Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Japonya’da karantinaya alınan gemide 10 kişide virüs saptandı
Yeniasya:
ÖSYM, 2020 YKS kılavuzunu yayınladı
Milli gazete:
Hükümetin yeni vergisi davalık oluyor!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 5 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Krizi inkâr çare mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sonradan aksini söylemiş olsa da Kiğılı A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı’nın yaptığı kriz değerlendirmesi kayıtlara geçti.
“Perakendenin en zor dönemine girdik” tesbitinde bulunan Kiğılı’nın, “Bundan daha büyük kriz görmedik” demesi bazılarını tedirgin etti. Kiğılı, son beyanında bilmana ‘her şey yolunda’ demiş olsa da ‘4 ay önceki yorum’unu unutamayız. Kiğılı ile ilgili tartışma başlatan ‘eski’ haberde şu bilgiler var: Abdullah Kiğılı, Türkiye’de sadece hazır giyimin değil ticaretin de duâyenlerinden biri. Abdullah Kiğılı, “Perakendenin en zor dönemine girdik. Sektörde 54’üncü yılımı yaşıyorum. Bundan daha büyük kriz görmedik. Önümüzdeki 5 yıl boyunca her yıl AVM’lerin yüzde 5’i kapanacak” diyor. Bu sektör bitiyor. Sektörün geleceği iki iş üzerine kurulu. Yurt dışı ve e-ticaret” diyor."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Kiğılı, “Şu an nasıl bir dönemden geçiyoruz?” sorusuna şöyle cevap vermiş: “Perakendenin en zor dönemine girdik. Bundan sonrası zor ve artık büyüme de yok. Yeni açılacak AVM’ler olmayacağı gibi yeni markaları da görmeyeceğiz. Avrupa’dan da yeni markalar gelmeyecek, Türkiye’den de yeni marka çıkmayacak. (...) Nasıl dünyada lüks markaların satışları ekonomik sebeplerle geri gidiyorsa, Türkiye’nin de lüks markaları kaldıracak hiç gücü yok. Gelenlerin de bir kısmı yakın bir gelecekte gidecek. Yabancı lüks markaların yarısı Türkiye’den çıkar. Bu pahalılıkla, bu fiyatlarla, dolar ve Euro’nun mevcut sistemiyle alış veriş yapmanın imkânı yok. Bugün mağazalarımızda yapılan alış verişin yüzde 82’si banka ve kredi kartlarıyla yapılıyor.”
Abdullah Kiğılı’ya göre alış veriş merkezlerini kötü günler bekliyor: “Önümüzdeki 5 yıl boyunca 450 AVM’nin her yıl yüzde 5’inin kapandığını göreceğiz. Doğu ve Güneydoğu’da gidecek 10 tane şehir var. Türkiye’nin 81 ilinin 71’inde AVM var. O 10 ile de zor AVM yapılır. Yapılsa bile o kadar küçük metrekareye yapılır ki içindeki mağaza sayısı taş çatlasa 25-30 tane olur. AVM işinde gelecek yok.”
Hazır giyimin döviz bağımlılığı sorusunun cevabı da şöyle olmuş: “Üç ana hammadde var. Birincisi yün, ikincisi pamuk, üçüncüsü polyester. Bunların üçünü de ithal ediyoruz. Üç ana hammadde de dövizle alâkalı, enerji zaten öyle. Geçen yıl Ağustos ayında maliyetleri yaparken 4,90 olan Euro’yu şimdi 6,50 ile çarpıyoruz. Aradaki fark böyle. (...) İşin tuhafı kimse burnundan kıl da aldırmıyor. (...) Ayakkabı piyasası darmaduman oldu. Kaç tane ayakkabı markası kapandı. Erkek giyim markalarının yarısı elenir. Küçük markalar gidecek hiç ummadığınız markalar da ciddî anlamda küçülecek.”
Karşımızda böyle bir tablo varsa, buna dikkat çekene mi yoksa bu tablonun meydana gelmesine sebep olanlara mı kızılır? Bazıları kolay olanı tercih edip tabloya dikkat çekene kızıyor. Türkiye’yi idare edenler, problemlere dikkat çekenlere kızmak yerine çözüm yolları aramalı. “Sıkıntı yok, işler yolunda” diyerek krizi inkâr etmekle sadece millete fenalık yapılmış olunur.
...***
Erinç Yeldan 5 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Enflasyon yeniden"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak ayına ait enflasyon istatistiklerini yayımladı. TÜİK’in hesaplamalarına göre tüketici fiyatları ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1.35; 2019’un ocak ayına göre yüzde 12.15; yıl boyunca on iki aylık ortalamalara göre ise de yüzde 14.52 artış gösterdi. TÜİK’in enflasyon hesabında kullandığı “tüketici sepeti” içerisinde yüzde 22.77 ile en yüksek ağırlığa sahip olan Gıda grubundaki fiyat artışları ise son on iki ayda ortalama yüzde 17.70 artış gösterdi."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
On iki aylık ortalamalar bazında bakıldığında, tüm 2019 boyunca, gıda fiyatlarındaki yüzde 17.79’luk artışı, yüzde 17.21 ile ev eşyası ve yüzde 16.78 ile sağlık harcamaları kalemleri izliyor. Yani tüketicileri en yakından ilgilendiren ve toplamda yüzde 34 paya sahip olan bu temel kalemlerin fiyatlarındaki artış 2019 boyunca ortalama yüzde 17’yi aşmış durumda.
