Ocak 26, 2020 10:41 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Kanalı bırak depreme bak

Yeniasya:

Komşuluk yerine AVM’ler tercih ediliyor

Star:

Elazığ ve Malatya'da vergi borçları 3 ay süreyle uzatıldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Murat Çabas, 25 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Suni bir takım gündemlerle ekonomik gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılsa da, artık mızrak çuvala sığmıyor. Bütün "resmi" ya da "gerçek" ekonomik göstergeler kırmızı alarm veriyor. Her geçen gün sorunlar azalmıyor, artarak devam ediyor.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) açıkladığı 2019 Aralık dönemi kurulan ve kapanan şirket istatistiklerine göre, 2019 Aralık ayında kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 1,53 artarken, kapanan şirket sayısı yüzde 112,6 arttı. Oranı görüyor musuz?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

...***

Ayrıca bir önceki aya göre, kapanan kooperatif sayısı yüzde 30,88, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı da yüzde 28,15 oranında arttı.

Aralık ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin; 752'si toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 371'i inşaat, 256'sı imalat sektöründe oldu.

Yine bu ay kapanan gerçek kişi ticari işletmelerin 734'ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 398'i inşaat, 179'u imalat sektöründe oldu.

Binlerce Türk işadamı kepenk kapatırken, yabancılar kendilerine verilen bir takım avantajlarla yeni şirketler kurmaya devam ediyor. 

Aynı Aralık ayında 968 adet yabancı ortaklı şirket kuruldu. Bu ortaklı şirketlerin yabancı ortaklık payı yüzde 83,25 oranında oldu.

Kurulan yabancı şirketlerin 99'u anonim, 869'u limited şirket oldu.

Gördüğünüz gibi, her yönüyle verimli, güzel memleketimizde yerli olan kepenk kapatıyor, kendi topraklarında iş imkânı bulamıyor; ama yabancılar alabildiğince şirketleşmeye, ülkemize yerleşmeye devam ediyor.

Bildiğiniz gibi ekonominin durumunu gösteren en önemli göstergelerden birisi de perakende sektörünün durumudur. 

Sektör 15 ay küçüldü, ardından Eylül 2019 gibi bir kıpırdanma süreci yaşadı. Fiyat artışlarının etkisiyle 1,1 trilyon TL gibi bir ciroyu yakaladı.

Yakaladı yakalamasına ama tamamen borç batağı içine girdi. Perakende sektörünün "batak" kredi borçları 2019'da zirve yaptı.

Şirketlerin kepenk kapatmasının nedeni, gelirdeki daralma ve gelir adaletsizliği sebebiyle iç pazarın tamamen bitmesidir. 

Şirketlerin borç batağında olmasının nedeni ise finansa erişimin oldukça maliyetli olması, diğer tüm maliyetlerin de haddinden fazla olması ve de yine iç pazarın çökmesi sebebiyle tahsilatların yapılamamasıdır.

...***

Abdulkadir Selvi, 25 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, " Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı planı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"24 Haziran 2018 seçimlerinde Erdoğan yüzde 52.6’yla ilk turda Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmıştı. Muharrem İnce’nin yüzde 30.6 oy aldığı seçimde, Akşener yüzde 7.3’te, Demirtaş ise 8.4’te kalmıştı. Akşener’in Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin açıklamalarını “şifreli konuşma” olarak takdim etmemin arkasında bu matematik yatıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdiye kadar siyaset seçim sistemlerini belirliyordu. Başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte, seçim sistemi siyasi dengeleri belirler oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda yüzde 50 artı 1 arandığı için ‘Cumhur İttifakı’ ve ‘Millet İttifakı’ diye iki blok oluştu. İttifak sistemi Erdoğan’ın ilk turda kazanmasını sağladı. İttifak sistemi yerel seçimlerde ise muhalefete kazandırdı.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken siyasi dengeleri yeniden okumakta yarar var. Akşener’in “Tekrar cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız?” sorusuna verdiği “Bu milletin, hepimizin nefes almaya ihtiyacı var. Bu seçmenin tekrar mutsuz olmasına sebep olmayız” yanıtını “şifreli” olarak tanımladım ama sizce gayet açık değil mi?

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken AK Parti’nin yeni tabloyu iyi analiz etmesinde yarar var. Muhalefet, yerel seçimlerde kurduğu ittifakla İstanbul, Ankara, Adana, Antalya ve Mersin’i kazanmayı başardı. HDP’nin desteği İstanbul seçimlerinde belirleyici oldu. CHP’nin HDP desteğini korumaya çalıştığı anlaşılıyor. Ekrem İmamoğlu, kayyım kararından sonra Diyarbakır’a gitti. Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu, Diyarbakır’da ziyaret ettikleri Başak Demirtaş’ın İstanbul’daki tiyatro davetine de iştirak ettiler. Dört kadının tiyatro dayanışması fotoğraf karelerine yansıdı.

