Ocak 25, 2020 09:26 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Elazığ'da arama kurtarma çalışmaları devam ediyor

Karar:

6,8'lik depremde bilanço ağırlaşıyor

Yenişafak:

Türkiye kenetlendi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz, 24 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hak yerini bulacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Özdabak’la birlikte yargılandığımız malûm davanın görülen son duruşmasında İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesinin üç duruşmada üçüncü defa değişen heyeti önünde şunları ifade ettik:Esas hakkındaki savcılık mütalâası, heyetinizce ilk aşamada iade edilmiş olan iddianamedeki iddiaların tekrarından ibaret.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Oysa bu iddiaların tamamı mahkemenize sunduğumuz savunmada ve davanın 2 Mayıs’taki ilk ve 24 Ekim’deki 2. duruşmalarında tek tek cevaplandırıldı ve çürütüldü. Sonradan dosyaya eklenen, ama esas hakkındaki mütalâada hiç değinilmeyen diğer iddianamedeki iddiaların cevaplarını da verdik. 

Her biri kendi bağlamında değerlendirilmesi gereken ve bu bağlam ve anlamı savunmalarımızda teferruatlı bir şekilde açıkladığımız tweet, haber ve yazılardan “örgüt propagandası” sonucu çıkarmak hukuk, adalet ve vicdan ölçüleriyle bağdaştırılamaz. 

Yakın dönemde AİHM ve AYM’nin Mehmet Altan, AİHM’in Alpaslan Altan, AYM’nin Ayşe Öğretmen ve barış akademisyenleri için verdikleri kararlarla da çelişir. Son dönemde yasalaşıp yürürlüğe giren yargı reformu paketinde TMK’ya eklenen “Haber ve eleştiri niteliğindeki yayınlar terör örgütü propagandası suçu oluşturmaz” düzenlemesine de ters düşer. 

Ayrıca, hakkımda “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla açılan soruşturmada savcılık takipsizlik kararı vermiştir ve bu karar dava dosyasında mevcuttur. Bir insanı, üyesi olmadığı bu kararla da tescil edilen bir “örgüt”ün propagandasıyla suçlamak nasıl bir mantıktır? 

Bize yöneltilen suçlamalara, bağlamından koparılıp çarpıtılarak dayanak gösterilen tweet, yazı, haber ve karikatürlerin hiçbirinde, “terör örgütü propagandası” suçunun temel unsuru olan “şiddete çağrı, teşvik ve tahrik eylemi” söz konusu değildir. 

Bütün yayınlarımız herkesin sahip olması gereken bir hukuk, adalet, vicdan duyarlılığının ifade ve belgeleridir. Kararınızın da bu duyarlılığı yansıtan bir karar olması dileğiyle mahkemenizden beraatimizi talep ediyorum.

Karar: Bana 1 yıl 8 ay, Özdabak’a 1 yıl 6 ay 22 gün hapis. Ne şartlarda verildiği belli bu karara itiraz edeceğiz. Hukukî süreç devam ediyor. Hak ve adalet yerini bulacak inşaallah.

…***

Esfender Korkmaz, 24 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Popülizm karın doyurmuyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen yıl, 2019’da, elektriğe ve doğalgaza Temmuz ve sonrasında iki defa yüzde 15'er oranında zam yapıldı. Kümülatif zam oranı yüzde 32 oldu. Buna karşılık 2019 yıllık TÜFE oranı 11.84 oldu. TÜFE'ye göre hesaplarsak, elektrik ve doğalgaz fiyatları 2019 yılında reel olarak yüzde 18 oranında arttı. Bu demektir ki, vatandaşın doğalgaz ve elektrik için satın alma gücü aynı oranda azaldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu şartlarda bile siyasi iktidar popülizm, beka sorunu sloganı, algı yaratma projeleri yapıyor. Gerçekte insanlar sıkıntı ve geçim derdinde iken,  soğuktan titrerken bütün bunlar halk nezdinde eksi yazıyor ve ters tepiyor. 

Siyasi partiler,  "bu gün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" 'diye sürekli anket yaptırıyorlar. Siyasi eğilimi ölçtürüyorlar. Ancak, neden oyumuz düşüyor? sorusu için anket yaptırmak akıllarına gelmiyor.

Sonuçları tartışılmasına rağmen TÜİK'in anketlerine de bakmıyorlar. Dün tüketici güven endeksi 58.8 olarak açıklandı. Tüketici güven sınırı 100'dür. Altı güvensizliği gösteriyor. 2018 Haziran ayında 70 olan bu endeks sonra düşmeye başlamış ve 2018 ekim ayından 2020 ocak ayı dahil bu güne kadar en düşük seviyede yüzde 58 seviyesinde seyretmiş. Yani uzun zamandır tüketici  güven kaybı yaşıyor. Başka bir ifade ile enflasyon ve işsizlik gibi, güvensizlikte kronikleşti.

Normalde başta siyasi iktidarın, sonra siyasi partilerin anketler yaptırarak halkın sorunları nedir? Ne bekliyorlar? Çözüm önerileri var mı? belirlemeleri gerekir. Politika ve proje üretemeyen iktidarlar korku imparatorluğu yaratırlar. Ya da halkın dikkatini farklı alanlara çekmeye çalışırlar. Ama tekrar etmek gerekirse, ''aç ayı oynamaz.''

