Ocak 15, 2020 11:02 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: AYM 'orantısız müdahale' dedi, Wikipedia 3 yıl sonra erişime açıldı

Milli gazete:

Flaş sözler: Davutoğlu bildiklerini anlatırsa tarih yeniden yazılacak

Yeniçağ:

İşsizlikte artış

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 15 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Sorumlusu kim?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Basın ve ifade hürriyetinde ilerlemeler sağlanamadığı, aksine sıkıntıların artarak devam ettiği ve hatta ‘geriye gidildiği’ en yetkili isimlerce de ifade edilmeye başlandı.Dert bilinince devası asan ve kolay olacağına göre, yapılacak iş bellidir: Basın ve ifade hürriyetinin önündeki engeller kaldırılsın.“Yetkili isim”den kasıt, TBMM Başkanı Mustafa Şentop oluyor. Şentop, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla İstanbul’da görev yapan [bir kısım] basın mensubuyla bir araya gelmiş ve bazı değerlendirmelerde bulunmuş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Demokrasi, insan hakları, ifade ve basın hürriyeti bağlamında bakıldığında olumsuz gelişmelerin tüm dünyada olduğunu belirten Şentop, şöyle demiş: “İfade hürriyeti, demokrasi, basın hürriyeti bakımından bundan 10 yıl öncesine göre daha iyi bir durumda olduğumuzu söyleyemeyiz. Bunun dünyadaki şartlarla ve konjonktürle de ilgisi var. Özgürlük, güvenlik dengesi var. Zaman zaman bunun etkilediği bir tablo oluyor siyasette. Türkiye’yle ilgili değerlendirmeleri yaparken ülkemizi sadece kendi başına, uzayda, özel bir yere sahip müstakil bir varlık olarak değil, bu dünyanın şartları içerisinde değerlendirmek lâzım.”

Elbette ülkemiz dünyadaki gelişmelerden etkilenir. Fakat, niçin ‘en kötü durum’da biz olalım? Basın ve ifade hürriyeti ‘liste’leri yapıldığında iyi durumda olan ülkeler arasında yer almak Türkiye’nin de hakkı değil mi? İçinde bulunduğumuz olumsuz tabloyu sadece ‘dünyanın şartları’yla açıklamak inandırıcı olur mu?

“İfade hürriyeti, demokrasi, basın hürriyeti bakımından bundan 10 yıl öncesine göre daha iyi bir durumda olduğumuzu söyleyemeyiz” deniliyorsa “daha iyi durum”da olmak için gayret göstermek icap etmez mi? Niçin dünya herkes için ‘daha iyiye’ gitsin de bizim için ‘10 yıl öncesinden daha kötü’ olsun? Dünyadaki şartlar niçin en önce bizi olumsuz anlamda etkilesin? 

Son yıllarda “Aman, demokrasi ve hürriyetler noktasında geriye gidiş var. Bu gidişin ağır faturası olur. Millet zarar görür” diyenler hep susturulmadı mı?

Türkiye’de muhalif olmayı kabul etmeyen bir anlayış var. Türkiye’yi idare edenler her yaptıklarının alkışlanmasını istiyorlar. Oysa iktidar her yerde, muhalefet ise sadece demokrasilerde olur. Yapılan yanlış işlerin dahi alkışlanmak istenmesi Türkiye’yi ileri değil geri götürür ve nihayet gelinen tablo da bunu gösteriyor.

...***

Esfender Korkmaz, 15 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Büyüme-cari açık-dış borç kısır döngü"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

" Kasım  2019 ayında;Sanayi üretimi bir önceki aya göre yüzde 0.7 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5.1 oranında arttı.Perakende satış hacmi yıllık bazda yüzde 8.5 oranında arttı.Ciro endeksi yıllık olarak yüzde 14.8 oranında arttı.2018 Kasım ayında 1 milyar dolar fazla veren cari işlemler dengesi 2019 kasım ayında 0.5 milyar dolar açık verdi.Bütün bu veriler, 2019 dördüncü çeyreğinde GSYH'da büyüme olacağını ve 2019 yılının küçükte olsa artı büyüme ile kapanacağını gösteriyor."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:

...***

2018 son çeyreği ile 2019 birinci ve ikinci çeyreğinde GSYH'da küçülme oldu. Bu dönemde cari açık cari fazlaya dönüştü. Bu cari fazlanın oluşmasında kur şokunun da etkisi var. Şimdi ekonomide canlanma başladı ve yeniden cari açık da başladı. 

Öte yandan; 2018 üçüncü çeyreğinde Türkiye'nin toplam dış borç stoku 446,4 milyar dolar iken 2019 üçüncü çeyreğinde 433,9 milyar dolara geriledi.

Şimdi ithalattaki artış dış borçları da artıracaktır. Zira ithalat için gerekli döviz, kısmen de olsa dış borçlanma ile sağlanıyor.

Dış kaynağa ve ithalata bağlı kalkınma politikası sürdürülemez. Ben ortada bir politika olduğunu da düşünmüyorum. Her şey kendi akışına bırakılmış.

