Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Halkın malı vakıflara hibe edilmiş
Yenişafak:
Elazığ ve Malatya'daki esnaf ve üreticinin zararının giderilmesi için ilgili bakanlıklar harekete geçti
Yeniasya:
Hasarlı binalar korkutuyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 26 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Sosyal medyada deprem yansımaları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Twitter’da yarım milyona yakın izleyicim var ve ben de başta yerli ve yabancı medya kaynakları olmak üzere iki binden fazla hesabı izliyorum; yani Twitter’da ne olup bittiği hakkında oldukça gerçekçi bir izlenimim var. Depremden önce, Sosyal Medya’da gündemin başına YSK’ya seçilen yeni Başkan, bekçilerin kimlik sorma olayları ve MEB’in bir kitabındaki, başı açık kadınları aşağılayan, türbanlı kadınları yücelten çizimler yerleşmişti; elbette deprem bütün konuların önüne geçti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ben depremi bütün haber sitelerinden önce, Twitter’dan öğrendim, sonra da olayları haber siteleriyle birlikte oradan izledim.
Neler gördüğümü (tam sırasıyla olmasa da) belirteyim:
1) Gözüme çarpan ilk tweet’lerden biri benim çok sevdiğim bir kişi tarafından panik yaratılmaması, rahatsız edici fotoğrafların paylaşılmaması konusunda atılmıştı.
2) İkinci olarak, iletişimin sağlanması için, cep telefonlarının ve internetin yoğun kullanılmaması uyarısı yapıldı.
3) Hemen depremzedelerin nerelere sığınabileceklerine ilişkin listeler ve iletişim bilgileri paylaşıldı.
4) Bu arada yanlış olarak bir fabrikanın adresi de (iyi niyetle) belirtildi ve böyle bir olanağı bulunmayan veya olanağını kullanamayan/kullandıramayan fabrikaya gidenler mağdur oldu. Hemen yalanlansa da haberi veren hanım çok üzüldü.
5) İçişleri Bakanı, Sosyal Medya’da panik yaratıcı ve/veya yalan haber ve görüntü yayımlayanların takibata uğrayacaklarını belirtti.
6) Kızılay’ın depremzedeler için SMS ile para yardımı isteği yayımlandı. Bu istek 21 yıldır deprem vergisi alındığı gerekçesiyle büyük tepki yarattı. Bu konudaki bir tweet geri çekilirken, bir Kızılay yetkilisi de bu vergi ile kendilerinin ilgisi olmadığını belirtti ve talebi devam ettirdi. Bu arada Kızılay’ın yaptığı kiralama masrafları ve örgütün içinin boşaltıldığına ilişkin eleştiriler gündeme getirildi.
7) Depremler için kurulmuş olan resmi ve gönüllü örgütler derhal olaya müdahale etmekte olduklarını ilan ettiler.
8) Belediyeler, başta üç büyük kent belediyeleri olmak kaydıyla, yurdun her yerinden yardım konvoyları ve yardım ekipleri yolladıklarını, yollayacaklarını ilan ettiler. Halkı bu konvoylara malzeme desteğine çağırdılar.
9) Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı her türlü yardım için harekete geçildiğini belirtti.
10) Facebook ve Instagram da genellikle bu çizgideki iletilerin (daha az yoğun olarak) paylaşıldığı iki ortamdı. Twitter, güncel olaylarda her iki ortama göre de çok daha hızlı ve yoğun bilgi kaynağı oldu.
Sonuç olarak, bazı olumsuzluklar görülmekle birlikte, Sosyal Medya’nın depremde, çok olumlu bir haberleşme ve yardım fonksiyonu yerine getirdiğini, getirmekte olduğunu belirtebilirim.
Elbette bunda halkımızın sağduyusunun ve yardımseverliğinin üç aşağı beş yukarı Sosyal Medya’ya da yansımış olması önemli bir etkendir.
...***
Mehmet Kara 26 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Erken seçim olur mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Siyasetin gündemini bu aralar erken seçim olup olmayacağı konusu dolduruyor. Normal şartlarda 2023 tarihine kadar seçim yok. Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 2023, mahallî seçimler 2024 yılında yapılacak. Ancak, siyasetteki gelişmelere göre seçimlerin bu tarihten önce yapılabileceği konuşuluyor. Erken seçimin gündeme gelmesinin birkaç sebebi var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Anket şirketlerinin, ekonomideki kriz durumu, dış politikadaki sıkışmışlık başta olmak üzere ülkenin içinden geçtiği sıkıntılardan dolayı bu yıl içinde bir erken seçimin yapılabileceğinin anketlerde ortaya çıktığını açıklamasıyla başlayan tartışma, İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın Meclis ve Cumhurbaşkanlığı sisteminin ikinci yılı dolduracağı Haziran’da erken seçim olabileceğine işaret etmesiyle birlikte erken seçim tartışması hem iktidar hem de muhalefet kanadında çokça konuşulur oldu.
Başka bir gelişme de Meclis’te grubu bulunan AKP, CHP, HDP ve İYİ Parti gibi partilerin yakın zamanda kongrelerini yapacak olması. Demokrat Parti’de kongresini önümüzdeki ay yapacak. MHP’de ise kongrenin 2021’de yapılması bekleniyor. Dört parti de ilçe-il kongreleri ile teşkilâtları, seçimli büyük kongrelerle merkezi yönetimlerini yenileyecek.
