Ocak 21, 2020 10:08 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Maaş zamlara yetmiyor

Karar:

BM Türkiye-Libya mutabakatını inceleyecek

Yeniasya:

Sen çalış ben yiyeyim düzeni

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı, 20 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Cumhurbaşkanı kendini İstanbul’un da başkanı sanıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı, İstanbul Belediye Başkanı iken bir Bakan’a “İstanbul’la ilgili her şeyi benimle konuşmak zorundasınız. Ben şehrin belediye başkanıyım, beni aşamazsınız” diyordu. O dönemde de bu ülkenin bir Cumhurbaşkanı vardı, başbakanı ve hükümeti vardı! Bunların hiçbiri İstanbul’u sana bırakamayız demedi...Ama şimdi Kanal İstanbul üzerinden, İstanbul’a sahip çıkmak isteyen seçilmiş İmamoğlu’na “İstanbul’un projeleri bu şehrin mahalli yönetimlerine bırakılamayacak kadar önemlidir” diyor, şaşırdık mı? diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İstanbul, AKP’nin tüm servetini İstanbul üzerinden kurduğu ve iktidara yürüdüğü kenttir. Bu kentin, ebedi ve ezeli dünyanın en büyük rant kaynağı olduğunu, bu rantı kentle paylaşmak yerine kendine akıtmanın neler yarattığını bilir.

Cumhurbaşkanı, İstanbul’u kaybettiğini hiçbir zaman kabul etmedi. İktidar, 31 Mart seçim sonuçlarını elinin tersiyle itti. Böylece “milli irade” diye göklere çıkardığı ve demokrasiyi sandığa ve sonuçlarına tapınmaya indirgediği millet iradesinin, kendileri açısından öyle her zaman “matah bir şey” olmadığını ilan etmiş oldu.

Cumhurbaşkanı zaten demokrasiyi, istediği istasyon gelince inilecek bir trene de benzetmişti.

31 Mart 2019 İstanbul, inilen istasyonun adı olarak tarihe geçti.

Umarım bu tarih kalıcı değil, geçici olur.

Ama tartışmalı durum da sürüyor. Seçilmiş belediye başkanının ve dolayısıyla İstanbul halkının, burada yaşayanların Kanal’a itirazlarını, iradesini hiçe sayıyor, itirazların zerresini tartışmıyor. Bu aynı zamanda seçim sonuçlarını yine elinin tersiyle itmek demektir.

Asgari şunu yapması gerekir. Daha çok önceden İmamoğlu’nu çağırır, planı programı ortaya koyar, İstanbul’a kazandıracakları, kaybettirecekleri, maliyeti, depremi, Montrö’yü, Trakya’yı vb. ne varsa karşılıklı görüş alışverişi yapar; itirazları alır, akıl ve ülke yararı süzgecinden geçirir..

Cumhurbaşkanı için böyle bir şey hiç olabilir mi?

İstanbul’un geleceğini, kaderini etkileyecek, belirleyecek, maddi olarak da dünyanın en büyük projelerinden birini, İstanbul tartışmayacak da bu millet ve ülke tartışmayacak da, itirazlarını açıklamayacak ve sonuçta karşı çıkmayacak da, başka ne olacak?

İmamoğlu, seçmenine, İstanbul’a ihanet mi etsin!

Yine Kanal üzerinden şöyle demişti geçen ay: “..daha şimdiden birileri yapamazsınız diyor. Müteahhitlere de tehdit savuruyorlar: ‘Sakın ha bu ihalelere katılmayın. Katılırsanız biz iktidara geliyoruz, gelince bu aldığınız ihaleyi iptal ederiz’ Yahu sen zaten iktidara gelemeyeceksin ki. Bu millet size bu ülkede iktidar vermez.”

Niye vermesin? İstanbul’u, Ankara’yı, dizi dizi büyükşehiri sizden aldı muhalefete verdi. Başarısızlığınızı tescilledi. İktidardan düşürdü. Türkiye’yi yerelde muhalefet yönetiyor!

Şüphesiz bunların hiçbiri gerçekleşecek değil. Bu düşünceleri cebinde taşıyanlar, seslendirenler var... Küçük ortak var... Hepsi çöp.

...***

Ali Ünal Emiroğlu, 20 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Adalete yönelmeyen yargı mı!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Garip şeyler oluyor  yargıda… Mahkeme sanık hakkında müebbet, yani ömür boyu hapis cezası verirken bir üst mahkeme beraat diyor ve bitmiyor; Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) beraat diyen yargıçların topunu birden görevden alıyor. Salıverilmiş olan sanık da tekrar tutuklanıyor."Tiyatro" gündemdeyken bir ortaoyunu mu sergileniyor yargıda? Adalete yönelmeyen hukuk hukuk değildir. Yerel mahkemelerin kararları bir üst inceleme yeri olan yüksek mahkemelerde incelenir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

15 Temmuz darbe girişiminden yargılanarak müebbet yiyen eski asker Metin İyidil, bir üst mahkeme istinafta beraat ettirildi. Akabinde hakim ve savcıların amiral gemisi HSK, beraat kararı veren hakimleri görevden aldı. "Yok artık!" dedirtecek bir durum. Hepi topu 3 günlük bir süreç.