Aylık enflasyon oranları 2019’un temmuzundan sonraki dört boyunca sanki düşme eğilimi içerisindeydi. Bunun ise son derece basit bir nedeni vardı. Bir önceki yıl aynı aylarda enflasyon çok yüksek çıkmış ve dolayısıyla o dönemin yüksek baz etkisi nedeniyle yaşanmakta olan fiyat artışları oransal olarak sanki yavaşlıyormuş etkisi yaratmıştı. İlkokul aritmetiğinin büyüsü...
Ancak, ekim ayından bu yana geçen dört ay boyunca enflasyon oranlarının yükseliş içinde olduğu görülmekte. Enflasyon, bu köşede defalarca vurgulandığı üzere, ekonomideki mal ve hizmet ve işgücü piyasalarındaki dengesizliklerin ve yapısal nitelikli tıkanıklıkların tezahürüdür. Türkiye’de de enflasyon sistemik nitelikli olup süregelen ekonomik ve siyasal krizin sonucudur. Bu haliyle de ne Merkez Bankası’nın sıkı duruş ve benzeri ezoterik söz oyunlarıyla ne de “enflasyonun nedeni faizlerdir” türünden iktisat bilimi dışı söylemlerle aşılabilecek niteliktedir.
Türkiye’de enflasyon ile birlikte süregelen yüksek işsizlik; ithalata (özellikle enerji ithalatına) bağımlılık; tekelci / oligopolcü yapılarda hüküm süren taşeron sanayi ve denetlenmemiş spekülatif finans ve rant oyunlarının yarattığı istikrarsızlık ve belirsizlik ortamı, siyasi ve hukuksal krizler ile bütünleşmiş ve sistemik bir kriz haline dönüşmüş durumdadır. Bu savlarımızı dile getirecek birçok veriden sadece birisini sergileyelim: sanayi üretimindeki dalgalı yapı ve istikrarsızlık.
...***
Taha Akyol, 5 Şubat tarihli Karar gazetesinde, "Ey adalet"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yargı bağımsızlığı ve hele de kuvvetler ayrılığı kavramının çok bilinmediği yıllarda bu değerleri savunan saygın bir hukukçu vardı: Osman Nuri Köni.Demokrat Parti (DP) lideri Celal Bayar’ın kuvvetler birliğini savunduğu yıllarda, Osman Nuri Bey kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığını savundu, yılmadan, usanmadan…Meclis’in 19 Şubat 1947 günlü oturumunda Osman Nuri Bey kürsüdedir. Partili Adalet Bakanı’nın yargıçlar üzerinde etkili olmasını eleştirerek şöyle konuşuyor:“Adalet kuvveti yalnız bir partinin değildir. Bütün bir milletindir, milletin sinesinde yaşayan bir kuvvettir, her zaman bitaraf kalması ve istiklâline (bağımsızlığına) hürmet edilmesi lâzım gelen bir müessesedir.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
1884 İzmir doğumlu Osman Nuri Bey hukuk okudu. Yargıtay üyeliğine kadar yükseldi. 5 Şubat 1953’te vefat etti. Siyasi hayatında mevki ve makam için hukukçuluğunu unutmadı, daima hukukun üstünlüğünü savundu.
Merhum Köni, emekli olduktan sonra DP’nin kuruluşunda yer aldı. Şaibeli 1946 seçimlerinde İstanbul mebusu seçildi. Celal bayar çizgisiyle anlaşamadı, arkadaşlarıyla birlikte Millet Partisi’nin (MP) kuruluşunda yer aldı.
Daima kuvvetler ayrılığını, hukukun üstünlüğünü, o zaman “adli istiklal” denilen yargı bağımsızlığını savundu.
Başka konularda da Bayar’la anlaşamayan Köni ve arkadaşları kuvvetler ayrılığını savundular.
27 Aralık 1947, Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken Köni kürsüdedir. Hakim ve Savcıların sicil ve atama işlerini yürüten kurulların başında Adalet Bakanı’nın bulduğunu anlatarak diyor ki:
“Hakimler kanun metinlerinde bağımsızdır fakat hayatın gerçeğinde değildirler. Tayinlerini bakan yapar. Felaket buradadır… Hakim teminatı yetersizdir… Bir teşekkül, bir şahıs ki, mukadderatı başkasına bağlıdır, başkasının elindedir ona bağımsız diyebilir misiniz?!”
Aradan 73 yıl geçti, 2020 yılındayız, “Yargı Reform Stratejisi”nde törenle ilan edildiği halde “hakimlere coğrafi teminat” kanunu hâlâ ortada yok.
Kararları beğenilmeyen yargıçlar hâlâ o ilden öbür ile bir gecede atanıveriyor! HSK’nın başkanı da yine Adalet Bakanı’dır.