2019 yılı özel bir yıldır.  MB TÜFE bazlı reel kur endeksine  Eylül- Ekim  aylarında  TL nin değeri yüzde 38 daha düşük değerde idi. İthal malların TL cinsinden fiyatı aynı oranda arttığından , tüketim malları ve yatırım malları ithalatında düşme oldu. Üretimde azalma olduğu içinde ithal girdi aramalı ve hammadde ithalatı da azaldı. Tüketim malı ve yatırım malı ithalatı daha çok düştüğü için, ithal girdinin ithalat içindeki nispi payı arttı, yüzde 72'den yüzde 78'e yükseldi.

Azalan girdi ithalatı ve cari fazla, dış borçlanmayı engelledi ve dış borç stoku düştü. Şimdi büyüme ile birlikte hem cari açık oluşmaya başladı hem de dış borç stoku ister istemez artacaktır. Hükümetin kamu-özel işbirliği ile yapılan altyapı yatırımlarında müteahhitlere verdiği devlet kefaletinin nereye gideceği de henüz belli değil ve bir risk olarak duruyor. 

Büyümenin olduğu yıllarda doğrudan yabancı yatırım sermayesi ve sıcak para girişi daha fazlaydı. Hem kur artışı olmuyordu hem de döviz ihtiyacını karşılıyorduk. Artık gerek uluslar arası sermaye hareketlerinin daralması ve gerekse güven sorunu nedeniyle Türkiye'ye daha az yabancı yatırım sermayesi geliyor. 2019 yılında gelişmekte olan ülkeler giden yabancı sermayenin yalnızca yüzde biri Türkiye'ye geldi.

...***

Ahmet Ulusoy, 15 Ocak tarihli Yenişafak gazetesinde, " Ödemeler bilançosu verileri ne ifade ediyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Ödemeler bilançosu, bir ekonomide yerleşik kişilerin diğer ekonomilerde yerleşik kişiler (yurtdışında yerleşikler) ile belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemlerin sistematik kayıtlarının tutulduğu bir belgedir.Burada esas önemli alt ana kalem; mal ve hizmet ticareti ile birincil ve ikincil gelir hesaplarını kapsayan cari işlemler hesabıdır. Cari işlemler hesabı ile sermaye hesabı toplamı her zaman finans hesabına eşit olması gerekir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Finans hesaplarındaki hareketlerin içerisinde portföy yatırımı ve doğrudan yabancı sermaye yatırımı var.

Cari işlem açıklarının finansman kalitesini ve sürdürülebilirliğini ortaya koyma bakımından nasıl finanse edildiği önemlidir.

Cari işlemler dengesinin uzun yıllardır açık verdiği, bunun iç tasarruf yetersizliği anlamına geldiği ve dış borç stokunu bir hayli büyüttüğü bilinmektedir.

Bu yıl cari denge (kasım ayı itibariyle 518 milyon dolar açık verse de) yıllık olarak 2,72 milyar dolar civarında fazla verdiğini görmekteyiz.

Verilen cari işlemler fazlasının hem iyi hem de kötü tarafı var.

İyi tarafı, bir dönem 70 milyar dolar civarında seyreden bir cari açığın, bir borçlanma ihtiyacının (döviz ve faiz baskısı dolayısıyla istikrarsızlığı olmayacak), en azından bu yıl sıfırlanmış olmasıdır.

Bir başka iyi taraf da Merkez Bankası döviz rezervlerini artırıcı etkisidir.

Cari fazla verilirken bunun nerden kaynaklandığına da bakmak gerekiyor. Çünkü cari fazlanın nedeni ve sürdürülebilirliği olayın olumlu-olumsuz tarafını gösterecektir.

Evet, ihracat gelirlerimiz arttı, ithalat giderlerimiz çok daha hızlı bir şekilde azaldı. Dış ticaret açıkları oldukça düştü (dış ticaret açığı 11 ayda yüzde 48,8 azalmış), diğer cari işlem gelirleriyle (turizm gelirleri v.s.) aradaki fark kapatılıp pozitife dönüştü.

Bu tablo iyi gibi ama derine indiğimizde karşımıza birtakım olumsuz görüntüler de çıkmaktadır.

Bir olumsuzluk; ihracatta kur artışıyla yakalanan fiyat avantajının çok iyi değerlendirilemediği konusu. İhraç mallarının ağırlığı artmış (miktar endeksi), değeri azalmış. Yani daha çok satıp daha az gelir elde etmişiz. Toplamda ihracat geliri 2019’un 11 ayında sadece yüzde 1,8 artmış.

Bir başka olumsuz görüntü ise ithalattaki büyük ölçekli daralmadır. Cari açığın fazlaya dönüşmesinin önemli nedeni de budur. Özellikle ara ve yatırım malları ithalatı ile ilgili bir daralmayı yansıtmaktadır.

Bunun anlamı şudur; Türkiye ekonomisi ithal ara ve yatırım mallarına bağımlı bir ekonomidir ve ithalattaki bu aşırı daralma içerideki üretimin azalması anlamına gelmektedir. Son büyüme rakamları da bunu teyit etmektedir.