Yürürlükteki anayasanın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlığını taşıyan 2.maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olduğunu belirtmektedir.

Bir hukuk devletinde yasama-yürütme-yargı güçlerinin belirli bir denge içinde olması ve böylece yargının tarafsızlığının sağlanması için zorunlu ve gerekli koşul, yargının diğer erklerden (yasama-yürütme), bağımsız olmasıdır. Yargı bakımından bağımsızlık, sadece diğer erklerden bağımsızlıkla da sınırlı değildir; yargının işleyişi diğer toplumsal güçlerin müdahalelerinden, dahası yargıçların kendi meslektaşlarından gelebilecek müdahalelerden de korunmasını içerir.

Bağımsızlık bakımından en önemli koşul, yargıç ve savcıların mesleğe kabul ve atamaları da kapsamak üzere onları yakından ilgilendiren pek çok konuda karar veren makamın diğer devlet erklerinden bağımsız bir yapıya sahip olmasıdır.

Türkiye'de bu konularda karar veren makam HSK olduğuna göre, öncelikle bu kurulun yapısı üzerinde durmak gerekmektedir.

...***

Orhan Uğuroğlu, 20 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Müebbet mi doğru, beraat mı doğru?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ağırlaştırılmış "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezası alan bir davalıya, aynı dosyada hiçbir hukuki belge ilavesi olmadan, hiçbir yasa değişikliği olmadan "beraat" verilebilir mi? Türkiye'de verilir… 17 yıllık AKP iktidarının Türk yargı sistemine yaptığı en büyük kötülük yargıyı cemaat / siyaset ikilisine teslim etmesidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Peki, soruyorum şimdi:

- Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası mı doğru?

- Beraat kararı mı doğru?

Her ikisi de mahkeme, her iki mahkemede de hukuk fakültesi mezunu hâkimler görev yapıyor ve iki mahkeme siyah ile beyaz kadar zıt karar veriyor.

FETÖ 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) Eğitim ve Doktrin Komutanlığı (EDOK) Muhabere ve Muharebe Eğitim Destek eski Komutanı Korgeneral Metin İyidil yargılandığı Ankara 2'nci Ağır Ceza Mahkemesince "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırıldı.

Avukatı kararı temyiz etti.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20'nci Ceza Dairesi, Metin İyidil hakkında verilen "ağırlaştırılmış müebbet hapse" ilişkin hükmü kaldırıp "beraat ve tahliyesine" hükmetti.

Metin İyidil tahliye edildi. Aynı Daire reddetti.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcılığı "hukuka aykırılık" gerekçesi ile beraat ve tahliye kararına aynı mahkemeye başvurarak "karar düzeltilmesi" talebinde bulundu.

20. Ceza Dairesi, "sanığın, atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli, somut, kesin ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı gerekçesiyle dairemizce verilen beraat kararına bağlı olarak sanığın tahliyesine karar verilmiş olması karşısında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır" gerekçesi ile kararın düzeltilmesine yer olmadığına karar verdi.

Daire, dosyayı itirazı değerlendirmesi için 21. Ceza Dairesi'ne gönderdi.

Savcılığın yazılı talebini değerlendiren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21'inci Ceza Dairesi tarafından isnat edilen suç ve kaçma şüphesi gözetilerek hakkında "tutuklamaya yönelik yakalama" kararı çıkarıldı.

Beraat ve tahliye veren 20. Ceza Dairesi heyeti hakkında inceleme ve soruşturma başlatan kurul, daire başkanı Hulusi Gül, üyeler Hakan Tural ve Alaattin Akdere'yi görevden aldı.

HSK tarafından "görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettikleri" gerekçesiyle haklarında inceleme başlatılan;

- Hulusi Gül Çorum'a,

- Hakan Tural Eskişehir'e,

- İsa Karakoç ve Alaattin Akdere Konya'ya tayin edildi.

Hak, hukuk ve adalete olan saygımı, vatan haini olan FETÖ'cülere karşı acımasız ve sert tavrımı bilirsiniz.

Şimdi HSK başkan ve üyelerine başkaca hiçbir gazeteci ve televizyoncunun soramadığı soruları soruyorum:

1- Metin İyidil dosyasını incelediniz mi?

2- "Ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezası veren Ankara 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararının "doğru" olduğunu biliyor musunuz?

3- Ankara 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin başkan ve üyelerini neden görevden almadınız?

4- Tekrar "tutuklama" kararı veren 21. Ceza Dairesi mahkemesinin kararının "doğru" olduğuna mı inanıyorsunuz?