Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Libya Konferansı işe yaramadı mı? Ateşkes ihlal edildi
Yenimesaj:
Çelişkili gerekçe: MİT raporu tahminmiş!
Yeniasya:
ABD ve İsrail'in ortak hedefi Libya'ya BOP dizaynı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara, 19 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Demokrasi ortak paydasında birleşmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin daha ikinci senesini doldurmadan aksayan, eksik yönlerinin ortaya çıkması ve Türkiye’ye uymadığının yüksek sesle ifade edilmesi “demokrasi ve demokratlık” kavramlarının da yüksek sesle dillendirilmesine sebep oluyor. Son günlerde “demokrasi ortak paydasında birleşme” sözü sıkça duyulmaya başlandı. “Senin gibi düşünmeyenlerin de haklarını, hukuklarını savunma”nın kısa adı demokrasi ve demokrat kavramları ile ifade ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’nun kurmaylarından Etyen Mahcupyan’ın “Demokrat olmak, başkalarını demokratlığa çağırmak ve bu zeminde ittifaklar kurmak istiyoruz” demesi bunun göstergelerinden birisi oldu. Geçmişte “Demokrasi küfür rejimidir” diyenlerin dahi demokrasiden, hürriyetlerden bahsetmesini de burada zikretmelerini de not etmek gerekiyor.
Bütün bunları neden anlattık, açıklayalım. Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gazetelerin Ankara temsilcileri ile 2019 yılını değerlendirdiği bir toplantı yapmış, biz de orada gazetemizi temsil etmiştik. Toplantı başlamadan önce gazetelerin durumu, uygulanan akreditasyon, basının sıkıntıları konuşulurken kendisine bir yılı aşkın bir süredir başta genel yayın yönetmenimiz olmak üzere 35 basın kartlı personelimizin basın kartlarının, hatta sürekli basın kartlarının dahi yenilenmediğini söylemiştik.
Geçtiğimiz Salı günü partisinin grup toplantısında gerek sıkıntıda olan diğer gazeteler gerekse de basın kartlarının değiştirilmeme meselesini ifade eden Kılıçdaroğlu’nun “Görüşlerini beğenmesek bile, siyaseten farklı düşünsem bile ‘demokrasinin gereği olarak’ her kişinin yazmasını, yorum yapmasını, haber yapmasını da büyük bir saygıyla karşılayacağız” demişti.
Evet, şiddeti ihtiva etmediği sürece her görüşe saygı göstermek eğer basın ve düşünce hürriyeti ise buna uymak gerekiyor. Demokrasinin gereği de bu… İşte bu yüzden demokrasi ortak paydasında buluşmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Türkiye’nin ihtiyacı da budur.
“Çok sesli, etkin, herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirebilen medyanın varlığı, demokratik ve şeffaf toplumun olmazsa olmaz koşuludur.”
Devleti yönetenlerin başlıca görevi vatandaşlarının refah içinde yaşamasını temin etmek olmalı. Vatandaşlar arasında gelir dağılımının eşit olduğu, insanların açlık sınırın üstünde olduğu bir ülkeyi inşa etmek ülke yöneticilerin en başta gelen görevi. Bunun yanında insanların korkusuzca sokaklarda gezebildiği, korku ikliminin olmadığı, hürriyetlerin geniş şekilde uygulandığı bir ülke de her vatandaşın hakkıdır.
Ülkemizde ekonominin iyiye gittiğini söyleyemeyiz. Ekonominin iyi olduğunu söyleyenler olsa da bütün göstergeler ve insanların yaşantısı bunu tekzip ediyor. Kaldı ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Ekonomide her şey iyi demekle çarklar dönmüyor, tencere kaynamıyor. Bunun için somut gelişmelere ihtiyaç vardır” demesi ekonominin kötü gittiğini söyleyenleri eleştirenlerin sesini kestiğini gösteriyor.
...***
Esfender Korkmaz, 19 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Eksi faiz riski"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçtiğimiz perşembe günü Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 12'den yüzde 11,25'e indirdi. Gerekçe olarak, enflasyondaki iyileşme, ülke risk priminin gerilemesi ve yatırımlarda genişleme sağlanması açıklandı. MB gösterge faizini daha yüksek, söz gelimi 2 yüzdelik puan indirseydi yanlış olurdu. Piyasa uyum sağlamakta zorlanırdı, risk artardı. Daha düşük indirmiş olması isabetli olmuştur. Yine de Türkiye açısından bakarsak bu günkü koşullarda risk artmıştır."diyen yazar, yazısının devamına şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Yatırımların teşviki açısından düşük faiz, hatta eksi faiz etkilidir. 1960-1980 arasında imalat sanayiinde yüksek büyümede eksi faizin ve teşviklerin etkisi de yüksek olmuştur.
Ne var ki bu günkü koşullarda ekonomide yüksek kırılganlık, hukuk ve demokraside güven kaybı, toplumda kutuplaşma ve AB çıpasının kaybolması, yatırım hevesini kırmıştır.
Enflasyon açısından faiz riski, reel faiz olarak ortaya çıkar.