AKP’nin kongre tarihini bir yıl öncesine alması, mahalli seçimlerde büyük oy kaybı ve büyükşehirlerden neredeyse tamamını kaybetmesine bağlanırken, teşkilât ve genel merkez yönetiminin değiştirilmesine de fırsat (!) oluşturacak. Partili cumhurbaşkanlığı sisteminde Cumhurbaşkanın aynı zamanda parti genel başkanı olmasından dolayı “sıkıntıların” olduğu da görülüyor. Burada muhtemel bir seçimde Erdoğan’ın 3. defa cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusunda hukukçular arasında görüş ayrılığı var. Ama burası Türkiye! Zaman ne gösterir bekleyip görmek lâzım.
Bu arada Yüksek Seçim Kurulu’nda Başkan Sadi Güven ile birlikte 6 üyenin görev süreleri doldu. Görev süresi dolan üyelerin yerine seçimler yapıldı. Güven’in veda ziyaretlerinde yaptığı çıkışlar ile tam da erken seçim tartışmaları yapılırken, YSK’nın seçime girebilecek yeterliliğe gelen partilerin listesini güncellemesi ve seçime 15 partinin gireceğinin açıklanması da dikkat çekiciydi. Bu durumda Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi ile Babacan’ın kuracağı parti seçime giremeyecek. Bu partiler seçime girebilmek için başka formül arayışına girecektir.
...***
Taha Akyol, 26 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "deprem ve ötesi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Yer bilimleri uzmanı Prof. Dr. Naci Görür dört ay önce Elazığ çevresinde büyük bir deprem olacağı uyarısında bulunmuştu…Maalesef hocanın bilimsel tahmini gerçekleşti.Kendisi de Elazığlı olan Prof. Naci Görür, daha önce Elazığ için projeler hazırladıklarını ancak TÜBİTAK ve DPT tarafından reddedildiğini de derin bir teessürle açıklamış bulunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Prof. Görür aynı fay hattında “1874 yılında 7.1, 1875 yılında 6.7 büyüklükte iki deprem” olduğunu hatırlatıyor:
“Doğu Anadolu Fay (DAF) hattında uzun süredir deprem olmamıştı… Elazığ depremiyle DAF uyanmaya başladı…”
Demek ki arkası gelecek!
Tabii insan “beklenen İstanbul depremi”ni ve yine tedbir alınmadığını düşünmeden edemiyor.
Bizans’tan beri büyük depremlere sahne olan İstanbul’da da 1776 ve 1894 yıllarında korkunç yıkım ve can kayıplarına yol açan büyük depremler olduğunu hiç unutmamak lazım!
Kuzey Anadolu Fay hattının 7 büyüklüğündeki depremlerle enerjisini boşalttığını belirten Prof. Naci Görür hemen ekliyor: “İstanbul hariç!”
İstanbul depremine yol açacak fay hattında enerji birikmesi devam ediyor; büyük bir depremden endişelenmemek mümkün mü?
Zaten aksini söyleyen tek biliminsanı yok.
Bütün yerbilimciler “beklenen büyük İstanbul depremi”nden bahsediyor. Bilinmeyen sadece tarihi…
Ama Elazığ’da beklenen deprem konusunda Prof. Görür arkadaşlarının hazırladığı projeyi TÜBİTAK ve DPT’nin reddettiğini görünce, bundan sonra Türkiye’nin bütün fay hatlarındaki “beklenen depremler” konusunda endişe duymamak mümkün mü?
İstanbul’da bırakın tedbiri, bazı binaların ve altyapıların güçlendirilmesi dışında, ciddi bir tedbir alınmadı. Aksine deprem toplanma alanları imara açıldı! Rant dinamiğiyle ekonomiyi çevirmek için betonlaşma teşvik edildi, bunun sonucu olarak nüfus yoğunluğu feci derecede arttırrıldı.
1999 Gölcük depreminden sona, İstanbul nüfusu 2000 yılında 9 milyondu, 2019’da 15 milyona çıktı!
Şimdi “Kanal İstanbul” projesiyle betonlaşma devam edecek!
Yetkililer “Kanal çevresinde yerleşecek nüfus 500 bini geçmeyecek” diye teminat veriyor!
İstanbul coğrafyasında yeni 500 bin nüfus?!
Halbuki düzenli ve denetimli “kentsel dönüşüm” projeleri de fazlasıyla rant yaratırdı.
Ama dayanıksız binaları olduğu gibi bırakıp kanal kazacağız!
Halbuki Anadolu’da cazibe merkezleri olacak sanayi bölgelerini kuvvetli teşviklerle desteklemek hem dengeli nüfus dağılımı bakımından zorunlu idi hem endüstriyi geliştirmek için…
Aksine, inşaatı körüklemek İstanbul’u kalabalığa ve betona boğdu, “İstanbul’a ihanet ettik.”
Elazığ ve Malatya’da yaşanan yıkımda yine düzensiz ve denetimsiz kentleşme faktörü facialar halinde ortaya çıktı. TV’lerlde, internet sitelerinde sağlam yapılar arasında tamamen kum ve tuğla yığınına dönmüş apartmanlar görülüyor.
Tamamen denetimsizlikten kaynaklanıyor bu facialar.