Bu fotoğraf, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığıseçimine yönelik olarak verildi. Bu bir. İkinci önemli nokta, Akşener’in “2023’te de cumhurbaşkanı adayıyım” demek yerine, “Bu milletin, hepimizin nefes almaya ihtiyacı var. Bu seçmenin tekrar mutsuz olmasına sebep olmayız” diye konuşmasının bir mesaj olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda ileride daha çok şey yazabileceğim ama şimdilik iki soruyu gündeme bırakmak istiyorum:

1- Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüzde 8.4 oranında oy alan Selahattin Demirtaş girmezse ne olur?

2- Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüzde 7.3 oranında oy alan Meral Akşener girmezse ne olur?

...***

Uğur Civelek, 25 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "Tüketici güveni, canlanma sinyali vermiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2020 yılının ilk ayı genelinde yaşanan olağan dışı gelişme ve dalgalanmalara rağmen ülkemizdeki tüketicinin tepkisizliği olumlu düşünmeyi zorlaştırıyor. Ocak ayı Tüketici Güven Endeksi, bir yıl öncesinin aynı dönemine göre değişmemiş; güven bunalımı tüm çabalara ve duygusal şoklara rağmen azalmamış ve yüksek düzeyini korumuş! Söz konusu güven endeksi, 2018 yılı Eylül ayından bu yana genelde 55 ile 60 seviyeleri arasında dalgalanıyor ve canlanma sinyali veremiyor. Bu durumu ve sebeplerini hesaba katmayan yaklaşımların başarı şansı, hızla azalmaya devam ediyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ocak ayı genelinde olumlu ve olumsuz pek çok gelişme yaşandı; bunlar birbirlerini dengelemiş olabileceği için tüketici güveni pek değişmemiş denebilir. Fakat son bir yıl genelinde olumlu veya olumsuzluğun ağır bastığı aylarda da ciddi bir tepki gözlenmemişti. Farklı türden gelişmelere yönelik tepkiselliğin olağandışı sayılabilecek şekilde buharlaşması, görmezden gelinebilecek bir durum sayılamaz. Neden böyle olduğunun olabildiğince gerçekçi bir şekilde ve acilen irdelenmesi, bundan sonra yaşanacaklar açısından hayati önem taşıyor olabilir!

Tüketici güveninin farklı konuların tümüne ilişkin dalgalanmalara tepki vermiyor olması, bundan sonrasının öncesine göre çok farklı olacağı kanaatini güçlendiriyor. Finansal eğilimlerden artık etkilenmiyor, beklentileri düzeltmeye yönelik zorlamalara tepki vermiyor, iç ve dış siyasi gelişmelere kayıtsız kalma eğilimi güçleniyor. Ortalama tüketicinin ekonomisindeki bozulma, tüm hassasiyetleri sıfırlamış olabilir! Bu durum, gelir dağılımı bozukluğunda kritik sınırların fazlası ile aşılmış olduğunu düşündürüyor.

Yoksulluk sınırı ve altında yaşamak zorunda olanların, tüketimleri açısından herhangi bir hassasiyeti olmaz; zira ekonomik olanakları ile zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamadığı için seçme şansları tükenmiştir. Alıştıkları yaşam standardını sürdüremedikleri için gergin ve mutsuz olabilirler. Yarını düşünmek bir çeşit lüks haline dönüştüğü için akıllarını kullanma kapasiteleri ve ilgi alanları farklılaşır. Nasıl ödeneceği belirsiz borçlar, yetersiz ücrete rağmen işsiz kalma korkusu, giderek yoğunlaşan özgüven kaybı birbirini etkileyerek ciddi bir açmaz yaratır.

Gelir dağılımı bozukluğunda kritik sınırların aşılması ve nüfusun yarıdan fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda kalması, kırılganlığı ciddiye alınması gereken ölçüde artıran bir durumdur. Para ve maliye politikası uygulamalarının etkinliği azalır. Finansal eğilimleri olumlu yönde hareketlendirerek bilançoları güzelleştirmek, tüketim ve yatırım eğilimini canlandıramayabilir; bu koşullarda borç-alacak zincirindeki kırılmaların artmasını önleyemeyebilirsiniz. Böylesi bir durumda kurallı piyasa anlayışı içinde kalarak, sadece sorunların ağırlaşmasını ve istikrarsızlığın büyümesini seyretmek dışında pek bir şey yapamayabilirsiniz!

Gelir dağılımı bozukluğu, mevcut kurallı işleyiş içinde kalarak çözülemeyecek türden ve en ciddi sorundur. Görmezden geldiğiniz sürece, herkes olduğundan farklı görünerek bir süre daha birbirlerini aldatabilir; fakat verilen sözlerin tutulması, beklentileri yönlendirmek adına üretilen senaryo ve hedeflerin yakalanması olası değildir. Etkili ve yetkili kesimlerin böyle bir durum olduğunu inkar eden veya görmezden gelen yaklaşımları sonucu değiştirmez.

Tüketici güveninin oldukça düşük seviyelerde salınması, geleceğe yönelik umutların tükenmeye ve sabırların çok zorlanmaya başladığı anlamında olabilir. Rejim değişikliği, faizlerin hızla aşağı çekilişi, indirimli satış kampanyaları veya çılgın projeler türünden şoklar nabzın tekrar atmasına ve hassasiyetlerin geri dönmesine yardım edemiyor! Tokların, açların halinden anlamadığı kanaati güçlendikçe güven bunalımı derinleşiyor!