Ocak 19, 2020 09:50 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye, TANAP’ta BP’nin isteği üzerine değişikliğe gidiyor

Karar:

Faiz yükü azaldı, konuta ilgi patladı

Yeniçağ:

Emperyalizm, Türkiye'yi kıskaca almak istiyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Faraç, 18 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Banka, faiz, çöküş!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Toplumu derin bir kıskaçta tutan buhranlar sadece ekonomik sıkıntıların cenderesinde halkın boğazını sıkmıyor, aynı zamanda bunlardan kaynaklanan sosyal sorunlar insanları içinden çıkılması zor sorunlara da mahkum ediyor...Örneğin; Ecevit hükümeti döneminde bir esnafın yazar kasayı başbakanlık önünde yere savurması aylarca konuşulmuşken, Türkiye'de her yıl 100 binden fazla esnafın kepenk kapattığına dikkat çeken araştırmalar partilerin, sendikaların, dernek ve vakıfların raporlarında kalıyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Çünkü medyanın yüzde 80'inden fazlasını denetimi altında tutan iktidar, ülkeyi çıkmazda- yurttaşları buhranda tutan meselelerin haber olmasını bile engelliyor...

Bu konularda çalışanlar baskı altında tutuluyor, ekonomik sıkıntıdan yakınan şirketler-holdingler vergi memurlarının baskınına uğruyor ve Türkiye, sosyal sorunları vahim boyutlara ulaştıran ekonomik sıkıntıların ne tür yıkımlar getirdiğini çok net göremiyor...

Bu ülkede son 5 yıldır ekonomik sorunlar ve yurttaşların bu yüzden içine düştüğü bataklık derinleşirken, güllük gülistanlık tablo çizenlerin kendilerini kurtarıcı gibi pazarlaması ne kadar da acı...

Evet; konu madem hafıza- unutkanlık- arşiv üçgeninde bizlere unutturulan yaşamsal sorunları bir kez daha anımsatma görev veriyor, o halde Yeniçağ'ın geçmiş 5 yıllık manşetlerine göz atalım;

- 5 Temmu 2015: Yılın ilk 3 ayında kredi alan toplam 2 milyon 767 bin vatandaşın 1 milyon 273 bini 25-36 ay vadeli borç yükü altında. 2015 yılı Mart sonu itibariyle tüketici ve konut kredisi borcu olan vatandaş sayısı 17,7 milyon kişiye, borç miktarı da 271,2 milyar liraya çıktı. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre yılın ilk 3 ayında tüketici kredileri ile konut kredilerinin toplam tutarı 44 milyar 911 milyon lira oldu...

- 06 Şubat 2017: 2016 yılında bir önceki yıla göre; bireysel kredi kartlarının tutarı yüzde 4,7 artarak 83 milyar 400 milyon liraya yükseldi... Tüketici kredilerinin toplamı yüzde 10,3 artarak 337 milyar 600 milyon liraya ulaştı... Tüketicilerin bankalara toplam borcu yüzde 9,12 arttı ve yaklaşık 420 milyar lira olarak gerçekleşti...

- 8 Aralık 2018: CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan'a göre, vatandaşın 2002 yılındaki banka borcu 6 milyar 600 milyon lirayken Aralık 2018 yılı itibarıyla 520 milyar liraya çıktı... Ayrıca vatandaşın takibe alınan kredi borcu Aralık ayı itibarıyla 29  milyar 350 milyon lira...

Takibe alınan krediler 48.7 milyar lira artışla 26 Kasım itibarıyla, 142 milyar liraya ulaşarak yeni bir rekor kırdı.

Velhasıl vatandaş, 2003- 2019 arasında bankalara toplam 511.2 milyar lira faiz ödemiş oldu...

Yazının başından itibaren sıralanan saptamalar ve Yeniçağ'ın 2015- 2019 yılında sürekli manşette tuttuğu ekonomik raporlar Türkiye'nin adım adım çöküşe gittiğini, vatandaşın ise artık nefes alamaz hale geldiğini gösteriyor...

…***

Akın Aydın, 18 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Kanal İstanbul şimdiden bulandı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kanal İstanbul tartışmaları, tartışmadan çıktı atışmaya dönüştü. İktidar, "ben ne olursa olsun yapacağım" derken İBB de, "ben de bu kanalın yapılmaması için elimden geleni yapacağım" diyor. Tabi ağızlardan çıkan sözler, Karadeniz'in dalgaları gibi çok sert. Diğer taraftan da Marmara'nın suları gibi çok bulanık. Açıklamalar birbirini tutmuyor, taban tabana zıt ve bir önceki açıklamaları yalanlayan cinsten. Kanal İstanbul denince vatandaşın aklına gelen ilk şey rant! Öyle değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

İBB Başkanı Sayın İmamoğlu çıktı dedi ki, "2011'den bu tarafa proje alanı içerisinde 30 milyon metrekarelik arazi oynaması yapılmış. İsterlerse detayları veririz." 

Ama iktidar detay istemedi ve rant iddialarını kesinlikle reddetti. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum; "Kanal İstanbul güzergâhı üzerinde arsa rantına müsaade etmeyeceğiz" dedi.