Kısa vade olarak, Ocak ayında TÜFE oranı yüzde 11.30 dolayında olacaktır. MB beklenti anketine göre, 2020 yılı TÜFE beklentisi yüzde 10,01'dir.
MB verilerine göre; Halen bankalarca TL olarak açılan mevduata uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranları ile yüzde 11.30 enflasyona göre hesaplanan, stopaj sonrası ele geçecek reel faiz oranları şöyledir :
Bu günkü faiz oranları değişmezse, gerçekleşecek ocak ayı ve beklenen enflasyona göre mevduat sahibinin eline eksi faiz geçecektir. Etkileri;
Eksi faiz, yabancı sermaye girişlerini olumsuz etkiler. MB verilerine göre; 2019 yılı Ocak- Kasım 11 ay itibariyle, yurt dışı yerleşikler devlet iç borçlanma piyasasında 3,1 milyar dolar net satış yapmışlar. Eksi faizler hem girişi düşürecek, hem de çıkışa neden olacaktır.
Cuma günü, BİST 100 arttı, Kurlar düştü, gram altın arttı. Faizlerin düşmesi, eksi reel faiz tasarrufların mevduattan borsaya, altına ve dövize gitmesine neden olur. Ancak ilk gün Dolar ve Euro'da tersine düşüş var, fakat bu geçicidir.
Merkez Bankası TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, Ocak ayında TL kuru yüzde 24 oranında daha düşüktür.
Merkez Bankası Döviz mevduatı karşılık oranı bir yıla kadar yüzde 21.00'dir. Yani bankalar her 100 liralık döviz mevduatının ancak 79 lirasını satabiliyor. Döviz mevduatının cazibesi düşüyor.
MB Dolar mevduatı MB karşılıklarından komisyon binde 25 ve diğer döviz mevduatı karşılıklarından on binde 25 komisyon alınacağını açıklamıştı. Bu kararla bankalar döviz hesaplarına daha düşük faiz verecekler ve döviz hesaplarının cazibesi düşecektir.
Gerçekte ise Türkiye şartlarında tasarruf sahibi faiz getirisinden ziyade parasının değerini korumak için döviz tevdiat hesabı açıyor. Netice olarak bu kararın dolar talebine etkisi marjinal kalacaktır. Daha önemlisi de kısmen de olsa dövizin yurt dışına çıkmasına veya yastık altına girmesine neden olacaktır.
Ekonomi kırılgan olduğu ve risk yüksek olduğu için Türkiye şartlarında reel faiz oranlarının en az yüzde 3.5 - 4 olması gerekir.
...***
İsmet Özçelik, 19 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "ekonomik riskler azalıyor, ama"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"ABD Ortadoğu’da zorda. Bölgeden çekilmeyi tartışıyor. Temsilciler Meclisi’nde, Senato’da kafalar karışık. “Nasıl bu hale geldik?” sorusuna yanıt arıyorlar. “Türkiye’yi kaybetmeyelim” sesleri yükseliyor. ABD öyle sıkıştı ki; Türkiye’yi sıkıştırması zor. Yaptırımları konuşmuyorlar. Halkbank soruşturması beklemede. Türkiye’yi tehdit edecek hali yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yukarıda saydıklarımız... Hepsi ekonomimiz için riskti. Bu riskler zayıfladı. Şimdi iyi düşünüp kararlar alınmalı. Bundan sonrası iktidara düşüyor. Kanal İstanbul fantezisi; Kamuda saltanat; Yandaşları kurtarma; Kamu bankalarının kaynaklarının eşe dosta harcanması; Yüksek maliyetlerle dövizin baskı altına alınması; Yeni hatalara tahammül kalmadı. Ekonomik kriz ciddiyetini koruyor.
İktidar destekçilerine bakarsanız işler tıkırında. Ekonomide hiçbir sıkıntı yok. Bütçe açığı tehlikeli boyutta artmasına; Cari açığın yükselişe geçmesine; Çifte açıkla büyümenin çıkmaz sokak olmasına; İhracat artışının durmasına; Kredi ve tüketime dayalı büyümenin risklerine; Yatırımlardaki düşüşe; Doğrudan yabancı yatırımlardaki azalmaya; Sanayide üretimin yavaşlamasına; İşsizlik rakamlarına; Genç işsizlerdeki sayısının büyümesine; Piyasalardaki durgunluğa; Çiftçinin tarladan çekilmesine, ... Gözlerini kapatıyorlar. “Kurbağanın soğuk suya atılıp haşlanması durumu” yaşanıyor. Muhalefete gelince, her şey kötü. Çözüm değil karamsarlık yayıyorlar. İşlerin kötü gitmesinden sevinçliler. İktidarda da, muhalefette de; “Mutluluğum cehaletimdendir” havası var...
Sıkıntı büyük. Ak Parti’nin tek başına sorunların üstesinden gelme şansı yok. İktidar, muhalefet; Herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Ülke hepimizin. İşsizlik kronik hale geldi. Yapılacak iş de belli. Üretimin desteklenmesi şart. Sanayide, tarımda başka yol yok. Dünyada yaşanan olumlu gelişmeler iyi değerlendirilmeli.