındayken hayatını kaybeden meslektaşlarınız var. Bu vesileyle gazetecilere yönelik her tür saldırıyı kınıyor, bu zor ve çetin meslekte ter döken herkesi saygıyla selamlıyorum."
Yeniçağ yazarlarına yapılan saldırıları ve Sözcü davası hakkındaki görüşlerini sorduğumda bakan Gül şöyle yanıt verdi:
"Gazetecilere yapılan saldırıyı nerede olursa olsun hiçbir şekilde tasvip edemeyiz.
Bu konuda daha fazla söylenecek bir söz yok. Ancak biz yürütmenin bir parçası olarak ve bir hukuk insanı olarak kuvvetler ayrılığının da çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Yargıya bir şekilde yön verme yargıya bir müdahalede bulunma imkânımız yok. Prensip olarak orayı da etkileyebilir diye yürüyen davalarda yorum yapmaktan kaçınıyorum.
Genel ilke itibariyle, yargısal süreçler kendi mecrasında görünüyor. Tahliye oldu sanki beraat etti, tutuklandı sanki… Tutuklanıp beraat edenler de oldu. Bu konuda sizler Türkiye'nin en saygın gazetecilerisiniz.
Demokrasilerin olmazsa olmazı medyadır. Gazetecilere yapılan saldırıları şiddetle, nefretle kınıyorum ve geçmiş olsun diyorum. Saldırganların tutuksuz yargılanmaları ceza almayacakları anlamına gelmez."
42 yaşında olan Adalet Bakanı Abdullah Gül'ün basın açıklamasını ve sorulara verdiği yanıtları değerlendirdiğimde dikkatimi çeken başlıklar şöyle:
- FETÖ ile hukuki mücadelede kararlı ve çok net bir duruşu var. "Yargı AK Parti'nin yargısı değil. 82 milyonun yargısıdır ve güvenilir olmak zorundadır. Yargı hiç kimseden emir almamalıdır" sözlerini yargı mensupları umarım dikkate alırlar.
- FETÖ'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması konusunda söylediği, "Hiçbir siyasetçinin bağışıklığı yoktur" ifadesi cumhuriyet savcıları ve hâkimler için "cesur olun" mesajıdır.
- FETÖ ile mücadeleyi "Tavizsiz ve kararlı" yürütülmesini vurgulaması ve "suçlu suçsuz herkesi bir torbaya, bir çuvala doldurmak FETÖ'cülere yarar. Suçlular cezalandırılmalı, masumlar aklanmalıdır" demesi de KHK mağdurları açısından önemlidir.
- HDP'nin terörle bağlantısı konusundaki soruya verdiği, "Terör demokrasiyi tahrip eder, terörü lanetlemek gerekir" ifadesi de umarım siyasi adresini bulur.
- Yargı reformu konusuna değinen Gül, "Haber verme sınırını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı yönündeki ilke tahkim edilerek ifade özgürlüğünün güvencesi artırılmıştır. İfade özgürlüğünü ilgilendiren yargı kararlarının istinaf mahkemelerinden sonra bir kez de Yargıtay tarafından incelenmesi sağlanmıştır" diye konuştu.
- Bu ifadesi sonrasında, "Reform sihirli değnek değildir" demesi dikkat çekti.
...***
Ali Karahasanoğlu 11 Ocak tarihli Star gazetesinde, "Bu kadar kıvırtmaya başınız dönmedi mi, sahtekarlar!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tayyip Erdoğan başkanlığındaki siyasi iktidar, nerelerden vurulmaya çalışılmadı ki.. Erdoğan hangi yanlışı düzeltti ise.. Bir diğeri ile karşısına çıkıp, “Mahvolduk, bittik” dediler. AK Parti’nin ilk yıllarında.. Enflasyon düşmüş, cari açık sorunu doğmuştu.. Olayı bir büyüttüler, bir büyüttüler ki.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Bu cari açık sürdürülemez. Bir gün gelir duvara toslarsınız” modundaki anlatımları yıllarca öyle süsleyerek abarttılar ki..
Kimi zaman biz de “Acaba” sorusu ile, tedirginliğe düştük..
“Cari açık” sorunu kenarda dururken, kimi zaman “Döviz” dediler.. “Dövizdeki bu yükseliş, mümkün değil durdurulamaz, toplumu patlatır” iddiasında bulundular.
Kimi zaman enflasyon kartını çıkarttılar.
Kimi zaman asgari ücretin düşüklüğü kartını..
Kimi zaman “İşsizlik” dediler..
Kimi zaman “TL bazında milli gelir” dediler..
Kimi zaman “Döviz cinsinden milli gelir” dediler..
Borsa indi ise, “İş dünyası şokta” dediler..
Altın fiyatının tüm dünyada, diğer gösterge teşkil eden değerlere göre daha yüksek oranda artış sağladığını gizleyip, sanki garip gureba akşam yemeğinde altın yiyormuş gibi, “2002’de asgari ücret ile alınan çeyrek altın sayısı ile bugünkü asgari ücret ile alınabilen çeyrek altın sayısı” karşılaştırması yaptılar..
“2002’de asgari ücret ile kaç ekmek alınıyor, bugünkü asgari ücret ile kaç ekmek alınıyor, buyur kıyasla” dediğimizde..
Kredi kartının tam da AK Parti iktidarı ile birlikte Türkiye’de hızla yayıldığı gerçeğini gözardı ederek, “17 yılda kredi kartı ile borçlanmadaki inanılmaz yükseliş” dediler..
Kredi kartı sayısındaki manipülasyonu halka yutturamadılar mı?
Kredi kartı sayısının artması ile, zaten kredi kartı harcamalarının da artmasının kaçınılmaz olacağı gerçeğini bilmiyormuş gibi, “Kredi kartı borçlanması tavan yaptı” dediler..
Kimi zaman beyaz et, kimi zaman kırmızı ette “Durdurulamayan artış” dediler..
Kimi zaman “Kanatlı hayvan üreticileri iflasta” dediler..
Kimi zaman “Konkordato sayısında inanılmaz yükseliş” dediler..
Kimi zaman enerji başlığı altında elektriği, kimi zaman doğalgazı, kimi zaman kömürü öne çıkartıp, “Halimiz harap” dediler..