Hatta Sayın Kurum çıtayı çok daha yükseğe çıkararak; "Daha önce hiçbir projede yapmadığımız gibi burada da bir arsa rantı söz konusu değildir. Arsa rantına asla izin vermeyiz, böyle bir durum yok" dedi.

Tabi akla ilk gelen soru; kim kâr edecek sorusudur. 

Örneğin bu güzergahta 53 dönüm arazi alan Kuveyt vatandaşı Wael N Y Alnusef mi?

Ya da aynı bölgede 9 dönüm arazi kapatan Suudi Arabistanlı iş adamı Sulaıman Al Muhaıdıb mi?

Yoksa Kanal İstanbul güzergâhında 44 dönüm arazi satın alan Katar Emiri'nin annesi Şeyha Moza mı?

Bir şık daha var! İş arayan, iş bulamayan veya asgari ücretle geçim derdine düşmüş ama Kanal İstanbul'u hararetle savunan vatandaşlarımız mı bu ranttan pay alacaklar?

Ha! Bir de CHP'liler bu ranttan bayağı bir pay alacaklarmış! Ben demiyorum. AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan diyor: 

"CHP'liler, Kanal İstanbul güzergahında çok ciddi arsalar aldılar, araziler kapattılar."

Bir başka bulanıklık da akıllı şehir başlığında oluştu. İlk günlerde bu güzergahta 1,2 milyon kişilik akıllı şehirler kuracağız demiştiler. 

Ne oldu, nasıl olduysa şimdi 500 bin kişilik akıllı şehirler kuracağız diyor ve ekliyorlar, "İstanbul dışından kimse gelmeyecek."

Hadi canım!

Gerçeklere gelelim. Diyanet'in fetvasına rağmen inşaat sektörü artık ayağa kalkamaz. Türkiye'nin parası yok. Kasa boş. Vergi, ceza ve zamlarla ekonomi gitmez.  Kimden gitti bu paralar? Senden, benden. Kime gitti? Rantçılara. Neden gitti? Çılgın projeler yüzünden.

…***

Akif Beki 18 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “Bunu okumadan kanal İstanbul’a hücum etmeyin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cuma çıkışı söylediklerini, işine geldiği gibi anlamaya hazır paragözlere uyarımdır. Yeşil ışık yakıldı diye hemen sevinmeyin, madalyonun bir yüzü daha var! Dün gördüğünüz yüzünde, Cumhurbaşkanı'nın şu sözleri yazıyor: "Bir şey ortaya çıktı, CHP'liler burada yer kapatıyor diye. Bu da benim derdim değil. Alıcısı bellidir, satıcısı bellidir. Alırsa alır. İspanya'da, Miami'de yer alanlar var; kimse niye yer aldın diyor mu? Ülkemizde yasal düzenlemeler yaptık, yabancılara da bu arazilerimizin satışlarını açtık..."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Fakat geçen yıl tam bu zamanlar, madalyonun öbür yüzünü de şöyle göstermişti Cumhurbaşkanı:

"Böyle gelmiş, böyle gider diyemeyiz. Denizlerimizin kenarlarında, orman alanlarımız, buraları betona, toprağa çevirme gayreti içinde olanlar var. Ya şu para var ya, nelere muktedir. Bu kapitalizm nelere muktedir. Orman morman ne var ne yok kesiyor, atıyor, götürüyor. ‘Oraya bir dikey mimari yapayım, malı götüreyim’. Yapılan bu. Doğa şöyle olmuş, böyle olmuş umurunda değil. Bize de örnek veriyor, Manhattan şöyle. Ya bırak, batsın senin Manhattan’ın. Sanki orada yaşayanlar çok mutlu. Değiller. Çevre Şehircilik Bakanıma da söylüyorum. Kimsenin gözünün yaşına bakma. Yıkmaksa yıkacağız. Ama daha önce bu müsaadeyi almış, orada yapacak bir şeyimiz yok, hukuken bitirmişler bu işi. Ama böyle bir şey olmamışsa kesinlikle müsaade yok..."

Bilmem anlatabildim mi!

Dün söylediklerini daha önce söyledikleriyle birlikte okumayan para babaları yanar, benden söylemesi.

Paranız var diye kıyıları yağmalamaya muktedir olduğunuz anlamına gelmez. Tasarlanan 'Kanal İstanbul' kıyıları da buna dahil.

Çılgın proje daha kağıt üstünde talana açılmış değil, bu sözleri 'hücum ruhsatı' zanneden çok yanılır.

Son açıklamanın bağlamı CHP'liler olabilir ama dikkatinizi çekerim, Cumhurbaşkanı bilvesile umuma hitap ediyor. Muhatabı genelleştirdiğini, gözde araziye göz diken herkesi eşit tuttuğunu, kendi ifadelerinden rahatlıkla çıkarabilirsiniz.

Zaten aksi düşünülebilir mi?

Herkesin parası satın almaya yeter ama yalnızca şunların parası ranta çevirmeye, vurgun vurmaya muktedirdir gibi bir ayrımcılık ihtimalini aklınızdan bile geçirmeyin.