Popülist politikalar hangi ülkede olursa olsun kısa dönemli siyasi yarar sağlamak üstüne kuruludur. Popülizm orta ve uzun dönemde ülke kaynaklarının etkin kullanılmasını engeller. GSYH'da büyüme sürdürülemez. Kaynaklar verimsiz kullanıldığı için de enflasyon kronikleşir. Sonra yoksullaşma başlar.

Popülizmin denetimini muhalefet partileri yapar. Ama aynı zamanda tarafsız sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların da halkın sesi olarak bu denetimi yapması gerekir.  

Sivil toplum kuruluşları ya da sivil toplum örgütleri, tarafsız olan toplumsal sorunlara cevap arayan sendika, vakıf ve dernek adı altında faaliyet gösterirler. Ne var ki Türkiye de söz gelimi ticaret ve sanayi odalarını her dönemde  hükümetler doğrudan veya dolaylı yoldan kontrol altında  tutmuşlardır. Mimar ve mühendis odalarının bir kısmı ideolojik çizgide çalışıyor. Vakıfların bir kısmı hükümetler tarafından besleniyor, bir kısmı ise tahakküm altındadır. İstanbul da oturupta İstanbul dışından gelenlerin  her köy için bir-iki derneği var. Bir kısım dernekler de kumar oynatmak için kuruluyor. Bu şartlarda kim kimi denetleyecek?

Sendikalara gelince, her ideolojinin bir sendikası var. Bazı sendika başkanları 30 yıldır başkanlık yapıyor. Değişmiyor. Sendika ağaları öteden beri var. Türkiye de işçilerin yalnız yüzde 12'si sendikalıdır. İdeoloji ve çıkar olan yerde, halkın menfaatleri yoktur. Geçen yıl basın, memur sendikalarının birinin başkanının 26 bin lira maaş aldığını yazdı. Çoğu sendika başkanı sendikayı siyaset yapmak için, milletvekili olmak için, bir siyasi partinin güdümüne veriyor.

Sonuç: Demokrasi ayağımız eksik olduğu için bütün bu sorunları yaşıyoruz. Yanlışı düzeltmek gene halka kalıyor.

…***

Murat Çabas, 24 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Türkiye ekonomisindeki garabet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türk milleti olarak, ülkemizin yaşadığı ekonomik problemleri gerçekten çözebilecek projeye, formüle, modele sahip olan ilim ve siyaset adamlarına fırsat vermediğimiz müddetçe imkânsızlıklarla ve çelişkilerle dolu ekonomi tablosuna devam edeceğiz. Çok uzağa gitmeye gerek yok… Son birkaç günün ekonomi haberlerini okuduğunuzda ekonomideki bu karanlık tabloyu rahatlıkla görebiliyorsunuz.”diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:

…***

Sadece yaşadıklarınızı dikkate alsanız, esasen doğruları görmek için başka bir şeye de ihtiyaç kalmayacak ama insanımız maalesef, kendi yaşadıklarını şahsileştirip, yani "bunu sadece ben yaşıyorum" yanılgısına düşüp, kendisine empoze edilenlerle olayları değerlendirme hastalığına sahip…

Bu sebeple açlık ve yokluk içinde olmasına rağmen, sandıktaki tercihi değişmiyor. Kendisine bu açlık ve yoksulluğu yaşatanlara fırsat üstüne fırsat veriyor.

Asgari ücretli ve emeklilerin, faturalarını ödedikten sonra ellerinde sadece ekmek parası kalıyor. Son 1,5 yılda elektrik faturalarına gelen zamların toplamı yüzde 70'i bulurken, doğalgazda yüzde 53,8'lik bir fiyat artışı yaşandı.

Doğalgaz için kış aylarında ortalama 456 TL, elektrik faturası için ortalama 145 TL, su faturası için de ortalama 100 TL ödeniyor. Dar gelirli bir ailenin kira için aylık 1150 TL ödediğini hesaplarsak, sadece fatura ve kira masrafı 1851 TL oluyor.

Dolayısıyla asgari ücretli için geriye 473 TL kalmaktadır.

Asgari ücretli, kalan bu parayla, 4 kişilik ailesinin mutfak, giyim, ulaşım, sağlık, iletişim, eğitim gibi bütün masraflarını karşılamak zorundadır.

Vekillerimize ve bakanlarımıza tavsiye ediyorum, bir ay denesinler, asgari ücretliye örnek olsunlar(!)

Fatura ve kira masrafı düştüğünde en düşük memur emeklisine kalan para 809 TL'dir. En düşük işçi emeklisi ise kira ve faturalarını ödeyebilmek için 596 TL'ye daha ihtiyaç duymaktadır. Çalışanlar ve emekliler için durum bu…

TÜİK, işsizlik rakamlarını düşük göstermek için birçok yöntem kullanıyor. Bunlardan birisi de iş aramaktan vazgeçenleri işsiz olarak kabul etmemesi…

Resmi işsiz sayısı en son 4 milyon 396 bin kişi, işsizlik oranı da yüzde 13,4 olarak açıklanmıştı. 

Sadece iş bulma umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçenleri bu rakamlara dahil ettiğimizde, işsiz sayısı 6 milyon 571 bin kişi, işsizlik oranı ise yüzde 20,9'a yükseliyor.

Ülkemizde enflasyon rakamı yüzde 15 olarak açıklanırken, zamlar bu oranın kat kat üstünde sağnak halde yağıyor.